Saturday, June 30, 2007

paradoks, olmak ya da olamamak



yukardaki resim kadar olmasa da bir paradoksun icine dusmus haldeyim. Yillar evvel, hatta tam tarihini verecek de olursam 29 Agustos 2001 tarihinde (ameliyat oldugum gunun bir gun evveli oldugu icin iyi hatirliyorum, yolda otobus koltugunda sabahlayarak gecen bir gecenin ardindan bir kac saatlik bir uyku ve ogleden sonra onca yorgunluk ve uykusuzluguma ragmen pilimi pirtimi toplayip komsunun hastahanesine ameliyat olmak icin yatis ve bir ay sonra "yeterince dinlenerek" kalkis) bitirme hocami ziyaretim sirasinda kariyerime nasil yon verecegimi konusurken "ileride hic bisey olamazsam akademisyen olurum" demistim; o da suratima saskin ve afallamis bir ifade ile bakakalmisti. Sanirim bir Prof.'a soylenecek laf degildi agzimdan cikan...

Neyse, aradan gecen 6 seneden sonra firsatlari degerlendire harciya geldigim noktada gecen persembe doktora tezimi savundum ve doktorami almamla aramda sadece duzenlenecek bir tez kaldi. Simdi paradoks su: doktorami vererek akademisyen olmaya hak kazandim, "biseyler oldum", fakat ayni zamanda bu benim yillar onca koydugum ve hala aksini savunmadigim kriterime gore hic bir sey olamadigimin resmi isbati...

Doktorami aldigima sevinemiyorum isin anlasilir yani... Tam bir boslugun icindeyim. Beni bir is teklifi paklar...

Tuesday, June 26, 2007

Genc Siviller

Bu Genc Siviller grubu topluma mizahla karisik alayci eylemleri ile kendini tanitmis ve git gide daha cok kose yazarinin kendilerine konu edindigi bir "genc" yapilanma. Kimi yazarlar bu grubun calismalarini desteklerken kimileri de esip yagdirmayi tercih ediyor. Gazetelerin web sayfalarindaki okuyucunun tepkisi ve yorumlari ise kimi zaman destekler mahiyette olsa da, gezetenin okuyucu (taraftar) portfoyune gore trajikomik duzeylere de dusebiliyor. Ornegin vaziyeti "ti'ye almak" icin yazilmis olan "AKP kapatilsin, hali saha yapilsin" dosyasi uzerine o kadar garip yorumlar yazilmisti ki bir noktadan sonra "Turk insani bu kadar mentally crippled" hale nasil getirilir diye dusunmustum (Evet benim dusunmem bir olay, hadisatin vehhametinin ulastigi boyutun temel gostergeci, ne kadar alcak gonulluyum). Acikcasi ben mail gruplarina uyeyim ve bir suredir de cok bir katkim olmasa da "secerek okuma" yontemi ile grupta olan biteni takip ediyorum.

Bugun ilginc birsey oldu ve Lale Mansur ismini kullanan bir uye, ya da benim zannettigim kadari ile Lale Mansur'un kendisi listeye destek maili atti. Iste bu durum da benim kafama bir kivilcim olarak dusmeye yetti.

Bir iki yil once daha kiz arkadasimdan pesime yedigim tekmenin acisini bastiramamisken ve bunu basarabilmek icin kutuphanede ordan oraya saldirirken gozume ilisen Avrupa'nin Yeni Cagdaki fikirsel deviniminin Osmanli'dan izole bicimde anlatildigi kitaptaki bir ayrintiyi hatirladim. Avrupa aydinlanma surecinde demokrasiyi ve onu bagrinda yetistiren fikirsel altyapiyi bir gecede ya da 10 yilda marslar besteleyerek olusturmamis. Ozellikle merkezi idarelerin baskisindan kacan ve merkezi idarelerle arasi hosbes olmayan eski soylular, yeni burjuvazinin himayesindeki salon toplantilari, okuma gunleri, mektuplasmalar, romanlarin icine yedirilmis ana temalar sayesinde fikirlerini yaymis, muzakere etmis, atismis ve dusunsel evrimini gerceklestirmis. Iste bu noktada internetin, dogusundan ve 94 senesinde memlekete girmesinden bu yana ilk defa, kicini kaldirmadan oturdugu yerden manita dusurmek, cinsel egitimini renklendirmek ve dogru yanlis ayirimi yapilmadan saga sola dezenformasyon mailleri forwardlamak disinda bir amac dahilinde kullanilabildigine sahit oluyoruz bu memleket gencligi arasinda (hayir hayir, wikipedia bir gavur icadi; onun Turkce versiyonu vikipedi ise Allah bilir Soroscu hainlerin isidir mutlaka :) ) . Memleket gencligi ilk defa bu grubun barindirdigi digital ortamda karsidakini otelemeyen, otekilestirip izole etmeden, hain ilan etmeden demokrasiyi ve demokrat olmayi tartisiyor ki bence bu fevkalade onemli birsey. Helekine bu grubun mimarlari arasinda Sabancida uzun sure calismis olan Turgay abi ve bazi Sabanci Universitesi ogrencilerinin olmasi zamaninda freshman iken ogrencilerimin cok yakindigi ama faydasina her zaman inandigim social and political science dersinin amacina ulastigini gosteriyor.

Bu ulkenin calculus'u sular seller gibi bilen, dif'i top gibi sektiren, lineer 260'i havada karada gecen muhendisler yerine cevresinde olan biteni gorebilen, gordugunu de anlayip analiz edebilen bireylere ihtiyaci var. Belki biz de o zaman aslinda kendimizin "bu ulkede iktidarin birakilamayacagi Haso'nun, Memo'nun" icinden ciktigimizi kavrayabilir ve o Haso ile Memo'ya oryantalist gozluklerle hafiften alayci, yer yer acinakli gozlerle bakmaktan vaz gecebiliriz. O zaman 23 nisan bayramlarinin da kapsami cocuk bayrami olmaktan kurtulur, aynen ramazan bayraminin tek cagrisiminin eve bir kac kilo ikram sekeri almak olmamasi gibi...

Musicovery

Aylar oncesinden bir mail ile farkina vardigim, nerdeyse tum Blues librarysini dinledikten sonra adresini unuttugum, unuttugumdan ziyade musicology olarak hatirladigim, web sayfasi musicovery'i tekrar buldum. Prince'in o parcasinin klibini de cok severdim. Neyse, blues ile devam...

Henuz New Orleans'da bir blues barda geceyi getirme fikrimi faaliyet asamasina getiremedim ama su diyardan donmeden o da olacak. Lakin ben Bourbon Street'i biraz degismis buldum. Yoksa 3 sene evvel gece karanliginda mi yanlis gordum. Hani gercekten "survive" edilecek bi yerdi de biz klasik turist salakliginda ve gencligin toylugunda mi bunu fark edemedik... Yoksa karnim acti, onceki gecen uyku hapi almis ve ayilmayi mi basaramamistim...

Neyse... Enjoy it efenim

Wednesday, June 20, 2007

isigi aramak...


Mutlaka Dinlenesi

Hani bazi zamanlar olur... Tatile gidesiniz gelmistir fena halde ama elde olmayan sebeplerle mihlanip kalmissinizdir koca bir yili gecirdiginiz koltuga. Haliyle icinizden bir seyler uretip islerinizi tuketmek gelmez, due dateler yaklastikca yaklasir, sorumluluk duygusu uzaklasir, yer yuzunden ayaklar kesilirken akil leylalar alemine dogru seyr eyler... Iste oyle zamanlarin birinde favorilerime ekledigim "melis'in yeri"nden basladigim bloglar arasi gezintimde oradan oraya atlarken tek kelime ile mukemmel bir parcaya denk geldim.. Dinlemeniz lazim, sart, olmazsa olmaz... Bakin link yukarda, hadi hadi... Bir tik... Biraz buyuk, ama beklediginize deger...

Hatta ben size baska bir link vereyim... Bu link uzerinden de eriseceginiz parcalari teker teker dinleyin efenim.. Bisey degil... Vatandas hizmet gorsun....

Asrin Gazetecilik Olayi

Starkville Lazy News olarak asrin gazetecilik olayina imza atiyoruz: Gecen aylarda Bekir Coskun'un "killi gobegini kasiyan adam" olarak tasvir ettigi, onceki sene de Mine Kirikkanat'in kalemine plajlarda yarattigi goz ve manzara kirliligi sebebi ile konu olmus insanimiz isinan havalarla birlikte yeniden plajlara tum heybeti ile geri donus yapti efenim. Iste resmi de yukarda :) Amcam Turkiye'nin gelecegini ya da Fener'in seneye Roberto Carlos'un onunde kimi oynatacagini dusunuyor sanirsam. Resim ntvmsnbc web sitesinden...

Friday, June 15, 2007

Bize bizim olmayan bir gozle bakmak...


Yukaridaki resmi ilk once arkadasim Murat Ozdemir'in blog sayfasinda gormustum. Resim ile ilgili makale Der Spiegel'de cikmis: Miniskirts meet minarets in the new Istanbul... Gunumuz Turkiye'sinin goze gorunen yuzu ile uc noktalarini tek bir resimde toplamak deyince su kare aklima geliyor. Otesinde yazilip cizilecek cok sey var ama simdilik benden bu kadar...

Ne yapmali ne etmeli


Yuzu mutluluk sacan bicir bicir guzel insan Samantha Brown Avrupayi bitirdikten sonra Travel Channel'a Passport to Europe formatinda ama Latin Amerikayi tanittigi programi ile geri dondu. Gecenlerde yemek arasi zapping yaparken denk geldiginde Chile'deydi. Santiago... Bir Avrupa sehrini aratmayan ama yer yer Quentin Tarantino filmlerinden asina oldugumuz rural bolgeleri de icinde barindiran bir sehir. El sanatlari uretip satan bir yasli "genc" uzerinde Che Guevera resmi olan t-shirtu ile Amerikan televizyonuna el salliyor.

ABD'nin guneyinde yasayan bendeniz sonbahar aylarinda buralari dolduran Harley'ci amcamlara mi ozendim nedir icimde ufacik tefecik bir uhde mi desem heves mi desem iste oyle biseylerin varligini kesfettim. Ama Harley'ci gibi degil, bir BMW F-650'nin uzerine atlayip once kuzey amerikayi, ardindan latin amerikayi gezmek. Lakin bu fikir bakir degil. Kuzey amerika faslini yanda resmi gorulen yuce asci Alton Brown, guney amerika faslini da bizim bolumden mezun bi kac genc gerceklestirdi.
Ustelik Alton amca kuzey amerika gezisinde bir kaza yaparak turu yarida kesmek zorunda kaldi ki ote yandaki resimdeki goruntu gercekten insanda cok heves birakmiyor. Iki resim arasindaki 10 fark olayi...
Neyse iste, acaba diyorum, gunun birinde cesaret edip de bir motorla Amerika'yi turlar miyim? Eger 15 agustos itibari ile is bulamazsam benim emektar camry ile dogu sahilini turlamaya niyetim var... Iyi de bi basina zevkli olur mu ki? Birilerini bulmak lazim... Kafa dengi birilerini...
Hani diyorum, memleketimin bir televizyon kanali bana avuc dolusu para verse ( olur ya, baslarina tas duser), ben de Samantha Teyzem gibi ordan oraya gezsem, Alton amcam gibi yedigim ictigim bana kalmadan biraz onlardan anlatsam, biraz da Manco abimiz gibi gordugumu tanitsam, bu arada yanima uc bes kafa dengi genc alip olaya tad katsam... Yok yok, o sulu Acun gibi olmam, soz... Hem ingilizcem daha iyi :)
Ruyalarimda "ya shefaat yerine ya seyahat" mi demem lazim bunun icin, nedir?

Thursday, June 14, 2007

A Sequel to the "Fire Ants", The Ultimate Annihilation

Gecenin 3'u ya da daha gec... Hava sicak... Aklimda binbir dusunce. Memleketin siyasi vaziyetleri uzerine yorumlar, reaksiyonlar, feveranlar ve sonucunda da buhranlar... Siyasi yazilari buraya toplamadigim icin ne dusunup ne dusunmedigim bana kalsin. Lakin uykum ha bire kacip duruyo. Masamda bilgisayarimin ekranina bakarken sagda soldaki karincalara gozum takiliyor tekrar. Midemde bir kazinti, mutfak dolabina yoneliyorum. Icerde son bir haftadir gozlemledigim karinca yolunda bir hareketlilik... Istatistikler beni yaniltmiyor: "number of ants counted walking on a specific pathway at a random instance" artmis... Iki katina hem de... Anomali, bosuna kalite dersi almadik. Bu sorunla ilgilenmek lazim. Karincalarin nereye gittigini arastiriyorum, paketli bir kek miksi... Ama bu miksin oldugu kutu icinde benim bile acmakta zorlandigim bir torba var, bu karincalar nasil delmis olabilir?

Pathway'i geriye dogru takip ediyorum. Gozum buzdolabi uzerindeki mikrodalga firina takiliyor. Cevresinde karincalarin sayisinda artis var. Ama ben bu firinin arkasini daha yeni ilacladim. Derken gozum duvara takiliyor, evet... karincalar yukardan geliyor. Takip ediyorum: Karincalar tavanla duvarin birlestigi dar koseden kendilerine yol yapmislar. Gelistirdikleri cozum ve ortak akillarinin ulasabildigi nokta beni hayrete dusuruyor. Bu yol daha sonra ana kapinin ust esigine iniyor, ordan da gorunmeyecek sekilde yine tavandan pencereye ulasiyor. Sonra pervaza, derken oradan ufak bir aralikta kayboluyor. Disari cikiyorum, disarda patway ile alakali hic bisi yok, anlasilan yuva duvarin icinden devam ediyor. Gece gece bu yolu ve bitis noktasini ilacliyorum... Karincalar ile savasta ikinci round...

Ertesi sabah karincasiz bir gun... Dolaplarimda karinca dolanmiyor. Huylanmalarim yersiz, masamda karinca yok... harika... Bulasiklarimi evyede daha cok bekletebilirim. (Bekarlara bir hint: eger sahip oldugunuz ya da kullandiginiz tabak sayisini 2, bardak sayisini 3, catal bicak vs sayisini 4 gibi rakamlarla sinirlarsaniz, asla cok bulasiginiz birikmez)

Nerde kalmistim... Evet, artik evimde karinca yok... Mutluyum... Havaalanlarindan her geciste alip da bir turlu yemeye kiyamayaraktan biriktirdigim yarimsar kiloluk cikolata barlarim guvende... Mezuniyete saklasam iyi olucak. Diploma alir almaz 40 kusur derece Agustos sicaginda bir kosede elime yuzume bulastira bulastira cikolata kemiririm... :)

soru isareti



su videoyu seyrederken hangisi daha cekici bilmiyorum... Emily Blunt mu yoksa fonda Edith Piaf mi?

Sunday, June 10, 2007

Fire Ants

Resimde gorunen ve fire ant diye bilinen karincalarin boylari yaklasik 1.5-2 mm kadar. Lakin insani canindan bezdirmeye yetiyolar... Hele benim gibi herseyden huylanan ve kasinmaya baslamak icin mazeret arayan biri icin iyice cekilmez yaratiklar. Rivayete gore Amerika kitasina da daha sicak olan Latin Amerika'dan gelmisler. Afrika da olabilir... I don't care... Sadece sicak bi yerden geldiklerini ve yeni habitatlarinda populasyonlarini sinirlayacak avcilari olmadigi icin deli gibi cogaldiklarini, cevrelerinde de canli cansiz ne varsa saldirdiklarini biliyorum. Kisin ortadan kaybolan bu canlilar yaz ile beraber sagda solda kostebek delikleri kadar buyuk boyuta ulasabilen yuvalari ile goze carparlar. Yuvalarin uzerine basmaya gorun, bir anda binlercesi size saldirir. Ve en onemlisi, ISIRIRLAR! Kucuk olduklarina bakmayin, isirmaya meyillidirler ve isirmak icin canlarini feda etmekten kacinmazlar. Isirdiklari yer su toplar, ufak bir sivilce gorunumunu alir, cevresi capi 1 cm olan bir daire halinde kizarir. Eger cok sayida ates karincasi isirmissa olum riski bile vardir. Cevrede bir sekerli sey birakmissaniz bir sekilde bunu bulur ve kolonilerini hemen pesleri sira suruklerler. Disarda yemek birakmissaniz, ya da masanizin uzerine silmeden ciktiysaniz, aksama uzerinde binlerce karinca gormeniz gayet dogaldir. Basima gelmistir... Artik acilmis cikolata posetlerimi, cikolatanin tadini bozacagini bilmeme ragmen ne yazik ki dolapta sakliyorum. (evet efenim, iyi cikolata belli bir sicaklikta ve nemini kaybetmeyecegi bir sekilde saklanmalidir. Bu ozelligi ile cikolata da en az sarap kadar itina ister)

Neyse, hafta sonu calisma masamin ve carsaflarimin uzerinde dolasan ates karincalarindan bay geldigi icin (belli belirsiz karinca olsa da olmasa da her kasinti asiri derecede huylandiriyo beni su aralar) evime koca bir canister bocek ilaci aldim. Her yeri ilacladim, karincalar bana duaci... Onlara deodorant gibi geldi... Ne menem seydir ki su karincalar? Off yaaa, karinca guneyde, sicak guneyde, nem guneyde, lakin isler kuzeyde ama kuzeydeki is yerlerinden de cevap yok... Bu ne istir????

Friday, June 8, 2007

metamorfoz?


Kendi ulkemde hayatta arabesk dinlemem, muhtemelen de dinlememisimdir... Lakin su ezilenlerin, loserlarin muzigi blues dinlemek geciyor icimden... hem de nasil... metamorfozun dibine mi vuruyorum?
bu arada her yerde paris hilton haberleri... tiksinc...

Wednesday, June 6, 2007


Ever tried

ever failed

no matter

try again

fail again

fail better..

samuel beckett

Equilibrium


Mary: Let me ask you something. [Grabs his hand]

Mary: Why are you alive?

John Preston: [Breaks free] I'm alive... I live... to safeguard the continuity of this great society. To serve Libria.

Mary: It's circular. You exist to continue your existence. What's the point?

John Preston: What's the point of your existence?

Mary: To feel. 'Cause you've never done it, you can never know it. But it's as vital as breath. And without it, without love, without anger, without sorrow, breath is just a clock... ticking.