Ulkemdeki belli basli gazetelerin belli basli kose yazarlarinda yeni bir moda, ya da eskiden peydah olmus bir virusun salgin hale gelmesi belki de su iki, tas catlasa uc, cogu zaman da tek satirlik cumeleler, uc noktayla nihayetlendirilmis kaliplarla kose yazisi yazmak. Kim baslatti, nasil baslatti bilmiyorum; lakin tahmin edebiliyorum: Kosesine yazacak cok seyi olmayip da hedef okuyucu kitlesinin beynini uzun cumleler ile mesgul etmek, bilmecelere suruklemek, kaza ile de olsa calismasina musaade etmek istemeyen bir yazar musveddesi olsa gerek. Lakin ne cok tuttu, ne cabuk yayildi... Universite mezunu "sozumona" egitilmis birey ile kahvehane erbabini ayni potaya mahkum etmenin ne geregi var? Yazmak eyleminden netice, fayda ve ozentiyi ayiklayip her mahalle kahvesinde dengi ya da daha iyisi ortaya hemen dusuverecek muhabbet enstantanelerini curetkar ve bir o kadar da arsiz ticari perspektifte derleyip bir koseyi doldurmak midir kose yazarligi? Ya peki agiz dolusu kufurlerle bezenmis, sagi solu yine o agza sigmayip da tasmis tukuruklerle islanmis yazilari millet okurken utanmaz mi su yazar cizer takimi? Yazarlarin derleyip olusturduklari yazilarin derinligi aynalik etmez midir bir toplumun fikirsel duzey ve derinligine? Turk insani felsefeyi kahvelere, yaraticiligi argoya harcama luxune ne zamandir sahiptir?
Vahim, hem de cok vahim...
Thursday, August 30, 2007
Wednesday, August 1, 2007
Dallas ve Mulakat Anilari
Efenim gecen hafta, tam bugunden itibaren 10 gun kadar evvel (bugun 1 agustos) daha once basvuru yaptigim bir danismanlik firmasi benimle telefon mulakati yapti. Bencileyin cok fazla telefon mulakati deneyimi olmayan birisi olarak elemanlara ne tur sorular soracaksiniz, amankine hazirliksiz cikmiyayim da rezil mezil olmiyim diye bir mail doseyip kaygilarimi iletemedigimden olsa gerek, hayatimda ilk kez basima gelmek uzere (zaten hayatimdaki telefon interviewlerimin sayisi Turkiye'dekilerle beraber anca 5-6'yi bulur) daha once isledigim ve dersini aldigim bir konuda teknik sorulara maruz kaldim. Hem de undergradda en nefret ettigim, sonra da asistanligini yaptigim, ama son 2 yildir kitabinin yuzunu bile acmadigim engineering statistics konusunda. Amca takriben 7 soru sormustur ve muhtemelen de en az teknik olan ama kelimelerinde ufak velakin fevkalade onem yuklu 2-3 soruyu dogru cevapladim, geri kalaninda tabiri caizse batirdim. Ben tahmin etmiyordum ki beni tekrardan arasinlar, velakin gecen cuma aradilar ve firmalarinin oldugu Dallas kentine davet ettiler. Eh sevindim, en son gecen sene ucmustum; yeniden ucaga binmek ve farkli bi yere gitmek bir parca eglence olacakti (ucak konusunda su anda 65 bin milim var :))
Neyse efenim, once beni havaalanina birakacak arkadasin evine dogru surduk; ondan once bir guzel gomlek yikadik utuledik (hayatimdaki ikinci masif utu deneyimi), ablamin 4 sene evvelki dugununden kalmis olup senede maximum iki kere giydigimiz icin eskimemis olan cicilerimizi topladigimiz gibi gittik. Bu arada bir de kitap indirdik, havaalaninda beklerken okur bu sefer mulakatta soru sorulursa yuzumuzun akiyla doneriz felan dedik.
Efenim hayatimizin en kucuk ucagina bindik gideriken... Hani beni ufak koyume inen 40-45 kisilik ucaklara laf ederdim, bu ucak ondan da kucuktu... 3 sira koltuk, iceride hostesin bile zorlukla yurudugu bir koridor. Hani bizim Pejo J9'lar filan vardir, okul servislerinin degismez arabasi, onlardan bile dar, onlardan bile kucuk. Yolda bulutlarin icine girdikce once bir sallanip, sonra calkalanip, havada duse kalka ilerleyen bir ucak...
devam edicem efenim
Neyse efenim, once beni havaalanina birakacak arkadasin evine dogru surduk; ondan once bir guzel gomlek yikadik utuledik (hayatimdaki ikinci masif utu deneyimi), ablamin 4 sene evvelki dugununden kalmis olup senede maximum iki kere giydigimiz icin eskimemis olan cicilerimizi topladigimiz gibi gittik. Bu arada bir de kitap indirdik, havaalaninda beklerken okur bu sefer mulakatta soru sorulursa yuzumuzun akiyla doneriz felan dedik.
Efenim hayatimizin en kucuk ucagina bindik gideriken... Hani beni ufak koyume inen 40-45 kisilik ucaklara laf ederdim, bu ucak ondan da kucuktu... 3 sira koltuk, iceride hostesin bile zorlukla yurudugu bir koridor. Hani bizim Pejo J9'lar filan vardir, okul servislerinin degismez arabasi, onlardan bile dar, onlardan bile kucuk. Yolda bulutlarin icine girdikce once bir sallanip, sonra calkalanip, havada duse kalka ilerleyen bir ucak...
devam edicem efenim
Subscribe to:
Posts (Atom)