Thursday, August 30, 2007

Satirlar katirlari kovalarken...

Ulkemdeki belli basli gazetelerin belli basli kose yazarlarinda yeni bir moda, ya da eskiden peydah olmus bir virusun salgin hale gelmesi belki de su iki, tas catlasa uc, cogu zaman da tek satirlik cumeleler, uc noktayla nihayetlendirilmis kaliplarla kose yazisi yazmak. Kim baslatti, nasil baslatti bilmiyorum; lakin tahmin edebiliyorum: Kosesine yazacak cok seyi olmayip da hedef okuyucu kitlesinin beynini uzun cumleler ile mesgul etmek, bilmecelere suruklemek, kaza ile de olsa calismasina musaade etmek istemeyen bir yazar musveddesi olsa gerek. Lakin ne cok tuttu, ne cabuk yayildi... Universite mezunu "sozumona" egitilmis birey ile kahvehane erbabini ayni potaya mahkum etmenin ne geregi var? Yazmak eyleminden netice, fayda ve ozentiyi ayiklayip her mahalle kahvesinde dengi ya da daha iyisi ortaya hemen dusuverecek muhabbet enstantanelerini curetkar ve bir o kadar da arsiz ticari perspektifte derleyip bir koseyi doldurmak midir kose yazarligi? Ya peki agiz dolusu kufurlerle bezenmis, sagi solu yine o agza sigmayip da tasmis tukuruklerle islanmis yazilari millet okurken utanmaz mi su yazar cizer takimi? Yazarlarin derleyip olusturduklari yazilarin derinligi aynalik etmez midir bir toplumun fikirsel duzey ve derinligine? Turk insani felsefeyi kahvelere, yaraticiligi argoya harcama luxune ne zamandir sahiptir?

Vahim, hem de cok vahim...

No comments: