Wednesday, May 9, 2007

Sanal gerceklik, gercek sanallik, ya da sanal alemde salaklik


Kafamin calismaya basladigi zamanlarda cok olan sey, kafamin hemen dagilmasi ve normalde o anda dusunmemem gereken seylere odaklanmam, ya da kendimi odaklanmis bulmam... Ha bire mail gelmeyen accountlari kontrol etmek...
Neyse, dun aksam karnimi biseylerle doldururken aklima ne geldi... Bir deney hatirliyorum: Deney maymunlarina kokain ya da yemek veriliyor. Daha sonra opsiyonlar kokain veya sex olarak genisletiliyor. Keshlesen maymunlar bir sure sonra kokaini hem sex hem de yemege tercih ediyolar, acliktan olme sinirinda olsalar bile! Dusundugum sirada biseyler yedigime gore benim icin bir sorun yok... Simdilik...
Olayi biraz derinlestirince aklima balici, tinerci cocuklarin durumu geldi. Acliktan kivranan bu sokak cocuklari, caldiklari cirptiklari, ellerine gecen yegane parayi baliye, uhuya, kisaca ucmaya yatiriyolardi. Roportaj yapan zat soruyor: paranizla neden gida almiyorsunuz? Ucma arefesinde ya da alana yeni inmis genc cevapliyor: Abi biz zaten bunu cektik mi cigerimize karsimiza padisah sofralari aciliyo, kendimizi sicak bir evde, sarayin ortasinda buluyoruz. Parayla alabilir miyim bunca seyi?
Sonra aklima bir baska TV oyunu fragmani geldi. (Kesinlikle TV oyunu oynamam, en son ablamlarin Playstation 2'sini biraz oynamisligim var, ama konsol denen seye acikcasi gicik kaptim). Oyuncular sanal alemde lux villalar dosuyolar; istedikleri oto, bike, imaj, kadin, kisaca gunumuz toplumunun tum yukselen degerleri onlerine seriliyo. Kisaca liseli ve daha erken donem gunumuz amerikan bebeleri bu oyunun basindan kalkip da daginik odalarina, evlerindeki mikrodalgada isitilmis junk food'a, okulda her kiz tarafindan reddedilmeye mahkum overweight hayatlarina donmek istemiyorlar.
Biraz daha dusundum, zaman gani ya... Kendi hayatimda acaba buna benzeyen ya da bunu andiran biseyler var mi? Daha dogrusu kendime ait ozgun bir hayatim var mi? Ikinci soruya girmeyeyim. Ama ilk soru konusunda bir anda once suphe, sonra da dehsete dustum. Evet, TV denen kutu bizi sahip olmadigimiz hayatlarin icine cekip goturuyor, baskalarinin, cogu zaman uretilmis hislerini paylasmamizi sagliyor, icinde bulundgumuz ani tam olarak fark etmemizi ve ana karsi hizli reflexler ureterek durumumuzu iyilestirmemizi engelliyor. Reflexsiz, hissiz, algisiz, depresif bireyler haline geliyoruz. TV'deki gibi sevmek, TV'deki gibi sevilmek, TV'deki gibi gorunmek, TV'deki tiplerden biri ile zaman gecirmek, oyle yasamak, oyle olmek idealimiz haline getirilirken TV kendi basimiza erisemedigimiz hedefleri bize gorsel olarak sunarken bir hayal aleminin icine cekip goturuyor bizleri. Boylece ideal icin gayret gostememize de gerek kalmiyor, zira o hemen bir tik, bir klik otede... Bir amerikali yetiskin dert yaniyor: kizim porno yildizlari gibi sexs yapamazsa erkek arkadasinin onu terk edecegini zannediyor! Internetin ne farki var? Sanal arkadasliklar, sanal hayatlar, sanal yalanlar, sanal asklar, sanal kususmeler...
Hayat ekranin otesinde, koltugun haricinde... Hayat ayakta durmayana, yurumeyene gelmiyor. Kendini acmiyor. Olmemek icin surekli "tirmalamak" gerekiyor.
Bense yorgunum... Neyin yorgunlugu? Bir hayati surdurememenin yorgunlugu...

No comments: