
Bir arkadasla karsilasiyorum. Hal hatir soruyoruz:
"Naber?"
Klasik cevabim: "Eh iste her zamanki gibi surunuyoruz!"
Arkadastan gelen beklenmedik karsilik: "Aslinda uzun sacli bir room-mate'in olsa hayatin duzene girer", cumlenin sonuna bir de gulucuk ekliyor.
Suratimin sekli gorulmeye deger, kafam karisiyor, arkadas espriyi anlamadigimi zannedip "Artik evlenmek icin bir bayan bulman lazim" diyor...
Eve gelirken dusunuyorum: Bir basin iki olmasi mevcut basimdaki dusuncelerin ve sorunlarin cozulmesine mi yarar yoksa zaten epey daginik olan dikkatimin baska noktalara dagilmasini saglayarak benim "daha az suffer etmeme" mi netice verir? Bir problemi dusunememek ya da ona zaman ayiramamak o problemin olmadigi anlamina elbette gelmez... Peki o zaman?
Evlilik deyince aklima eski kalfamiz Ahmet Abi geliyor. Kendisini sanirsam 87 senesinde tanidim. 90'da evlendi diye hatirliyorum. Hayati iki devreye ayrilir kisaca: Evlenmeden once ve sonra... Evlenmeden once oldukca sen sakrak olan, yuzunden gulumseme eksik olmayan bu abimizi evlendikten sonra gulumserken goren olmadi. Roden'in dusunen adami onun yaninda Cadde Tikky'si gibi kalirdi.
Farkli bir bakis acisi, gozlerin onune farkli renkte bir lens eklemek: acaba hayati daha cekilir kilar mi? Ya da baska bir yaklasimla: Dusundugum seyler gercekten o kadar dusunmeye ve hayiflanmaya deger mi? Eger bir adim, bir fiil takip etmiyorsa dusunceyi, saf basina dusunmenin yarim saat spor yapip da bir parca ATP yakmaktan farki ne? Hal boyleyken, evet diyorum, belki de uzun sacli bir oda arkadasina ihtiyacim var... Resimdeki "Leo" gibi olmasa daha iyi olur...
No comments:
Post a Comment