Tuesday, March 25, 2008

I'm a loser baby, so why dont you kill me?

Hafta sonu gunubirlik NYC gezimin yorgunlugunu atamamisim, ustune dun geceden uykusuzum, bir de sabah bir saat suren ve direktorun gozunun icine baka baka uyumamaya, bir yandan da yeni gelen Hintli elemanin kestigi pozlara gulmemeye calisarak kendimi tutmakta, vakti gecirmekteyim. Ogle paydosu oluyor, kendimi alel ecele atiyorum disari. Yemege gidiyorum, Mehmet Gokhan sonunda is bulmus, rahatliyorum. Donuste kendime "araba" bakiyorum. Derken reel Dunyaya geri donuyorum. Kod yazmaya devam ediyoru... Patron geliyor, borc istiyor, muhtemelen otomatlardan birine atacak cash parasi kalmadi. Sonra beni yarim saat sonra odasina cagiriyor uzerinde calistigimiz projeyle ilgili. Eywah diyorum, bir haftadir hindi gibi dusunmekten kod yazmaya cok az vakit kaldi; ogleden sonralari uykum geldigi icin calisamadim, evde elektrik kesikti, gaz yagi yoktu, ben naaptim!

Patronla toplanti basliyor. Birinci saat doluyor. Kelimeler agzima dugumleniyor ama cikamiyor. Derdimi anlatamiyorum. Ayni kelimeler iki farkli dimagda iki farkli anlama isaret ediyor. Sazi elime almaya calisiyorum. Saz inliyor, iletisim cat pat da olsa devam ediyor. Istedigi seyler gozumu korkutuyor, icimi kasvet buruyor, agzim gozum burusuyor, yamuluyor, derken 2001 senesinde duydugum asagidaki sarki beni buluyor... Patron bana bisiler anlatiyor benim aklimda "I am a loser baby, so why dont you kill me" nakarati geciyor. Kafami silkeliyorum, gecmiyor, hala orda, yine... Toplanti bitiyor. Masama donuyorum. 2 saat gecmis, toparlanip eve donuyorum... Juliana'ya bakiyorum, o da yok...

No comments: