isin astrofizik kismina takilmadan seyredilesi ve dinlenesi bir klip!
Thursday, July 26, 2007
Thursday, July 19, 2007
Pusula

Hani o pusulanin saptigi donemler olur... Ki bu donemlerin en kotusu pusulanin saptiginin farkina varmadan, dogru yolda gittigini zannederekten suruklenmeye devam etmektir. Iste oyle bir Berat Kandili gecesinde, internette neyi merak edip de okuduguma baktim... Siyaset, siyaset, siyaset... "Hani senenin 360 kusur gununde belki de, ha su gecede bizi siyaset mi kurtaracak akillim?" diyerekten anladim ki bizim pusula sasmis... Hem de fena halde sasmis. Ustad'in fiziken Van'a, fikren maneviyata gocmesini kendimize ornek alip fiziken oturdugumuz yerde kalsak da aklen ve kalben bir "yer degisimine", 3-5 senede bir beni vuran o buyuk "degisimler"den birine acilen ihtiyac var...
Tuesday, July 17, 2007
Go Marines!

Okul gazetesinde daha once ogrencilerimizden bir kacinin Irak gorevleri sirasinda yaralandiklarini, birinin bacagini kaybettigini duymustum. Hatta yaralanip okula donen bir deniz piyadesi, o muhtesem uniformasini giyip, purple heart madalyasini da takaraktan okul meydaninda Student Association'da gorev alabilmek icin oy istemisti. It was definitely a scene!
Neyse, bugun savasin aci yonunu bir kez daha gorme firsatim oldu. O bahsedilen bacagini kaybetmis genc ogrenci, daha 22 yasini bulmamis sarisin, guneyli, okul harcini odeyemeyecek ciftci bir babanin okul harcini denklestirebilmek icin orduya yazilmis oglu, titanyum bacagina spor ayakkabi giymis halde, arkadasi ile gule oynaya spor salonundan cikiyordu. Ona bakinca bir acima duygusu ile kaplanmadi icim. Daha bir kac gun once TV'de, iki ayagini birden kaybetmis bir baska "genc"in protezler ile kisa mesafede "bacakli", hem de kimisi zenci atletlere kok sokturdugunu gormustum. Aklima bizim diyarlarda guneydogu gazilerinin hali geldi. Cogu tekerlekli sandalyeye mahkum, kenara koseye itilmis, toplum icinde kendine yer bulamayan onurlu insanlar. Simdi ise aklima gecinebilmek icin dilenen, ya da bir zamanlar cokca duydugumuz, gecim derdinden istiklal madalyasini satan gaziler geldi...
Bugun eve geldigimde posta kutumda US Army'den gelen bir zarf vardi. Gelin bize katilin, sizlere binlerce dolar harc yardimi, yillik su kadar su kadar nakit veriyoruz diyolar. Sadece 2 "yilcik" cephe gorevi, sonrasi eve yakin bir yerde egitim... Evde klimanin altinda ordudaki hayati bir bilgisayar oyununa cevirdikleri bir DVD var. Amerikan askeri cogu zaman parasizliktan, ya da TV'de gordugu seyleri bilgisayar oyunlarindaki "yenilmezlik", "kursun gecirmezlik" ve "basa alabilme" unrealiteleri ve az da vatanseverlikle harmanlayip aska gelen sapsalliktan muzdarip bireylerin duragi... ve eminim o genc de Hummer'in tekerlegi altinda patlayan IED kendinden biseyleri alip goturdukten az sonra "hayati ger alabilmeyi" ihtirasla arzulamistir...
Ve simdi bizdeki warmungerlar'a getirip baglayayim sozu... Sehvetle arzuladiginiz savaslarda patlayan bombalarin goturduklerinden arta kalan bosluklari doldurabilmek, ya da hayati geri sarabilmek arzusu ile yanip kavurlan travma maduru ruhlari hayatin normal seyirine dondurebilmek icin elinizde ne var Allah askina girtlaginizdan cikan o tirmalayici ses disinda?
Saturday, July 7, 2007
"Volkan amca!" olmak...
Dun butun yorgunlugumla doktora tezimin ucubik bi kopyasini kutuphaneye incelenmek uzere teslim ederkene aksam saatlerine dogru arkadas aradi. Esi diger bir kac hanimla birlikte evlerinde toplanacagi icin bana gelip otrumak istiyomus... Harika, ben de deliksiz bi uyku cekmeyi planliyodum. Vucudum o kadar lacka olmustu ki sabahin 7'sindeki kahvaltimdan sonra aksam 5'e kadar midem hicbisey kabul etmemisti (100 kiloluk birisi icin bu son derece ciddi bir durum) ve aksam yemegi icin de hic istahim yoktu (yine ilginc bi durum) zira son 8 saattir midem fena halde bulaniyodu (uzerinde uzun sure calistigim bi raporu teslim etmeden onceki genel halim, raporlari genelde kusarim, kustuktan sonra da bi daha okuyasim gelmez)
Neyse, arkadas aradi... 7'de gelicek. Naapalim? Kendim icin bile biseyler yiyecek halim yokken birilerine yemek hazirlamak icimden gelmedi, arkadas da nerde yiyelim faslinda nazlaniyo, karnim tok olabilire getirdi lafi, ben de atladim tabii, "o zaman siz biseyler atistirin evde, 7:30 gibi beklerim!" Bir muhabbette seyir muglak sulara girdi mi yapilacak ilk sey insiyatifi ele alip kotu de olsa pragmatist de kacsa bir cozum uretmek. Bu sularda kaldikca keyif kacar...
Hemen Wal-mart'a kosup ikramlik biseyler aldim. Kizarmis tavuk... Yeni cikiyo firindan... Kaptim bi tane eve surdum. Evde tavugu yiycek kadar vakit yok! Bi haftadir toplanmamis evi bu hali ile gorurlerse halim duman. Evi topladim, mikrodalgada biraz misir haslayip didiklenmis tavuk ile ayakta "tikindim"... Vaktinde gelmeyen misafiri sevmem, ama vaktinde gelene de hazirliksiz yakalanmaktan nefret ederim. Benim tarzim bu, son ana kadar biseyleri yetistirmek; son anin evvelindeyse ayaklarimi uzatip tembellik etmek.
Arkadas yaninda misafiri ve her ikisi de cocuklari ile geldiler. Bir sure sonra ucuncu arkadas bir yasindaki oglu ile geldi. Ilk defa evimde 6 misafir var ilk defa bunlarin 3'u cocuk. Ben buna hazirlikli degilim. Oncelikle evde televizyonun saginda solunda ve ustunde duran 5 kumandali araba buna hazirlikli degiller.
Veletlerden konusabilen yeganesi israrla bana "Volkan amca!" diyor. Soyleme dedim, inat etti daha cok soyluyo. Anladim ki benle dalga geciyo akli sira bacaksiz. Cocuklarla fazla muhabbetim yoktur, sevmem zaten cocuklari, o yuzden cocuga nasil muamele edilir, ne denir bilmem. Ablamlar 4.5 senedir evli ama cocuktan yana niyetleri yok, haliyle CV'me yazabilecegim bir cocuk deneyimim, nada... Ben de TV'de gordugum ve ise yarayacagina inandigim "kopek terbiyesi yontemlerini" deneyeyim dedim. Ufaklik benle dalga geciyosa gormezden gelicem, gulumsemek yok, cani nasilsa yaptigim browniden istiyo, elimde bir koz var yani... Bilgisayarimda youtube seyretmek istedi, nope... Agzindan "amca" lafi cikarsa kapatirim dedim, amca dedi, kapattim. Babasi bile sasirdi bendeki sertlige... Ama oyle... Kimseye taviz yok, hayat bunu emreder. Ogrendi lakin kiz kimin patron oldugunu. Gec oldu, babasi musaade istedi, peynirli kadayif tatlisi tabaklarini almadan gittiler. Su aralar da sekerle aram yok ki...
Sadede gelirsek... Velet ilk defa "amca" dediginde bende biseyler cakti... Artik koca adamlariz, ufak veletlik donemlerimizden cikali 20, garson bedeni geceli 16, pasha diye seslenilmeyeli 13-14, yolumuz askerlik subesine duseli 10 sene olmus. Saclar yavastan beyazliyo, tepem babaminkini andirir sekilde seyrelmekle mesgul, bi kac sene sonra "cevher olan dagda ot bitmezmis" esprilerine siginicaz mecburen. Saclarimiz (karizmatik cagrisimi ile) Jason Statham ya da (amiyane tabiri ile) 3 numara asker trasi tarzi kesilecek. Iste o zaman "biseyler olmak" ya da olamamak, eger olunamadiysa ne gibi "seyleri" kacirdigimiz ya da iskaladigimiz uzerine konusup sohbet etmek, icimizde dolani dokmek icin yeterince zamanimiz olacak... Her ne kadar bunlari paylasmak istedigimiz dostlarimiz, arkadaslarimiz o anlarda vakitlerini aileleri ile evlerinde degerlendiriyor, ya da sadece "geciriyor" olsalar da...
Neyse, arkadas aradi... 7'de gelicek. Naapalim? Kendim icin bile biseyler yiyecek halim yokken birilerine yemek hazirlamak icimden gelmedi, arkadas da nerde yiyelim faslinda nazlaniyo, karnim tok olabilire getirdi lafi, ben de atladim tabii, "o zaman siz biseyler atistirin evde, 7:30 gibi beklerim!" Bir muhabbette seyir muglak sulara girdi mi yapilacak ilk sey insiyatifi ele alip kotu de olsa pragmatist de kacsa bir cozum uretmek. Bu sularda kaldikca keyif kacar...
Hemen Wal-mart'a kosup ikramlik biseyler aldim. Kizarmis tavuk... Yeni cikiyo firindan... Kaptim bi tane eve surdum. Evde tavugu yiycek kadar vakit yok! Bi haftadir toplanmamis evi bu hali ile gorurlerse halim duman. Evi topladim, mikrodalgada biraz misir haslayip didiklenmis tavuk ile ayakta "tikindim"... Vaktinde gelmeyen misafiri sevmem, ama vaktinde gelene de hazirliksiz yakalanmaktan nefret ederim. Benim tarzim bu, son ana kadar biseyleri yetistirmek; son anin evvelindeyse ayaklarimi uzatip tembellik etmek.
Arkadas yaninda misafiri ve her ikisi de cocuklari ile geldiler. Bir sure sonra ucuncu arkadas bir yasindaki oglu ile geldi. Ilk defa evimde 6 misafir var ilk defa bunlarin 3'u cocuk. Ben buna hazirlikli degilim. Oncelikle evde televizyonun saginda solunda ve ustunde duran 5 kumandali araba buna hazirlikli degiller.
Veletlerden konusabilen yeganesi israrla bana "Volkan amca!" diyor. Soyleme dedim, inat etti daha cok soyluyo. Anladim ki benle dalga geciyo akli sira bacaksiz. Cocuklarla fazla muhabbetim yoktur, sevmem zaten cocuklari, o yuzden cocuga nasil muamele edilir, ne denir bilmem. Ablamlar 4.5 senedir evli ama cocuktan yana niyetleri yok, haliyle CV'me yazabilecegim bir cocuk deneyimim, nada... Ben de TV'de gordugum ve ise yarayacagina inandigim "kopek terbiyesi yontemlerini" deneyeyim dedim. Ufaklik benle dalga geciyosa gormezden gelicem, gulumsemek yok, cani nasilsa yaptigim browniden istiyo, elimde bir koz var yani... Bilgisayarimda youtube seyretmek istedi, nope... Agzindan "amca" lafi cikarsa kapatirim dedim, amca dedi, kapattim. Babasi bile sasirdi bendeki sertlige... Ama oyle... Kimseye taviz yok, hayat bunu emreder. Ogrendi lakin kiz kimin patron oldugunu. Gec oldu, babasi musaade istedi, peynirli kadayif tatlisi tabaklarini almadan gittiler. Su aralar da sekerle aram yok ki...
Sadede gelirsek... Velet ilk defa "amca" dediginde bende biseyler cakti... Artik koca adamlariz, ufak veletlik donemlerimizden cikali 20, garson bedeni geceli 16, pasha diye seslenilmeyeli 13-14, yolumuz askerlik subesine duseli 10 sene olmus. Saclar yavastan beyazliyo, tepem babaminkini andirir sekilde seyrelmekle mesgul, bi kac sene sonra "cevher olan dagda ot bitmezmis" esprilerine siginicaz mecburen. Saclarimiz (karizmatik cagrisimi ile) Jason Statham ya da (amiyane tabiri ile) 3 numara asker trasi tarzi kesilecek. Iste o zaman "biseyler olmak" ya da olamamak, eger olunamadiysa ne gibi "seyleri" kacirdigimiz ya da iskaladigimiz uzerine konusup sohbet etmek, icimizde dolani dokmek icin yeterince zamanimiz olacak... Her ne kadar bunlari paylasmak istedigimiz dostlarimiz, arkadaslarimiz o anlarda vakitlerini aileleri ile evlerinde degerlendiriyor, ya da sadece "geciriyor" olsalar da...
Friday, July 6, 2007
Monday, July 2, 2007
Secmece bunlar
Hani su memleketimde secimler bir an once gecse de kurtulsak diyorum, toplumsal cilginligimiz yeni facilara sebep vermeden... Hani bati medeniyetlerinde durum nedir cok bilemem, zira benim yasadigim yere gore dogudalar. Benim koyumun (Starkville, Mississippi) kuzeyinde cereyan eden politik cekismelerde adaylar birbirleri ile politik duruslari, fikirleri, projeleri, projelerinin sonuclari, is abarti noktasina ulastiginda ise deger yargilari ile hesaplasirlar. Benim eyaletimde bi kac amcam vardir, muhtemelen evveliyati KuKluxKlan'a kadar uzanan sosyal aktivizm kariyerlerini dalgasiz, heyecansiz surduregidip dururlar. Ne kavga, ne gurultu, ne de bir patirti... Gul gibi gecinip gidilir.
Ha benim memleketimde ise her secim zamani, yeni parlamentonun "vira bismillah" diyecegi gunun 3-5 ay evvelinden itibaren toplumsal akil pilini pirtini toplar, son gocmen kuslardan tembellikte doruk yapmis avare uc besinin ardina takildigi gibi kimi zaman sicak, kimi zaman da soguk memleketlere dogru seyre cikar, son yazlikcilar gibi de istemeye istemeye, konu komsusuz kalmaktan muzdarip, hafif de usuyup hirkasina sarilmis vaziyette sonbahara dogru evine geri doner, doner de hemen yerlesemez; okullarin acilmasini, hayatin monotona baglamasini bekler. Sonra nasilsa bir sekilde kendini okul zili ritmine baglayip vakti aylardan ramazan eyler, gokyuzunde patlayacak topu seyre dalar. Bu depresif hayatini surduregiden toplumsal akil nadiren kendini toparlar, nadiren kendi kendine sorular sorup birikimini bu sorulara cevap uretmek icin kullanir.

Ulkem yine secim arefesinde, yine akil yerini cilginliga birakmis; kendisi Antalya'da bronzlasmakta. Mizan sasirmis, mantik kayolmus; beyin yerini mideye birakirken, fikirler uretip paylasmasi gereken dimaglar coktan dolu iskembelerden gegirti ozgurlugunde firlayip yankilanan vaadlere teslim olmus. Kimi elinde urgan sallar, kimi mazot, kimi kredi dagitir. Gecmisini unutan kimileri soz verir, ve ekler "yapmazsam namussuzum"...
Lakin benim milletimde oyle her babayigit cikip da nasil yapacagindan, mumkun olup olmadigindan konusmaz; zira konusmak dusunulerek yapilacak bir is degildir benim ulkemde, sallanabilecek bir iskemben olmasi yeter. Konusmanin sarimsak-sirke tadi verdigi ulkemde dinlemek, dinletebilmek ne mumkun? Aska gel ya da kafandaki sablonlara uyan kelimeleri duy yeter... Kim ne demis, nasil demis, olculu mu demis... Hani bugun Hrant Dink ile Atilla Yayla'nin durusmalari sahit aglanacak hallerimize... Biri vuruldu, biri medyatik lincten muzdarip; suclari ayni: yanlis anlatilmak, yanlis anlasilmak... Konusmanin korku ile soslandigi, fikrin kaba gucle mukabele edildigi bir toplum bizimkisi... Toplumun huyuna gitmeli, sozlerinle kafalarindaki sablonlari doldurmali, sorgulatmak yerine gaza getirmelisin... Yoksa aksam eve korku icinde donmek zorunda kalan mazosistin teki olur cikarsin.
Sanirim toplumsal akli keyif cattigi plajdan dolu dolu dondurup Ruslardan arta kalan aklini demokrasi 101 ile doldurabilmek icin yeldegirmenlerine savas acabilecek delilikte gozupek, amansiz masosistlere ihtiyacimiz var...
Ha benim memleketimde ise her secim zamani, yeni parlamentonun "vira bismillah" diyecegi gunun 3-5 ay evvelinden itibaren toplumsal akil pilini pirtini toplar, son gocmen kuslardan tembellikte doruk yapmis avare uc besinin ardina takildigi gibi kimi zaman sicak, kimi zaman da soguk memleketlere dogru seyre cikar, son yazlikcilar gibi de istemeye istemeye, konu komsusuz kalmaktan muzdarip, hafif de usuyup hirkasina sarilmis vaziyette sonbahara dogru evine geri doner, doner de hemen yerlesemez; okullarin acilmasini, hayatin monotona baglamasini bekler. Sonra nasilsa bir sekilde kendini okul zili ritmine baglayip vakti aylardan ramazan eyler, gokyuzunde patlayacak topu seyre dalar. Bu depresif hayatini surduregiden toplumsal akil nadiren kendini toparlar, nadiren kendi kendine sorular sorup birikimini bu sorulara cevap uretmek icin kullanir.

Ulkem yine secim arefesinde, yine akil yerini cilginliga birakmis; kendisi Antalya'da bronzlasmakta. Mizan sasirmis, mantik kayolmus; beyin yerini mideye birakirken, fikirler uretip paylasmasi gereken dimaglar coktan dolu iskembelerden gegirti ozgurlugunde firlayip yankilanan vaadlere teslim olmus. Kimi elinde urgan sallar, kimi mazot, kimi kredi dagitir. Gecmisini unutan kimileri soz verir, ve ekler "yapmazsam namussuzum"...
Lakin benim milletimde oyle her babayigit cikip da nasil yapacagindan, mumkun olup olmadigindan konusmaz; zira konusmak dusunulerek yapilacak bir is degildir benim ulkemde, sallanabilecek bir iskemben olmasi yeter. Konusmanin sarimsak-sirke tadi verdigi ulkemde dinlemek, dinletebilmek ne mumkun? Aska gel ya da kafandaki sablonlara uyan kelimeleri duy yeter... Kim ne demis, nasil demis, olculu mu demis... Hani bugun Hrant Dink ile Atilla Yayla'nin durusmalari sahit aglanacak hallerimize... Biri vuruldu, biri medyatik lincten muzdarip; suclari ayni: yanlis anlatilmak, yanlis anlasilmak... Konusmanin korku ile soslandigi, fikrin kaba gucle mukabele edildigi bir toplum bizimkisi... Toplumun huyuna gitmeli, sozlerinle kafalarindaki sablonlari doldurmali, sorgulatmak yerine gaza getirmelisin... Yoksa aksam eve korku icinde donmek zorunda kalan mazosistin teki olur cikarsin.
Sanirim toplumsal akli keyif cattigi plajdan dolu dolu dondurup Ruslardan arta kalan aklini demokrasi 101 ile doldurabilmek icin yeldegirmenlerine savas acabilecek delilikte gozupek, amansiz masosistlere ihtiyacimiz var...
Subscribe to:
Posts (Atom)