Friday, September 28, 2007

"Alamanci" olmak

Dogup buyudugum Denizli'de her yaz sehri "Almancilar" istila ederdi. BMW ya da Mercedes arabalari ile bizden farkli gorunen, nasil gorunmesi gerektigini mutemadiyen bilmeyen, bizden farkli konusan, cogu zaman konusamayan, gurultulu, kaba, garip insanlar; gurbetciler... Neyse ki yakin donemde ikinci ve sonraki nesillerin yasadiklari toplumlara uyum saglayabilmeleri ile onlar da profillerinde degisime gittiler...

Sorunum su ki, gecen gun Turk ve Ingilizce bilmeyen bir arkadastan bir sey rica etmek icin kendisi ile Ingilizce konusmaya calistim. Bunu fark ettigimde ise ikimiz de guluyorduk. Bir kac gun once migrenim tutup da icimdeki herseyi olanca tazyiki ile cikarmaya calistigim sirada acim dinsiz diye Ingilizce dua ediyodum. Icimden Ingilizce dusunuyorum, Amerikali gibi giyinip Ortadogu meseleleri konusunda Amerikali gibi dusunmeye basliyorum. Turkler yerine Amerikali ya da diger milletlerden olan arkadaslarla konusmayi tercih ediyorum... Turk muziginden hepten koptum. Memleketimi ve insanlari anlamaktan uzaklasiyorum.

Sanirim gurbetcilesiyorum. Gurbetcilestikce de memlekete donmek fikrinden uzaklasiyorum. Bir cift okuz ya da traktor alabilmek icin gurbete cikmis ama donememis insanlarin en azindan bir somut hedefleri vardi. Imreniyorum, zira memleketimde sahip olduklarim burdakinden daha fazla...

Hakkimda hayirlisi...

Monday, September 24, 2007

Sinema-Trend


Bu hafta seyretmek istedigim ve hatta iple cektigim film "The Kingdom". Konusu, yani teror, yorumu yani batinin bakis acisi, mekani yani Suudi Arabistan (yabancilara kapali son non-komunist ulke) sebebiyle son derece cekici. Ayrica oyuncu kadrosunun seckinligi, filmin basit bir Hollywood ufurmesinden farkli olacagini, bir parca Syriana tadi verecegini soyluyor. Neyse, heyecanla bekliyoruz...

Bilim Adamlarinin Fantastik Calismalari

Asagidaki haber NTVMSNBC.com sitesinden. (http://www.ntvmsnbc.com/news/420840.asp)

Ben de artik PhD Sahibi olup bilim adamlari kervanina katildigima gore bu haberden acikcasi alinabilirim. Evet, biz bilim adamlari yer yer kafayi tirlatinca bastirilmis arzularimizdan da guc alaraktan boyle sacma sapan calismalar gerceklestiririz. Mesela ornekteki muhterem binlerce ciplak gogus resmine baktigini ifade etmis. Eferim... Neden ben de kendime daha farkli bir alan secmedim diye simdi dovunmekteyim. Ah ulen ah... Lojistiktir, kamyondur, rotalamadir neyine gerek... Vaktiyle gelistirdigin bayesian networku biraz modifiye edip "Using Bayesian Networks to Estimate Future Trend Settings in Fashion Business" diye bi makale yazip bassam ne fiyakam olurdu su alemde...

Peeeeh.... Belliydi zaten...

Bilim adamlarından mükemmel göğüs formülü

İngiliz estetik cerrah Patrick Mallucci, en güzel göğüslerin Caprice’de, en “yapmacık” göğüslerin de Victoria Beckham’da olduğunu iddia etti.

Dr. Mallucci'ye göre en ideal göğüsler Caprice'in (sağda), en yapmacık olanlar da Victoria Beckham'ın.


LONDRA - İngiliz estetik cerrah Patrick Mallucci, herkes tarafından güzel göğüslere sahip olduğu düşünülen binlerce çıplak modelin fotoğraflarını inceledi, ve “mükemmel göğüs” oranını buldu.


Eylül ayı sonunda Londra’da ilk defa “Göğüs Kaldırma Operasyonlarında Tasarım Konseptleri” adıyla düzenlenecek olan konferansta bulgularını sunacak olan Dr. Mallucci, ideal göğüsün uçlarının biraz havaya bakması gerektiğini, ve göğüs ucunun üstündeki alanın, altında kalan alandan daha küçük olması gerektiğini söyledi.




İngiltere’de geçen yıl 6 bin 156 kadının göğüs estetiği yaptırdığını söyleyen Mallucci, göğüs ucunun üzerindeki alanla altındaki alanın oranının da yüzde 45’e yüzde 55 olması gerektiğini ekledi. Dr. Mallucci, bu verilere göre, en güzel göğüslerin manken Caprice’e, en yapmacık olanların da Victoria Beckham’a ait olduğunu belirtti.

Saturday, September 22, 2007

Death Proof


Tarantino'nun Grindhouse isimli filminin teaserlari 4-5 ay once TVlere dusunce ben de ufukta yeni bir Kill Bill beklentisi icinde bu filmin DVD'sinin Movie Gallery'ye dusmesini bekledim. Bekledim de bekledim... gelmez... En sonunda az sayida kopya ile Death Proof'un raflarda yerini aldigini gordugumde biraz sasirdim. Az kopya = kotu film...
Neyse, yukaridaki onermenin yanlis olmadigini da az once filmi seyredince anladim. Megerse burada teaserlari verilen film Death Proof degil Grindhouse imis. Ama o zaman Death Proof nerden cikti? Ayni aktorler... Ayni yonetmen... Megerse bu filmi yapan grubun adi Grindhouse imis.. Anladiysam noolayim. Benim bekledigim filmin adi da baske biseymis.
Simdi Death Proof ile ilgili bir kac not: Bolca gereksiz ve ekstra uzatilmis, bol kufurlu, birbirinin kopyasi, bi noktadan sonra insanin icini bayan ve hatta kiyan konusma arasinda bir miktar aksiyon, eskiyi andiran ama film boyunca surdurulmemis kayit (ilk hikaye daha ziyade eski film kaydi gibi gorunse de ikinci kisim digital olarak kaydedilmis), Kill Bill'deki yer yer verilen 70lerin havasi bul filmde fazlacana pompalanirken bir noktada filmin extra kitsch kacmasina sebep olmus. Bunun yaninda Quentin Tarantino'nun gittikce dozu artan ve artik manyaklik sinirlarini zorlayan siddet hatta vahset anlayisi eklenince acikcasi filmde hakkinda guzel birsey yazilabilecek herhangi bisi bulamadim denebilir ve bu halimle de genel olarak olumsuz film elestirilerini kendimce yadirgadigim Nihal Bengisu Karaca ile ayni fikirleri paylastigimi goruyorum ve kendimi yadirgiyamiyorum.
Onerim: Bekledigim ve Grindhouse adi ile tanitilmis o ikinci film ile bu filmin kisaltilmis bir kopyasini birlestirip tek bir film ilarak piyasaya surulmus olmasini tercih ederdim. Ya da Tarantino bu filmi hic yapmasaydi, biraksaydi, oteki filme odaklansaydi daha mantikli olurdu.
Filmin hic mi guzel yani yok? Elbette var... Eger soundtrackini kacak bir internet sayfasinda veya forumda bulursaniz indirin. Para vermeye degmez ama indirilip dinlenebilir...

Tuesday, September 18, 2007

Akademisyen ya da Instructor olmak

Akademisyen ile instructor olmak arasinda ufak bir fark var... Zahiren ufak. O da su: Kafanda bir soru tasimak ve aktif olarak zamanini bu soru hakkinda dusunerek gecirmek...

Bir arkadasim, ki kendisi fizikci idi ve 20.yy erken donem fizikcilerine hayrandi, butun fizikcilerin hayatlarina yon veren ve kendilerini taninir kilan teorilerin temellerini yirmili yaslarin ortalarinda attiklarindan, en azindan problemlerini kafalarinda kurduklarindan bahsetmisti. 28 yasindayim ve kafam beyaz bir sayfadan daha bos. Sanirim akademi bana gore degil. Lisede bile kafam daha cok doluydu problemler ile.

Akademide zaman gectikce beyin esnekligini, ya da problem cozmedeki yaraticilik ve hizini kaybededursun, insanin ileriki yaslarinda kokten yeni biseyler bulup cikarmasini beklemek hayal. Bir kac gun once basit bir integral hesabi ile ugrasmam gerekti, dusundum, tasindim, eskiden hoplata ziplata cozdugum basit bir integrali cozemedim.

Breh breh breh... Akademik acidan hayat ve varolus, saglam bir problem olusturabilmekle baslar.

Uzun zaman once okudugum "Genc Bilimadamina Ogutler" (ablam Izmir Fen Lisesi'ne giderken bana hediye etmisti) kitabinda bilimadaminin neden biraz da agnostik olmasi gerektigi tezini ileri surdugunu simdi daha kolay anliyorum. Dusunsel alemde ilerleyebilmek icin cevaplanamamis, cevaplanamamasi da rahatsizlik olan sorularla bogusmak, didismek lazim. Ta en basinda herseye kainatin sirrini bilir ya da biliyomus gibi bir eda ile yaklasmak, ki en kotusu aslinda bilmemek ve bilmediginden de haberdar olmamak, butun kesif durtusunu ve hazzini yok ediyor. O yuzden dusunen ve dusunsel alemde kesiflere yelken acan insanin az biraz inancsiz olmasi, kitaplarin hakikatine (kafasini defalarca orse vurup aci cekme pahasina) kafa tutmasi elzem.

Eninde sonunda sorular demleyip ve kesifler pesinde kosmayan bir kafa = bos kafa...

Wednesday, September 12, 2007

Living without feeling is breathing like a clock ticking

Siddetli bir sevginin belki ayni derecede belki daha sedid bir nefrete donusmesi ve bu nefretin icimde hissetmeye dair ne varsa iki sene boyunca kemirip yok etmesi... Ve hayatimda ilk defa beni sevdigini defalarca yuzume soyliyen ve benim icin aglayan bir kiza karsi goz yasi dokememek, hissedememek, icimden geldigince, iki kereden fazla hickiramadan aglayamamak...

Hissedememek... Hic birsey... Feeling numb...

Nefretimi haykirsam yuzune ey ruh vampiri
Ne degisir hayatimizda
Belki kurtulutum nefretinden
Yiter gider ruhumu kemiren o virus
Sensizlik benim istedigim
Sense her animda beni sarip sarmalayip
Lanetinle tuketiyosun icimi
Benden sadece 2 yilimi degil
Ruhumu da caldin gittin...

Friday, September 7, 2007

Tasimacilikta optimuma kosarken...

Korkunç kamyon kazası: 72 ölü
Hindistan'ın batısındaki Racastan eyaletinde Hindu hacıları taşıyan bir kamyonun vadiye yuvarlanması sonucu en az 72 kişinin öldüğü bildirildi.
document.Polis, PTI ajansına yaptığı açıklamada, Racastan eyaletindeki Caysalmer kenti yakınlarında, hacıların Ramdev tapınağına gittikleri sırada meydana gelen kazada 72 kişinin öldüğü, onlarca kişinin yaralandığını belirtti.
Kamyon şoförünün keskin virajı alamayarak kontrolü kaybettiği ve kamyonun yol kenarındaki bariyerleri devirerek vadiye yuvarlandığı kaydedildi.
Yeni Delhi televizyonu araçta yaklaşık 150 kişinin bulunduğunu duyurdu.


Dusunuyorum da, 150 kisi bir kamyonda... Acaba nasil bir kamyondu... Acaba insanlar bir kamyona 150 kisi doldurdugu surece biz ORcilara is duser mi?

Breh breh breh... ORcilara dusmese de ERcilara is dusuyo gibi...

Wednesday, September 5, 2007

Mezarlar ve Insanlar

Bir yerde uzun sure kaldigimda, helekine o yerde insanlarin sirkule orani yuksekse, 3-4 seneden sonra, daha once herhangi bir "sey" olarak gorunen yerler nedense bana birer "mezar" olarak gorunmeye basliyor. Her mezar tanidigim bir insanin daha once var oldugu, isgal ettigi, ama su anda sadece boslugunu biraktigi bir mekan... Ya da her mekan ayri bir mezar. Kapimin onundeki graduate study lab'a bakiyorum. Liz Lindsay Office... Kapisinda "If there is no way ahead, make one" yaziyor. Bu odadaki 16 cubicaldan kimler geldi gecti. Ya peki cevresindeki 6 oda...

Hic bir zaman cenaze kaldirmayi sevmedim. Hasta yataginin basinda olume uzanan o son nefesin verilmesini beklemek de bana gore degil. Sevdigim insanlardan ayrilirken hic vedalasmadim. Bir cenazeyi kaldirmaktan farksiz. Arkadasligimizi ve ona dair her anin mezara gomuldugu o hazinli torendir vedalasma.

Simdi vedalasmadigim o arkadaslarin ardlarinda biraktiklari veyahut serpistirdikleri mezarlara bakarken ister istemez bir huzun yeli yaliyor ruhumu. Kapilmamak icin kendimi tutuyorum. Yelkenleri indirme zamani degil. Bu geminin cipa atmadan, halat baglamadan ugrayacagi daha cok liman var...

Tuesday, September 4, 2007

Gay Modacilara Hayir, Yasasin Hi-Carb Ogunler


Koskoca Memphis'in koskoca Wolfchase Galleria'sinda bel oyuntusu olmayan erkek gomlegi bulamayan bendeniz erkek modasindan gay tasarimcilarin ellerini cekmesini istirham ediyorum! Hem de siddetle... Nedir yaw? Bir erkegin beli gogsunden daha mi ince olurmus? Breh breh breh... Bir marka da degil: Express, Guess, Abercrombie &Fitch, Aeropostale... Yok anasini... Nereye baksam gobegi genis, istikbali parlak, eski "Ozal, Demirel, Erbakan, Denktas" nesli vucut olculerine dogru yol olan gencler icin giyim kusam yok!
Ayip ama...
Cok ayip...
Sallandiracaksin su tasarimcilarin iki uc tanesini... Bak bi daha...