Monday, March 31, 2008

Myth: Democracy elected Hitler to power.

This one is a long article about the backroom tricks of politics at the time of Hitler. Tricks that carried a menace to dictatorship. One particular paragraph is importand. For the rest of the article, here is the link. Please have a look at, at least...

"History reminds us that there is actually a spectrum of democracies, with strong democracies on one end, and weak democracies on the other. To the extent that democracies fail, it is because the will of the people is not being carried out. The U.S. offers this lesson itself. Blacks were forbidden to vote until 1870; women until 1920; poll-tax debtors until 1964; illiterates until 1965, young people until 1971. And how the U.S. treats its minorities today, as compared to 200 years ago, is like night and day. One remarkable fact remains: where there is a failure of democracy, there is usually a lack of democracy."

Tuesday, March 25, 2008

I'm a loser baby, so why dont you kill me?

Hafta sonu gunubirlik NYC gezimin yorgunlugunu atamamisim, ustune dun geceden uykusuzum, bir de sabah bir saat suren ve direktorun gozunun icine baka baka uyumamaya, bir yandan da yeni gelen Hintli elemanin kestigi pozlara gulmemeye calisarak kendimi tutmakta, vakti gecirmekteyim. Ogle paydosu oluyor, kendimi alel ecele atiyorum disari. Yemege gidiyorum, Mehmet Gokhan sonunda is bulmus, rahatliyorum. Donuste kendime "araba" bakiyorum. Derken reel Dunyaya geri donuyorum. Kod yazmaya devam ediyoru... Patron geliyor, borc istiyor, muhtemelen otomatlardan birine atacak cash parasi kalmadi. Sonra beni yarim saat sonra odasina cagiriyor uzerinde calistigimiz projeyle ilgili. Eywah diyorum, bir haftadir hindi gibi dusunmekten kod yazmaya cok az vakit kaldi; ogleden sonralari uykum geldigi icin calisamadim, evde elektrik kesikti, gaz yagi yoktu, ben naaptim!

Patronla toplanti basliyor. Birinci saat doluyor. Kelimeler agzima dugumleniyor ama cikamiyor. Derdimi anlatamiyorum. Ayni kelimeler iki farkli dimagda iki farkli anlama isaret ediyor. Sazi elime almaya calisiyorum. Saz inliyor, iletisim cat pat da olsa devam ediyor. Istedigi seyler gozumu korkutuyor, icimi kasvet buruyor, agzim gozum burusuyor, yamuluyor, derken 2001 senesinde duydugum asagidaki sarki beni buluyor... Patron bana bisiler anlatiyor benim aklimda "I am a loser baby, so why dont you kill me" nakarati geciyor. Kafami silkeliyorum, gecmiyor, hala orda, yine... Toplanti bitiyor. Masama donuyorum. 2 saat gecmis, toparlanip eve donuyorum... Juliana'ya bakiyorum, o da yok...

Sunday, March 16, 2008

Kriz

Cogu zaman icim bos, ama nadiren de olsa gundem icimi bir anda doldurabiliyor. Persembe aksami bir gun sonrasinin gazetesinde cikacak olan "Eger soz konusu olan vatansa, geri kalanlar teferruattir" a benzeye, Ata'nin agzindan cok Polat Alemdar ya da Abdulhey'in agzina yakisan o sozun, Ulusalcilarin kendilerini legitimize ettikleri ve sahte bir Kemalizm boyasi halinde ellerine yuzlerine sivadiklari o sozun Ata'ya ait olmadigini soyluyor bir uzman. Seviniyorum, guluyorum, ulkemde sacmaliklara dayanak edilmis bir malzeme daha sacmaliklar evreninin diplerine dogru seyrine basliyor.

Derken ogleden sonra bir baska haber... Daha dogrusu eve gidip de internete baktigimda gordugum ilk haber moralimi bozuyor. Koca cuma gunu gozumu zor acik tutmus olmama ragmen o saniyeden sonra uykum kaciyor, icim dolmaya basliyor, ben birilerinin bisiler yazmasini bekledikce herkes susuyor, Genc Siviller mirildaniyor, en azindan susup ikrara meyil etmiyor. Bu cocuklari seviyorum.

Cumartesi aksami geciyor, pazar sabahi oluyor ve bizim demokrasimize o ikide bir Sevr ile hatirlatilan Avrupa sahip cikiyor. Artik cumlelerimizde halimizin negatif yanlarinda sucu atabilecegimiz bir Hain Bati yok, onlar da bizimle el ele vermisler bizi Hain Biz'den korumaya calisiyorlar. Biz bizim ayagimizi baltaliyor, kendimize kuyular kaziyoruz. Hani bir arkadasima dedigim gibi, "Turk'un dusmana ihtiyaci yok, kendimiz pekala bize yetiyoruz"...

Uzuluyorum... Biz bir krizin ortasinda, 2001'de mezun olduk. Is yok, guc yok... Erkekler askere, kizlar mastera deniyor... Nitekim askere gitmeyi gozumuz yemediginden, bir master bulup kapagi attik. Yillar sonra bizim devreden birileri "krizin ortasinda mezun olduk, sonra da dikisi bir turlu tutturamadik" diye veryansin ediyor. Benim devrem ve alt devrelerde tanidigim pek cok insan, kendi bolumumden ve diger bolumlerden, yurt disina gittiler. Bir kismi orda kaldi...

Kendime bakiyorum, gelen krize bakiyorum, yeni nesle bakiyorum... Krizler gelecek, ekonomi yine tepetaklak olurken genc beyinler yitik umutlarin son kirintilarini kovalayaraktan Garb'a gocecek, gocemeyen dikis tutturabilmek icin uc otuz paraya hayatini ortaya koyacak, sevenlerle sevilenlerin arasina yine kaygilar giricek, ve bir kez daha mantik hisler dunyasini darmadagin edip birakacak.

Elimizde sapasaglam bir "Laikcilik" kalacak... Laiklik bu cografyaya hic ugramadi. Obur yanda yitip giden bir baska nesil... Eskiden her 10 senede bir harcardik nesilleri, simdi 5-6 yila indi. O kadar zenginiz ki, elimizdekini boyle saga sola saciyoruz. Turkiye deyince bir yandan cinler tepeme cikiyor, bikip usanmanin otesinde bir utanci hissediyorum son Banana Republic vatandasi olarak; bir yandan da kusup adi batasica diyemiyorum. Zira ben de birakip gidersem o memleket, Bati'nin ve Dogu'nun bir sonraki Ronesans'inin besigi, kor kuyulari andiran karanlik goz cukurlarinin icinden bakan fersiz, sinsi gozlerin, nursuz yuzlerin, kohne beyinlerin tahakkumunde kuruyup gidecek.

Once kendimden baslamaliyim diyorum. Kendimi degistirmeli... Sonra sira digerlerine de gelir elbet... Kendimi degistirirken, beni challenge edecek birine ihtiyacim var, partial da olsa "degilime"...

Sunday, March 9, 2008

Dunyalari Gezmek... ya da ic bunaltisi


Hani Jason Bourne gibi sirtima bir canta alip herseyi ama herseyi, ozellikle de laptoplarimi geride birakip kafama gore bir Akdeniz ulkesine gocmek istiyorum. Ne kadar kaldigim ya da nerde kaldigimin bir onemi yok. Latin Amerika'da bir dag koyu filan da olur. Yeter ki geride yesil bir dag, onumde masmavi bir deniz manzarasi olsun. Isimler, diller, yemeklerin cok da bir onemi yok. Sehirden, kardan, otomobillerden kacmak istiyorum. Kucuklugumun Marmaris'i geldi aklima. Her yere traktor romorkundan bozma dolmuslarla gidilen, kaldigimiz yerin bahcesinde renk renk ciceklerin actigi, Banu Alkan'in ya da benzerlerinin her yaz gelip de bir sekilde film cektikleri, film setinde ortaya elimde kocaman bir pepsi sisesi ve annemin devasa gunes gozlukleri ile damladigim Marti Otel...
Neyse, simdiki isimin en guzel yani her yere ucak bileti bulabilmem (yaz haric)... Becerebilirsem belki biraz Jason Bourne'culuk oynayabilirim. Bana simdi sadece bir Schengen vizesi lazim. Ondan sonrasi yurumeye ve ucaklara kalmis.
Jason Bourne'un tum pasaportlari icin... Bakiniz

Saturday, March 8, 2008

Feeling Blues? Volume Up please!

Moby- Extreme Ways

This blog is getting more and more music oriented. Not much new stuff but quality stuff, I suppose.

From the soundtrack of a movie which I liked very much... The Bourne series... As the series advance, this particular song gets more beat and more speed. Check the version for The Bourne Ultimatum.

Wednesday, March 5, 2008

Ince Isler

Yas kemale erip de erken 30'lar ufukta gorununce, hele bir de elimiz ekmek tutunca, o eski dert tasa yeniden kapimizi durtuklemeye basladi. Ne olacak bu bizim halimiz? Bizi butun edecek o insan karsimiza cikacak mi, bu elma hep yarim mi kalacak? Ya da gun gelip de yas iyicene erdiginde, gobek saliniz saclar kirardiginda, acip sabirla bizim yanimizda bizi tumleyecek, butunleyecek o insan var olacak mi?

Dost meclislerinde laf donup dolanip bizim bekarligimiza, acilen evlenmek gerekligine gelip takiliyor. Her defasinda da ayni temenni,"annenize haber salin, o size uygun birine bakadursun!" Lakin benim annem bana benzemez ki, ailemde kimse benzemez. Haliye anamizin buldugu da benzemeyecek... Uyum deseniz, kendi bulup iki sene muhabbet ettigimiz insani taniyamamis biri olarak kendi bulacagimizdan da umidi kestik... Hani bu aksam okudugumuz hikayedeki gibi, tesiri hem baliga, hem dalgali deniz, hem gecenin karanligina, hem kasirgalara yetecek o herseyi bilen ve her seye gucu yetenin ikramina bakiyoruz...

Bugun dost meclisinde laf bir hazin hikayeye, onun evvelinde yolda giderken bir baska hazin hikayeye geldi dayandi. Ikincisinden, dost meclisinden baslayalim. Detaya girmiycem, ama gec yasinda terk edilen bahtsiz tanidigimizin bir sozu var ki taaa icimden vurdu: "Su yasimizda olup kalsak, insanlar anca cesedimiz kokunca fark edecek". Gurbet iste boyle yer bitirir insani... Varlik icinde yokluklarin en gizlilerini, en sinsilerini, en acilarini barindirir.

Ikinci hikaye bir Amerikali ile evliligin hemen kiyisindan kosesinden donmus bir Turk arkadastan. Dili oyle bir yanmis ki, tum hayatini, hayat tarzini degistirmis; eskiye dair ne varsa atmis kurtulmus. "Aman" diyor, "yabancidan uzak dur!".

Gecen haftasonu ilk defa yeni evimde, yeni mekanimda yalnizligin dibine vurdum. Nadiren olur bende, ara sira nefret edesim gelir yalnizligimdan, aci aci kemirir icimi kanser gibi. Fena acitir, kavurur, hani pisman olmaya kadar getirir yaptiklarimdan... Inatciyim, pisman olmam. Yaptigim pek cok seyi isteyerek, o anda mantigim oyle gerektirdigi icin; ama onlardan daha cogunu ise tembellik edip oyle olmasina izin verdigim, oyle olmasini seyrede kaldigim, kilimi kipirdatmaya mecalim olmadigi icin oyle oldular. Neyse....

Bu hafta sonu icin yeni televizyon almaya karar verdim. Evde en azindan biraz ses olsun. 26 inch LCD alicaktim, param bol geldi, azdim, kudurdum 32 inch alicam. Nasilsa istedigim arabayi satmadi ya bu gavurlar, hesabim kitabim sasti. Saga sola saciyorum paralari...

Hayat garip, surprizlerle dolu... Ben Pittsburgh'a tasindiktan bir ay sonra, Miami'de zamaninda cok istedigim bir is icin beni arayacaklarini nerden bilebilirdim ki? :) Mutluyum, yarin ilk is yemegime cikiyorum. Kicimi kaldirabilirsem bir ara bedava ucus haklarimdan birazini kullanip bir NYC yapicam. Vizem ciksin, ilk is olarak da 3 gunlugune bile olsa Paris. Bugun arkamdaki cubical'da pilotlarin ucus atamalarini yapan adam ayni pilota ikiser ucer gun ara ile iki Venedik, bir Amsterdam, bir de Gatwick yazdi. Pilot olmak varmis...