Sunday, March 25, 2007

28 yas muhasebeleri

Bir kac gundur bu sayfaya ne yazabilirim ya da ne yazamam, daha da onemlisi yazmali miyim yoksa yazmamali miyim onun dusuncesi icindeyim. Bir zamanlar, daha dogrusu ODTU'de son senemde, o devirler samimi oldugum bir arkadasimin verdigi gazla, cogunlukla asiri derecede sIkIci tiyatro oyunlarina gitmekteydik. Gittigimiz oyunlardan biri de "Paravanlar" idi. Karanlik mi karanlik, sikis tepes bir salon, gorsellikten uzak, sembolizmin doruklarinda, , absurd olabildigince absurd bir piyes. Iki seyden nefret ederim, sikisik nizam oturmak ve absurdlugun de dibine vurmak... Cok gercekci biri degilim, bilakis gercek de bana cok zevk vermez... Neyse, sadede gelelim, arkadasla oyunun verdigi ilk arada hatt arayi bile beklemeden ozur dileye dileye bi kac kisinin pabucunu cigneyerekten ciktik ve hala sesimizin duyulabildiginin farkina varmadan "hayatimin en kotu tiyatrosuydu, bi daha senle bir oyuna gidersem iki olsun" diye arkadasima yorumumu ilettim. Umarim duyan oyuncularin morallerini bozmamisimdir. Gelmek istedigim nokta su ki, oyunu yazan "eleman", ki simdi ismini arama noktasinda fazlasiyla useniyorum, alnimdan zaten ter damliyor, havalar fazlasiya isindi su aralar, gelen elestrilerin fazlasi ile iyi olmasindan dolayi toplumdan "kaybolmus" ve uzunca sure bir daha hic bir sey yazmamis. Hayatta hic bir guzel sozden hoslanmayan biri olarak "eleman"in duydugum zaman ilk olarak garipsedigim bu davranisina simdi hak veriyorum. Nasil mi? neler hissettigini az cok ben de kafamda kurabiliyorum.

Gelmek istedigim yerin yakinina bile yaklasamadan bir koca paragraf yazdim. Oysa orta okulda kompozisyon dersinden de Turkce yazililarinda 30 puanlik kompozisyonlardan da nefret eden biriydim. Sevmiyorum; giris gelisme ve sonuca, bir anafikre bagli kalmaya, herseyi once kurgulayip sonra cevresinde bir yazi ormeye... Hepsine uzagim. Hayatim, yasam tarzim, yaptiklarim: hepsi plansiz, hepsi de icimden geldigi gibi, hepsi de icimden geldigi icin... Icimden gelmeyen ya da zamanla ilgimi kaybettigim ama bir sekilde yaptigim seylere kendi oz cocuklarim gibi bakamiyorum. Onlar uvey evlatlarim; hayat verdigim degil bulanti ile kustugum 'sey'ler. Bana hayat katan degil hayatimdan alan "alien" lar. Lakin hayat kurgulu, duzenli insanlari sever... Az dusunen, fazlacana tatmin olmus, ya da tatminsizligi tatmamis, kisaca robot insanlar... Kenarda kosedeki bir fabrika iscisi degil her zaman, beyaz yakali bir insan da olabilir bu robot. Ihtirasina, egosuna yenik her insan, ya da teslim disinda alternatifi olmayan, veyahut cevresinde ne olup bittigini idrak etme yetenegini elinden aldigimiz, daha dogrusu hic vermedigimiz, kolelestirdigimiz varoslar... Varoslastirdigimiz oturma, yok ettigimiz calisma odalarimiz...

Her dogum gunumde olur bu haller bana. Eskiden yatili okuldayim diye kutlamazdim, ondan once de dersim ya da dershanem oldugu icin. Sonra unuttugum icin, belimi kiran calculus'a calismam gerektigi icin, cagiracak arkadas bulamadigim icin (yurtlarda yasamanin ve en yakin arkadaslarinizi Turkiye'nin 4 kosesinden secmenin bir cilvesi), kutlamayi gereksiz gordugum icin, kutlanacak bisey goremedigim icin, en sonunda da harbiden bunlarin hepsini bir anda yasadigim icin kutlamiyorum. Onun yerine tam aksi turden, ama yapilmasi gerekli birseyi yapiyorum. Bir sene boyunca ne yaptim, daha dogrusu bunca yil sonunda elimde ne var, nereye geldim muhasebesi... Dogum gunumden bir gun once salak bir reviewer (hakem) EJOR'a gonderdigim makalem hakkinda hayatimda gordugum en salak ve en Turk isi yorumu yazdigini, yine ayni gun Ingiltere ile yaptigim mulakatin kotu gectigini soylemeye gerek var mi? Cumartesi gunu beni ziyarete gelen iyi insanin bile benim icin degil karisinin burda yapmasi gereken bir is oldugu ve kendisinin de yapacak birseyi olmadigi icin bana katlandigini bilmek... Cok mu zalimim? Bugun beni arayan ablami paylamak? Evet zalimim...

28 yas... Donup geriye bakinca neredeyim ve ne yapiyorum sorularina verilemeyen cevaplar. Harbiden ben ne yapiyorum? Doktora benim hayalim degildi; belli ki bana bisey de kazandirmayacak. Peki o zaman neden burdayim? Neden yapmak istedigim seyi artik yapmiyorum? Ki yapmami engelleyecek sadece 21 gunluk bi sebep kalmisken...

Hayatta buyuk laf etmemeli. Hala aklima geldikce ara sira icimi kemiriyor: Sinan Hoca'ya soyledigim laf " Hocam, hic bir sey olamazsam akademisyen olurum!"... 2001 senediydi, yas 22. Ve simdi yas 28, ve ben bu sene akademisyen olmaya hak kazaniyorum...

Darisi kimin basina?

Siz okuyanlar... Sizlere daha ferah ve mutlu bir 28. yas gunu dilerim...

Turquoise