Tuesday, May 29, 2007

Bu yola ne diyerek cikmistik...

97 senesinde ODTU'ye basladigimda kaldigim Hiziroglu yurdunda bizim kata bakan bi hademe vardi. Bizim kata bakmasi gereken ama isini pek yapmayan iki hademe bir donem icinde kovulduktan sonra bu sarapci gorunumlu, 45 yaslarinda, yuzu kirmizi, derisi kirismis, kisa, zayif, cakir gozlu adami bulup getirmislerdi. Halinde bir teslim olmusluk, yenilgiyi kabullenmislik hali vardi. Gozlerinden alev parlayan yagiz, atesli, delikanli Anadolu genci oldugu zamanlari hatirlatan hic bir detay yoktu uzerinde. Belki yillar once sarap masalarinda yitip gitmisti sagliyi ile beraber. Kisin mutemadiyen oksururdu. Muhtemelen kisa Maltepe ya da Birinci tuttururdu. Halinden yoksullugu belli olsa da bakislari ile bunu teyid etmezdi. Aslinda kimsenin gozune bakmazdi; bakislari hep boslukta takilir kalir, bir yere ulasmadan buhar olur karisirdi havaya sanki. Hep dusunceliydi. Yurdun gunduz bekcileri gibi yavsak ve acikta bulduguna saldiran bir hali de yoktu. Az az, ama uzun sure gozlemledim sanirim onu. Az biraz da konustuk. Tras makinam ilgisini cekmisti. Kullanmak istedi, "adetim degil, babama bile vermem, kusura bakma" dedim, hafif darilir gibi oldu, pek fazla hatirladigim bir muhabbetimiz de yok. Yurttaki geri donusum kumbaralarindan, sagdan soldan, odalardaki cop kutularindan aluminyum mesrubat ve bira kutularini toplar, sonra ardina bastigi porsumus ayakkabilari ile bunlari ezip cop torbalarinda biriktirirdi. Aluminyum hurdasi iyi para edermis. Gazete de topladigini sonradan ogrendim. Ne var ne yoksa toplar satmaya gotururdu. Sonradan aluminyum isindeki potansiyeli goren yurdumun nefret ettigim yavsak bir bekcisi (ki kendisi yil basinda annemler aradiginda benimle gorusturmemisti, sene 99) tum kutularin uzerine tek basina konabilmek icin onu yurttan attirdi. Daha sonraki yurt gorevlilerinde bu adamin uzerindeki hali hic goremedim. hele son sinifta kaldigim yurttaki temizlikcinin cep telefonu benimkinin 3 kati kadar pahaliydi. Anlam veremedim.

Neyse, bu eski temizlikcimiz bana mes'ul oldugumuz toplumun o en dibindeki insanlari hatirlatirdi, daha dogrusu unutturmaz, bilakis bilincime kazirdi. Universitenin ilk doneminde cevap bulamadigim "neden" sorularimin bir kismina bu adami gozlerken cevaplar turetmistim. Neden burdayiz, neden bu kulfeti cekiyoruz, neden su anda kantinde piyasa yapip kampuste kiz pesinde kosmaktansa (okulun en favori iki kantininden birisi bizim yurdun altindaydi) calisma salonunda (CS) oturup kic buyutmeyi tercih ediyorum?

Iki cevap vardi... Dunyaya ve otesine bakan iki cevap. Bu adam iste bana dunyaya bakan cevabi bulma noktasinda yardimci olmustu: "Bu insanlardan sorumluyum, bana verilen meziyetleri bu insanlarin maaslarindan kesilen vergilerle ayakta duran bir kurumdan aldigim egitimle mukemmellestirip yine bu insanlara fayda ureterek kullanmaliyim"... Oteki cevab akil ve mantiktan ziyade tasavvufa bakar biraz... Icine girmiyeyim.

97'den 2007'ye... Aradan 10 sene gecmis. Ve ben o iki cevabi da artik daha az aklima getiriyorum.

Ruhta erozyon bu olsa gerek...

1 comment:

Murat Ozdemir said...

sonuclardan sen mesul degilsin, niyet onemli olan