Tuesday, October 30, 2007

Inancin 70 000 Fersah Derinligindeki Sulari

Asagidaki metni Genc Siviller mail grubuna Ozlem Abaci gondermis...

Inancin 70 000 Fersah Derinligindeki Sulari
Kierkegaard insan icin uc tur yasam bicimi daha dogrusu asama oldugunu savunur. Bir insan yasami boyunca yalniz bu asamalardan birinde kalabilecegi gibi ruhsal tekamulune gore bir asamadan digerine de gecebilir. Ona gore ilk asama estetik yasam bicimidir ki bu gunu yasamayi ve bulundugu andan olabildigince zevk almayi ima eder. Ikinci asama etik yasam tarzidir. Hayati sahip oldugunuz ahlak felsefesi dogrultusunda gorev bilinciyle yurutursunuz. Ama bir sure sonra kisi tatmin etmeyen bu yasam biciminden yorulup tekrar estetik yasam bicimine donmek isteyebilir ya da bir diger asama olan dinsel yasam tarzina yonelmek isteyebilir. Iste bu noktadaki insan yine Kierkegaard’in deyimiyle inancin 70 000 fersah derinligindeki sularina dalmaya cesaret etmis demektir.
Butun inanc sahiplerinin arada bir durup durup uzerinde tekrar dusunmesi gereken bir konudur inancin 70 000 fersah derinligindeki sularina dalmanin anlami.
Neden bu kadar derin bu sular, neden bu kadar basinci altinda ezici. Ya da Hz. Muhammed’in bir sozunde belirttigi uzere neden iman kimi zaman ele alindiginda elini yakacak, biraktiginda mahrum olabilecegin bir kor ates. Uyguladikca ust uste eklenen sekilsel detaylar, cesit cesit ritueller, icinden cikilmaz tartistikca bir yere ulasmaz sozler yigini midir fersah fersah bizi derinlere surukleyen. Mesela cagindaki insanlar Kerbela collerinde ya da Mogol saldirilari altinda ya da belki Emevi Sultanlarinin zulmu ile inlerken fildisi kulende ciltler dolusu fikhi detaylara dalmak, huzur icinde yaslanmak midir? Hocasi Imam-i Azam egmedigi basinin bedelini kirbaclanarak ve zindanlarda zehirlenerek verirken ogrencilerinin sahip oldugu bilgilerle Abbasi Saraylarinda itibar gormesi midir mesela. Ya da Alevilerin besIkteki bebeklerini kesmek icin bile fetva verebilen, Misir sokaklarinda oluk oluk Musluman kani akitma pahasina kilicla hilafeti getirmesi icin Yavuz Selim’i tesvik ustune tesvik eden Seyhulislam Zembilli Ali Efendi olmak mi? Cennetin anahtarlariyla ve Ortadogu’nun zenginlikleriyle aklini kaybetmis Hacli ordulari ya da meshur engizisyon mahkemeleri de degildir inanc denen derin sular.
18 yil kulaklari Turkce ezan sesleriyle rahatsiz olmus, sarigi, ortusu turlu cesit alaylara, dar agacinda biten hikayelere konu olmus inanc sahibi gunu geldigi zaman oteki,’ vatandas Turkce konus’ diye azarladiginda, cilgin kalabaliklar cekirgeler misali talana basladiginda bu 70 000 fersah derinlikteki sularin neresindedir. Ya da onca insan haklari ihlalleri, kanli newrozlar, kirli savaslar yasanirken inanc sahibi insani ilgilendiren abdest alirken hangi uzvunu yikiyorsan okuyacagin dua nedir mi olmalidir yalnizca. Yillarca universite onlerinde, is kapilarinda bayrak sopalari gozune sokulan, siyasi amaclarla itham edilen ve caresizce masumiyetini anlatmaya savunan kitle ikbal ruzgarlari tersten esmeye basladiginda ayni bayrak sopalarini alip medya ilahlarinin arzusu dogrultusunda gun benim gunum, ben de sizin kadar maharetle sokarim o sopalari dusmanin gozune dercesine alabildigine politize olmanin tadini mi cikarmalidir acaba Can Dundar’in mechul ustad gazeteci agabeyisinin haniminin telefonda “o ortululer neden terore lanet yuruyuslerinde yok’diyerekten sarladiginin tersine. (Belki de olen cocuklarinin cenaze torenindelerdir o sira ne dersiniz) . Akademik hayatta, is kapilarinda, seckin cumhuriyet elitlerinin balolu, resepsiyonlu toplantilarinda kendisine verilmeyen itibar ve esitlik duygusunu otekine karsi bilincsizce olusturulan bol sembollu, tahripkar sloganli, az akilli cephelerde mi aramalidir peki? Ahmet Altan’in ifadesiyle doktor degil cellat olmaya soyunmus cunku hastaligi degil, hastayi yok etmeye sartlanmis kitlelerin icinde sistemlesmeyi, savas tacirlerinin kalemsorlerinin etkisiyle, kiskirmayi, bir digerinin acisinin icinde nefes almayi ve kendini kanitlamayi reddetmenin zamanidir bugun. Hem insanlik hem de Islam tarihi bunu yapabilmis insanlarin sayisiz ornekleri ile dolu. Her sey bir LA (hayirla) ile baslar. Zalimlesmeye LA, suru gibi gudulmeye LA, bu sacma zalim oyunun figurani olmaya LA, yerlesIk kanaatlerinize, dayatilmis dogrulariniza, benim aklimi yok eden ortak akliniza LA. Ve sonra Allah…
Akil, adalet ve ahlak; inancin dayanmasi gereken uc ayak. Biri kirildi mi her sey cokuyor ve biz kendi ayagimiza kursun sIkan gafillerden ibaret bir guruha donuyoruz. Zor zamanlarda bu uc ayagi saglam tutmak olmali benim anladigim inancin 70 000 fersah derinligindeki sulari.

Volcano

Ne neyi gerektirir

Dusunmek yazmayi gerektirir .Zira yazmadigin seyi dusunmenin sana getirecegi tek sey zaman kaybidir. Ha belki yazmaz ama yazdirirsin.... Bu mustesna. Yazmak ise dusunmeyi gerektirmez. Gunumuzden ornek vermek gerekirse tek cumlelik yarim phraseler ve ikiser satir araliklari ile yazilan gazete kosecikleri dusunmeden yazmanin ne demek oldugunu gozumuze gozumuze sokar. Lakin yazmak bir baska seyi gerektirir. O da fikrini ozgurce aciklayabilecegin, bir o kadar da anlatabilecegin, anlasilabilecegin hur bir ortam; saga sola cekilmeyecegin bir etik, cekildigin yerde yargilanmayacagin bir hukuk ve hepsinden onemlisi okuyucunun taviz vermemesi gereken bir ahlak anlayisi, iyi niyet ve analiz arzusu...

Ha bunlar eksik olursa ne olur... Memleketim gibi olur. Bunlar tam anlami ile tesis olursa ne olur? Bizler sInIrsiz fikir aleminde sayisiz ve kisitsiz fikirler ureterekten bunlari dogru bir sekilde tartisir, degerlendirir, tahlil eder, olcer, bicer ve kendimiz icin en dogru olani, en uygun sekili, ile, bize de uyarlanmis bir bicimde alir, adapte eder keyfimizi sureriz. Iste muasir medeniyet olma yolu da budur.

Memleketimde yasamanin yolu dusunebilen bir insan icin sabah sekizden aksam 10a kadar bezdirici bir calisma, akabinde uyku, hafta sonu playstation ya da alisveris, hafta ici de sacma sapan dizilerle beynin uyusturulmasindan, dusunme fakultelerinin terk edilmesinden geciyor... Iste bu da beni korkutuyor. Gurbet elde durum nasil derseniz... Televizyon ve playstation burda da var...

Monday, October 29, 2007

Yazma arzusuna tembellik kostegi karisirsa, helekine sevkin kacarsa ne olur?

Iste bu olur ne yazasin gelir, ne de icinden bisiler gecer...

Hani merak eder durursun, su dunyanin isleri hic mi duzelmeyecek... Onunde birikmis duran ve az ya da cok sabahlaya sabahlaya, kahveyle yikadigin midenin isyanina, beyninin zonklamasina aldirmadan ustesinden gelmeye calistigin islerinin yigildigi dag kumecikleri hic mi erimeyecek? Her cozulen sorunun ardindan baska bir yerden, helekine ummadigin bir yerden yeni bir sorun mu cikagelicek? Hani diyor benden icri ben, su insanlar ki bana sorunlar getiren, acip insanlardan uzaklassam daha bir rahat mi edicem?

Iste her 4 senede bir gecmise dair herseyi geride birakip yeni bir baslangica yelken acmamin sebebi de budur. Bana dert gibi gorunen, gecmisimi kolileyip evim diyebildigim yegane yere (ki artik benim evim de degil) gondermek aslinda bir lux mudur? Zira koliler acilmadiklari ya da acilmayacaklari gelecege dogru istirahate uzanip tozlanirken aslinda bir zamanlar kopmak istemedigim ama sonrasinda hatirlamaya usendigim gecmisimin detaylarini benden uzak tutmak disinda ne ise yariyorlar... Arada sirada tozlarini aralayip atilacaklari secmek icin acildiklarinda bir parca huzun, bir parca hatirlanan gecmis, atilacaklarin secilmesi, son kez ne zaman dokunulduklarinin dusunulmesi, kolilerin kapanmasi ve yeniden unutulmasi...

Gecmise dair seyleri unutmak mumkun olsaydi belki onu da yapardik. Denemedik degil, unutulmuyo. Elde olan sadece onlari yontup olmadiklari seylere benzetmek ve aslinda olmadiklari, icermedikleri anlamlara buruyup sonra da bunlara kendimizi inandirmak. Boylecene unutulmayan sey hatirlanmak istenmeyen sey halini alirken gecmise dair ne varsa bir sekilde anlamini yitirip siliklesiyo. Sanirim en guzeli bir yerden bir baska yere gocup durmak. Eskiye dair ne varsa kaldirip bir koseye yigmak, sorna da bir gun atilacaklari severken elinize gecen bir detayda o gunlerin guzelliklerini hatirlamak...

Tasinma zamani...

Onları gerçekten sevseydiniz...

“Sessizce yasımızı tutamadan, sessizce dualarımızı edemeden siyasi sloganlarınız, intikam isteyen çığlıklarınız, düşmanlığı artıracak ölçüsüz tepkilerinizle yine hamasetin, siyasetin dibine vurdunuz!Yas tutmayı, vakur durmayı, itidali elden bırakmamayı, sağduyulu davranmayı yine beceremediniz!Size inanmıyoruz!“Sessizce yasımızı tutamadan, sessizce dualarımızı edemeden siyasi sloganlarınız, intikam isteyen çığlıklarınız, düşmanlığı artıracak ölçüsüz tepkilerinizle yine hamasetin, siyasetin dibine vurdunuz!Yas tutmayı, vakur durmayı, itidali elden bırakmamayı, sağduyulu davranmayı yine beceremediniz!Size inanmıyoruz!Onları gerçekten sevseydiniz, hamaset dolu cümleleriniz samimi olsaydı önce 19 yaşında gençlerin 3 aylık eğitimlerle çatışmalara gönderilmelerine isyan ederdiniz.Onları gerçekten düşünseydiniz, onların hayatlarına gerçekten kıymet verseydiniz bütçeden aslan payını alan silahlı kuvvetlerin bir ay içinde bu kadar büyük kayıplar vermesini sorgular, bu kayıplar için üzerlerine vazife olmayan her konuda açıklama yapan askeri yetkililerden acılı aileler adına hesap sorma cesaretini gösterirdiniz! Daha birkaç ay öncesine kadar göbeğini kaşıyan adamlar diyerek aşağılanan insanların çocuklarına sahiden kıymet verseydiniz, gencecik ölümleri yaşlanmış siyasetlerinize hayat vermek için kullanmaz, onları ölümleri üzerinden siyaseten yaşadığınız yenilginin rövanşını alma peşine düşmezdiniz!Onların gerçekten “öldü denilmemesi gereken şehitler” olduğuna inansaydınız, Hrant Dink’i öldüren çapulcu katillerle birlikte adlarını anarak aziz hatıralarını rahatsız etmezdiniz.Onların annelerinin acılarını gerçekten yüreğinizde hissetseydiniz, sınır ötesi operasyon, savaş naraları atarak başka annelerin acıları üzerinden bedeller ödeme yeminleri etmezdiniz.Gerçekten vatanınızı sevseydiniz, evinize bayrak asarak, sokaklarda taşkınlıklar yaparak, ileri geri konuşarak toplumsal barışımızın köküne kibrit suyu dökmezdiniz!Gerçekten Türkiye’nin menfaatlerini düşünseydiniz, Irak bataklığına bizi çekmeye çalışanların apaçık tahriklerine gelmezdiniz!Gerçekleri merak etseydiniz, sahiden Türkiye için en iyisini isteseydiniz sivil anayasa tartışılırken, Meclis’te barış rüzgarları eserken, sivil siyaset güçlenirken şiddetin neden yeniden yükseldiği sorusuna sahici yanıtlar arardınız!Gerçekten barış ve çözüm isteseydiniz, iktidarlarını şiddetin ve çatışmaların devam etmesi üzerine kuranların siyasetlerine alet olmazdınız!Üzerlerinde asker kostümleri olan gencecik siviller öldü yine. Daha hayata tam başlayamadan.Şimdi Susun! Yasımızı tutalım..İmza: Genç Siviller (www.gencsiviller.net)”

Wednesday, October 24, 2007

Kafamdaki karisiklik

Bugun okudugumuz metinde insan, kalbinde iman ya da kufrun hakimiyeti nispetinde dunyasini bir azap mekani ya da kendisinin de parcasi oldugu kurulu ferah bir dirlik, duzen mekanizmasi olarak gormesinden bahsediliyor. Iste bu noktada mantiksal gerektirmenin tersine dogru bir gidisle kendimi test etmek isteyen ben sunu soruyorum kendi kendime ve kafam karisiyor...

Ben ki dunyanin zorluklarindan cekmis ve cekmeye devam eden, cogu zaman sikayeti dilinden ve kalbinden eksik olmayan biri olarak kufrun hakim oldugu bir kalbe mi sahibim?

Yukaridaki gerektirme bunu iddia etmiyor. Ama metin inkara saplanip kalmis bireyi betimlerken bireyin dunya algisindan yola cikip kalbindeki meyile hukum getiriyor. Iste bu noktada da kendimi sinama firsatim oluyor ki mevcut halimi gormek beni dehsetin tam ortasina getirip birakiyor... Evet, sanirim imanin kalbindeki yeri sallantida olan bir bireyim...

Metin: Ikinci soz (Sozler)

Monday, October 22, 2007

Buhran

Uzerimde 4.5 sene evvel amerikaya ilk geldigimde giydigim pantalon var. Beli tam oturdu. Sanirim o zamanlar bile biraz boldu. Saclarim eskiden oldugundan daha kir, tenim daha cansiz, daha olu, gobegim daha sarkik, belim daha cok agriyo. O zaman gelecegin belirsizligi beni nasil bunaltiyorsa bugun de ayni bunalti devam ediyor. 4 senenin ardindan yeniden is piyasasindayim. Eger olusturabildiysem, ya da gelistirebildiysem, profesyonel kimligimi pazarliyorum. Turkiye icin dusundugumde 6 sene oncesinden ne kadar daha iyiyim, bilemiyorum. 6-7 sene evvelki o cevval, atakan, umut dolu adamdan geriye pek bisi kalmadi. Kafamizin icini bir yigin sacma sapan seyle doldururken ilgi alanimizi evrene futursuzca dagittik. Odaklanmis hayatimizin mercegi kirilip dagilirken hayatimiza insanlar girdi, biz baskalarininkine girdik, yorduk, yorulduk, sevindik, uzulduk, derken donduk dolandik ve hayatin anlamina, anlamsizligina, nedenine, nicinine ve nasilina tekrar geldik dayandik.

Su kopmak istemedigim Amerika'nin bana kazandirdiklari ya da kazandirabilecekleri nedir diye soramadan edemiyorum kendime. Daha degerli bir maas ceki, daha bol ve ucuz tuketim esyalari, duzen, rahatlik... Peki neleri alip goturuyor? Bedava degil butun bunlar. Dostlar, hayat arkadasin, hayatinin mikro perspektifteki duzeni, geciktirilmis baslangiclar, yitirilmis firsatlar, tum ailenin sevgisi, insanlara olan baglarin, hayati hissedebilmek, hatta belki de ahiret... Cevremde boluk porcuk hayatlarinin izdirabini alabildikleri seylerle bastiran, kendi kendisinin mahkumu onca insan...

Iste bu noktada soruyorum kendime... Belki de ahireti, belki hislerini kaybetmek soz konusuysa, hangi maas ceki karsilar yitirilenleri?

Thursday, October 18, 2007

I am a Muslim, but not as seen on TV...

Bu yazi bir MSN messenger icon'undan alinma. Arkadasim gondermisti. Kendisi Amerika'da dogmus, yarim Turk, yarim Italyan, epey de Amerikali bir kiz... Yine Amerika'da dogmus, annesi Pakistanli, babasi Amerikali bir tanidigim soranlara Musluman oldugunu soyleyemedigini yazmis blog sayfalarina...



Bugun bilgisayari acinca ilk girdigim portalda Pakistan saldirilarini ve dehsetli resimlerini gordum. Bir Musluman (Butto'yu olumle tehdit edenler ulkedeki radikal Islamci olarak bilinen gruplarmis) nasil olur da kitlelerin arasinda bomba patlatabilmeyi, bir baska inanani oldurmeyi goze alabilir? Ya sakat kalanlar... Karincayi incitmekten kacinan bir Peygamberin yoluna bas koyduklarini iddia edenler nasil olur da gozlerini kirpmadan kitleleri kirip gecirebilirler?




Aklim almiyor... Pakistanli kardeslerimize bas sagligi diliyorum.




Pakistani brothers, I send my condolence and share your grief as a son of a nation which has been suffering terrorism for decades. I condemn any act that eventually hurts people no mather what pupose it is pronounced to serve, even so called "religious purpose". I believe that there is no cause that legitimize murdering people in Islam and those who lead, order, and perform these evil acts deserve no holly reward but the treatment of a terrorist (shaqi).
Because of those who don't refrain from killing other believers in cold blood, I can no more feel the pride of expressing my religion, once I am asked about my faith...








Friday, October 12, 2007

Facebook, be my friend

Amcamlar Facebook ile ilgili sarki yapinca bize de dinlemek ve yarilmak duser...

Wednesday, October 10, 2007

Bizi bize yabancilar anlatir

Hatirliyorum, lisans egitimimizin ikinci senesinde hic girmek istemedigimiz tarih dersimizin sinavinda, Tarih bolumu asistanlarina caktirmadan sinifca kopya cekme hakkimiz vardi. Tabii bunun icin sinavimiza bizim bolumun asistanlarinin girmesi gerekiyordu. Hic bir sinavda kopya cektirmemesi ile bilinen "Tev" (Tevhide) bile sinifina kopya cekme izni vermisti bu sinavda. Hatirladigim kadari ile cok sayida soru vardi ve her soruyu bir kisi cozup sonucunu tellal olmaya soyunmus bir kisiye iletmesi, onun da bagira cagira herkesin duyacagi sekilde derlenmis sonuclari vermesi gerekiyordu. Elbette bu surecin isleyebilmesi icin herseyin en basinda ogrencilerin ellerinde guvenilir birer metin olmasi gerekiyordu ki, iste bu noktada ciddi bir sorun vardi. Hic birimiz derslere girmedigimiz icin neyin islendigini bilmiyorduk, dagitilan metinler yoktu ve sorulari cevaplamanin tek yolu bunlari kutuphaneden devsirilebilen bir kac tarih kitabi icerisinde kaza eseri bulmaktan geciyordu (evet, 99-2000 doneminde ne wireless internet ne de laptop bilgisayarlar yaygindi, hatta wikipedia bile yoktu). Kendime bir kaynak bulmak icin kutuphaneye gittigimde coktan gec kalmistim. Turkce kaynaklarin cogu gitmisti. Butun muhendislikler ayni gun sinava girdigi icin 900 kisiden akli basina denk edenler kutuphane raflarindaki 30-40 Turkce kitabi silip supurmustu. Biraz aranirken elim ingilizce yazilmis bir kitaba gitti. Sanirim ismi "Contemporary Turkey" ya da "Modern Turkey" idi. Kapaginda Beyazid Meydani ve o meshur Istanbul Universitesinin girisi, ve tam merkezde de 80 oncesinin ogrenci eylemleri icin toparlanmis bir yigin genc vardi. Kitapta ise diger Turkce kitaplarin cogunda olmayan bir ozellik: kelime indexi... Kelime indexinin degerini bilen biri olarak kitaba atladim, sinavda bir kac soruyu cozebilmemi sagladi, derken sinav sonrasinda da biraz goz attim. Bizi bize bir yabancinin anlatmasinin ilgincligini az cok fark edebildim.

Az once Zaman Gazetesinin yorumlarina goz atarken icimizden bir yabancinin, Herkul Millas'in bizi, bize anlatan; ama oncelikle bizim icinde yasadigimiz ve cogu zaman kaniksadigimiz, benimsedigimiz, sorgulamadigimiz caprasikligimizi resmeden yazisina denk geldim. Bu sayfayi buraya kadar okumus olan herkese o yaziya goz atmayi tavsiye ediyorum.

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=598998

Eklemek istediginiz birsey olursa, bu sayfanin altina not dusun...

The Kingdom

Evet, gecen hafta gecenin 12 matinesinde gitmeyi basardik. Kesinkez sinemada izlenmesi gereken, evde harcanmamasi ozenle tavsiye edilen bir film (evde lazer projektorunuz, devasa subwoofer'i olan harika bir ses sisteminiz ve sagir komsulariniz varsa o baska). Syriana kadar derine inen bir film olmasa da doyurucu bir girisin akabinde hizli ve beklenmedik sekilde gelisen, iyi kurgulanmis bir senaryonun sizi cekip goturecegine sahit olacaksiniz. Ingilizcesi agir degil. Filmin tek kotu yani kameranin realite show havasi vermek icin sabit platform yerine hareketli platformdan cekim yapmasi sonucu cok miktarda ve yer yer biktiran derecede sarsintili goruntu vermesi.

Tavsiye edilir, vereceginiz paraya deger.

Thursday, October 4, 2007

DaVinci Code or what?

Ramazan ramazan yukaridaki resim de nerden cikti demeyin... Bakalim yorumdan hikayeyi cikarabilecek misiniz? Bence basarili bi calisma...

Wednesday, October 3, 2007

Kapinin ustunde anahtarlarim

ODTU'de bir hocamizin (ki ozellikle rehber hocamin) odasinda oldugunu gosteren iki ibare vardi: birincisi kapinin aralik olmasi, ikincisi da kapinin uzerinde anahtarlarin olmasi. Kapisinin acik durmasini istemeyen hocalar ikincisini tercih ederlerdi. Muhtemelen bunun bir sebebi de masalarinin ve odalarinin daginikliginin, sacma sapan eklentilerle boyutu exponansiyel arttirilmis bir anahtarligi yalayip yutacak, geri vermeyecek kadar istahli olmasiydi. Ben de ikinci gruptanim, yani kapim yerine tam arkamdaki penceremin acik durmasin itercih ediyorum. Ha bu arada ilk defa yeni ofisimde 4 yil aradan sonra acilabilen bir pencerem oldu. Ust kattaki eski ofisimde mukemmel manzarali iki koca pencerem vardi ama acilmiyorlardi. Sanirim hayati doktora ogrencileri icin daha cekilmez kilmak, ya da intihara meyilli bu ogrenci grubunu duvarlarin ic kisminda tutabilmek icin yapilmis bir ufak hile... Neyse, sevmiyorum kapimin acik durmasini, kapaliyken daha iyi. Onun yerine anahtarlarim disarida. Her goren de bir kere "Anahtarlarini disarida unutmussun" diyor. Hayir unutmadim... O anahtarlarin durabilecegi en emin, en mantikli ve en anlamli yer iste tam orasi, kapinin dis tarafindaki anahtar deliginin ustu...

Bir sonraki asama kapima phdcomics.com'dan ya da Hobbs and bilmemneden bir karikatur asmak.

ODTU ekolunu saga sola tasimak bu olsa gerek.