Monday, April 2, 2007

Dusunmek ve Mr.Paul

Dusunmek tehlikeli benim geride biraktigim ulkemde. Her an nereden gelecegi belli olmayan bir yaftanin butun ifade etmek istediklerinizin onune gecip sizi olmadiginiz bir insana, kiyisindan kosesinden gecmek istemediginiz bir soyleve cevirmesi isten bile degil. Buna mani olmak icin dilin tum inceliklerine, hitab sanatinin, yazin ilminin tum inceliklerine sahip olmaniz da faydasiz... Aksi fikrinize sahip, belki de sizden basit sebeplerden dolayi hazzetmeyen ama sesi sizinkinden daha cok duyulan, muhtemelen de daha cacaron; oligarka daha yakin, baska bir deyisle de "daha beyaz" bir Turk'un sizi elinde lastik hamur gibi evirip cevirip istedigi gibi sekil verip kitlelere oylecene tanitmasi isten bile degil. Bakin hele su cevrenize: sizi begenmeyen bir insan uzerine tum "Aydin Insan" , "Kalem Efendisi", "Universite Hocasi" veyahut en basitinden "Mebus" cuppesini gecirip hakkinizda '' 'urun kellesini" diye hukmetmesine mani olan bir sey var mi?

Icinde ne cumhurdan ne de halktan eser kalmamis, tabela romantizmi ile hayal alemi arasinda gidip gelen bir partimin milletvekili gecenlerde kendi gibi dusunmeyen insanlari siniflandirmis, cok da bonkor davranmis ve genel bir "boluculer" sinifini neredeyse evrensel kume boyutlarina kadar sisirmis. Ya biz ya onlar, veyahut Bush'cu bir soylem ile "Bizden degilseniz onlardansiniz"... Velhasil Turkiye'de dusunmek, fikir uretmek, beyan etmek, her baba yigidin harci degil... Mayin tarlasinda hadsiz hudutsuz bir maraton kosmak gibi... Gun gelip saginizda solunuzda patlayan bombalarin, uzerinizi basinizi cizen sarapnellerin sorgulanacagi degil; neden kostugunuzun sorgulandigi bir ulke. Yerinizde oturmalisiniz, kosmayin, neyinize gerek... Sizin icin kosan birisi vardir. Evinizde TV'nizin karsisinda sari paketinden acilip demlenmis cayinizi yudumlayin, dizinizi seyredin, arada bir moda dergilerini karistirin, hafta sonu da son dedikodulari tekrar tekrar seyredin. Ama dusunmeyin. Dusuneni kurt kapar.

Aklima Hrant Dink geliyor. O da bir baska mayina basip maratonunu bitirdiginde arda kalan sey kaldirimdaki kan sizan ceset, uzerindeki iki parca gazete kagidi ve hepsinden onemlisi tabani delik bir ayakkabi... Ne cok sulandirdik meseleyi... Yigidin hayat boyu hangi ideal icin kostugu, hangi mayinlardan sektigi, hangi sarapnellerin kendini orseledigini, butun bunlarin nedenini biraktik da bir kismimiz derin ve kor bir romantizm icinde cocuklarini guvenlik icin yurt disindaki okullarda okutmak zorunda kalan bu fedakar ve cefakar babanin cektigi yokluga odaklandik. Hey gidi Turk milleti, iste neden batiya ait olmadigimiz ve olamayacagimizin portresi... Biz izdirabi, drami buyuturken merhumun fikriyatini es gectik; kendisi ile beraber eserlerini de topraga defnedip iki slogan esliginde evlerimize dagildik. Dunden gelen problemlerimiz olduklari gibi gurbuz ve dipdiri ayakta... Onlari es gecip belki baska bir maraton kosucusu muvaffak olur da az uz bir vesile cozer diye gelecege emanet biraktik. Katil Hrant'i kafasindan vururken, biz de ayakkabisinin tabanindan vurduk...

Gecen hafta sonu 70 yasini devirmis eski toprak Paul amcanin evine gittik. Ikinci cihan harbine sahit olmus, ABD'nin en guclu donemlerini, Vietnam'i, Soguk Savas'i, Kruscevler'i, Brejnevler'i gormus, Kissenger'i izlemis, Kennedy'e yas tutmus bir insan. Okumus, hayat boyu kitaptan, hayatin degisiminden, teknolojinin gelisiminden kopmamis; her dem kendini ve dimagini zinde tutmanin; ayni zamanda inancini guclendirmenin geregine inanmis bir genc insan. Onunde saygiyla egilecegim bir dimag... Evindeki onca guzellik, ki kendisi bir lambali radyo ve antika saat tutkunu, bir yana, beni etkileyen sey hayata o yasta simsiki sarilmasi. Benimle politika konusup bunun ardindan "bak bunlari bilmiyordum, ogrenmis oldum, ufkumu aydinlattin" diyebilme buyuklugune sahip olmasi asil beni etkileyen. Turk insanima bakiyorum: Ordan burdan devsirme, beton kadar saglam ve egilmez bukulmez fikirler yiginina sahip, dik basli, var olabilmek icin ortaya birsey koyamamanin eksikligini baskalarinin geldigi yerlerin uzerine basip da yukselme arzusu ile yanip kavrulan insanlar butunu.. Bunu yaparken komik, mantiksiz, celisken olabildiginin farkina bile varamayan; iletisimin bagrisma ile ozdes olmadigini idrak edememis, iletisimin gayesini ogrenmek ve rafine olmak yerine alt etmekten ibaret zanneden bireyler... Cehaletin diploma ile tastiklendigi bir egitim sistemi... Paul amcaya da soyledim, Pink Floyd'un meshur cagrisini haykirmak geliyor ulkemin egitimi icin " We dont want ur education". Evet, ilerde cocugum olursa ulkemin tuketici ve yok edici egitimi ile sekillenmesini istemiyorum dimaginin...

Ben nerde basladim yazmaya ve nereye gidiyordum... Fark ettim ki ABD'de beni en cok etkileyen iki seyden biri ogrenmeye ac ve hazir insanlar ile ogrenme surecini saygi ile butunleyebilen bir anlayis. Yasamin her noktasinda az ya da cok bir saygi. Sadece almaya degil vermeye de hazir ve razi insanlar. Doguda ise almayi vermekten ustun goren, vermeyi "kerizlik" ile ozdeslestiren bir yasam tarzi...

2.5 yil olmus, araba kullanali. Kornami sanirim 3 kere kullandim: ilki arabami ilk aldigim gundu. Son bir senedir korna duydugumu hatirlamiyorum. Gecenlerde Tahran ve Bombay'dan trafik videolari gordum. Bir ulkenin insaninin vermeye almakla kiyaslandiginda ne kadar hazir oldugunu gormek; bir toplumun ne oranda uzlasma toplumu oldugunu idrak edebilmek icin trafigi gozlemlemek yeterli. Irkci degilim; ama anglosakson-germen toplumun yakaladigi zirve olan ABD uygarligini sanirim Latinler, Hispanicler, Asyalilar olarak topluca dinamitliyoruz...

Mr. Paul, umarim uzun yasar ve kendisinden yeterince faydalanabilirim. Ikinci Dunya savasi ve ABD Sivil Savasi hakkinda kendisinden ogrenmem gereken cok sey var :)

No comments: