Thursday, July 31, 2008

Man vs Wild


TV'de seyrettigim seylerin bir gun gelip de isime yarayacagina inanirdim da gun gelip de hayatimi kurtaracagini soyleseler kesinlikle inanmazdim. Lakin bugun oldu...
Seyretmeyi sevdigim program eski bir Ingiliz Ozel Kuvvetler komandosu olan Bear Grylls'in sundugu ve "badirelerine katlandigi", Discovery'de yayinlanan "Man vs Wild" adli program.
Her bolumde jonumuz olan Bear efendi normal bir insanin yasamini surduremeyecegi bir ortama bir kameraman ile birakiliyor ve kendileri yardim almadan yiyecegini, barinmasini karsiladigi gibi su bulma, yer yon bulma, muhtemel tehlikelere karsi korunma konusunda ilginc ip uclari veriyor... Elbette bu ipuclarindan haberi olmayan bahtsiz kisilerin yasadiklarindan da ornekler vermekten eksik kalmiyor...
Bugun basima gelen sey ise evimin arkasindaki kocaman ormanda bisiklet turum sirasinda her zaman gittigim ve iyice isaretlenmis patika yerine kapatilmis baska bir patikayi secmem ile basima gelen bir kaybolma durumu. Tura takriben 19:00 sularinda ciktim ve 19:30'da bir tepenin ustunde kaybolmus bir halde soluklanmakla mesguldum. Basima gelen sey ise ayni ormanda bulunan motorsiklet patikalari ve yagmur sularinin gectigi oluklari bisiklet patikasi sanmamdan dolayi yonumu kaybetmem... Kayboldukca aslinda ilginc seyler gordum, dogada kendinden akan caylar, hayvanlarin suya ulasmak icin kullandiklari patikalar... Caydan bisikletle gecmek gercekten inanilmaz bir deneyim... Bilegime kadar camura bulandigimi da arada belirteyim...
Saat 20:05 dolaylarinda iki patikanin kesistigi bir noktaya ciktim. 4 yone de giden patikalar... Saatimde neyse ki pusula vardi. Kuzeye gidersem evime cikacagimi dusundum. Lakin kuzey patikasi otla kapli idi. Guneydogu patikasini sectim. Bir meydanliga ciktim. Cok uzaklardan otobanin sesini duydum. Sesin daglardan yansima ve bei yaniltma olasiligini dusundum. Derken aklima bu programda gordugum bir puf noktasi geldi: Yuksekce bir tepeye cikip cevreye goz atmak. Kuzey ve gineyimde iki farkli tepe sirasi yukseliyordu. Ben vadinin ortasindaydim. On tarafimdaki tepelige surmeyi tercih ettim zira ses o taraftan geliyordu. Patikada biraz ilerledikten sonra onumu kapatan bir agaca rast geldim. Ihtimal ki kimse buralardan yakin zamanda gecmemisti. Ilerlemeyi tercih ettim zira ses sanki biraz daha artmisti. Yaklasik yarim saatlik bir surus ve tirmanmadan sonra tepelige dogru yaklastim. Tam tepenin uzerine cikacaktim ki agaclarin arasinda bir kac ev gordum. Otlar iyice sIklasti... Biraz daha ilerlemeye karar verdim zira tepenin zirvesine cok az kalmisti... En azindan ev sahiplerinden biraz yardim alabilirdim. Bacaklarimdan hafiften kan siziyordu... Derken tanidik bir yola ciktim.. Bingo! Hava kararmadan eve ulastim... Geri donup geldigim yone baktim. Elektrik tellerinin altinda bir yerlerdeydi o dortyol... Eger sol tarafimdaki patikayi secmis olsaydim 10 mil oteye kadar herhangi bir yerlesim yeri gorunmuyordu...
I was blessed... Gunun ozeti: Televizyonda faydali seyler seyredin...
Yazanin notu: Boyum kadar otlarin yanindan gecerken duydugum ve buyucek bir yaratigin sebep olduguna inandigim hisirti seslerinden sonra neler hissedip bisikledi nasil kokleyerek surdugumu pek anlatmiycam... Orasi bana kalsin...

Wednesday, July 30, 2008

Turkiye

Yarin Turkiye'de yepyeni bir gunun baslangici olacak... Gunes yepyeni bir ulkeye dogacak...

Yarindan itibaren hic bir sey eskisi gibi olmayacak... Ve ben, bu gunden 3 sene sonra, yani donecegim gun, karsimda harap ve bitkin bir ulke degil parlak bir gelecek bulacagim...

Eskilerin 23 temmuz ozgurluk bayrami gibi, acaba 30 temmuz'u da mi kutlasak?

Monday, July 28, 2008

Kalp Sagligi Uzerine

Efenim, malumunuz kimse sevmez sabahlamayi... Bencileyin de sevmem; ondandir ki 4 senelik lisans muddetimce sabahladigim 2 gece vaakidir. Hatta saatin 3'u gosterdigini gormuslugum pek nadirdir. Lakin master'da haftada birer gece olmak uzere sabahlamayi adet edinmistim. Derler mi zordu? Hayir, ben tembeldim... Ya peki doktorada?

O da ikiye ayrilir... Before getting dumped, after getting dumped...

Ilki durumunda sabahlamalarim ayda bir ile sinirli kalmistir. Ikinci halde ise haftada 3ten asagi dusmemistir. Hatta gun dogmadan uyumadigim haftalari da cokca bilirim.

Doktora yarim yamalak bitip de okulda ders vermeye basladigimda hayat duzelir saniyordum ama sistematik olarak haftada iki kere kendini tekrarlayan ve abartisiz 20 saat calismayi gerektiren gecelerin ardindan isimden hepten nefret ettim ve sabahlama gerektirmeyen bir ise kapak atmaya karar verdim. Akademiye paydos...

Yillarca monoton yasantisini tenkit ettigim babamin aksamlari eve gelip yemekten sonra dizi karsisinda divanin ustunde tatlicana kendinden gecmesi simdi gozumde bir nimet oldu ki buyudukce buyuyor. Kahrolsun ikea! Divanlarinin kolcaklari cok yuksek, boylari cok kisa! Uyunmuyor iste...

Yeni is, yine sabahlama... Dun oglen 11 de uyandigimdan beri 2 saat uyuyabildim. Beklenecegi uzere kalbim kan pompalamakta artik zorlaniyor. Grev an meselesi... Yaziyi gitirip hemen kaciyorum...

Uyuyabilirsem... Mutlu olmak da bir distraction...

Tuesday, July 22, 2008

Mantik ve Kalp Uzerine

Tanri insani yaratirken akli bireyin emrine amade ederken, kalbi serseri seruvenlere acik birakmis... Oldukca klise bir laf...

Aklina toz konudurmayi yediremeyen, beyni az kivrimlanmis modern cag "entelijansiyasinin" cokca kullanmayi tercih ettigi bir tabir. Akil elbette bireye amade kilindi, fakat ne kalpten ote, ne de geride... Ikisinin de dizginleri verildi insanin eline daha kucuk yasta. Lakin bizler, o yaslarin toylugunda, helekine yoksa ki cevremizde akli evvel, sirti kambur, sakali ak bir dede, dizginleri genisce bagladik; atlarimiz ceksin basini gitsin uzaklara diye. Kalbin kactigindan cogu zaman haberimiz oldu da, aklin kactigini nadiren kabullendi birey; zira aklin kactigini kabullenecek olan akil yoktu ortalikta, lutfeyleyip gelmesi lazim gerekti...

Kalp kacinca bulmasi kolaydir. Oyle uzaklara kacmaz: masukunun mahalinde alir solugu. Orda surter, orda kepaze olur, orta dikenlerle tanisir, orda bulanir kire pasa; ya da orda erer vuslata, orda yeserir, orda tomurcuklanir, orda cicek acar, orda olumsuzlesir... Haliyle, onemli olan kalbin kacmasi degil, kime ya da neye kactigidir... Neden sorusununsa cevabi hep aynidir.

Kalbin firar mahali illa ki bir baska beden olmak gerekmez. Niceleri vardir ki bir hayalin pesinde, bir ruhun golgesinde, alemlerin icinde seyyaran eder. Masuk'un sifatlari, asigi bicimlendirirken, kalbin ennihayetinde nereye ulasacagi az cok belli olur. Fani'nin pesinde kosan faniye ulasir, baki'yi arayan bakilige ulasir.

Akil ise bambaska alemlerin efendisidir. Irademiz olan alemde el fenerimizdir. Kalb ise irademizin otesine gecen alemlerin kilavuzu...

Velhasil diyecegim o ki... Hayat yanilmalar, sevinmeler, yeniden yanilmalar, ve yeniden sevinmeler uzerine akip geciyor... Denemeyi ve gayreti birakmamak sarti ile... Dun duran kalb, yarin bambaska ritimlere, gunlere atabiliyor... Yeter ki durdugunda jump-start edebilecek bir ufacik pirilti olsun...

Thursday, July 17, 2008

Bisiklet Ic Lastigi Uzerine

Uc ay kadar once, evimin arkasindaki ormanin patikalarinda surmek uzere kendime bir dag bisikleti aldim. Hani dag bisikleti dediysem de akliniza Turkiye'deki supermarketlerde filan satilan o ucuz seyler gelmesin. Kiydim paraya, olabilcek pek cok ozelligi iceren, ama en ucuz halleri ile iceren Cin mali bir bisiklet aldim. Tabii ki o zamandan beri bir yerlerini tamir etmekle geciyor vaktim.

Neyse, haftada kimi zaman bir , kimi zaman da iki kere biniyorum bu bisiklete. Vakte, sicakliga, yagmur ve yollardaki camur durumuna gore. Evvelki hafta, lastige biraz hava basayim derken sibobunu yaktim, derken yeni ic lastik almak icin Wal-Mart'in yolunu tuttum. Birinci ic lastik...

Raflara bakarken Bell marka, run-flat de denilen, patlama halinde en az 1 mil gitme garantisi olan lastiklerden aldim. Ekstra kalin ceperleri oldugu icin daha uzun dayanirlar diye dusundum... Epey bir ugrasidan sonra bisikletimin arka ic lastigini degistirdim. Hani kolay bisi sanilmasin, vites, tekerlek yuvasi soyle dursun, disk frenler cok vaktimi aldi.

Tekerlegi monte ettikten sonra fark ettim ki dis yuzeydeki desenler ters yone bakiyor. daha iyi dedim, zaten orjinal hali bana ters geliyordu ve yeterince cekis saglamadigini dusunuyordum. Sisirdim, aldim bisikleti yine daglara vurdum. Cekis harika, biraz daha yoruyor, yerle surtunme artmis ama gayet iyi... Yapiskan camur dolu cukurlardan kolayca geciyorum. Cukurlar da abartmak gibi olmasin 30 santim derinlige kadar iniyor.

Derken bugun ikinci kere bisikleti suruse cikarmadan once, ic lastigin biraz kaydigini fark ediyorum. Indiriyorum havasini, yerini duzeltiyorum, tekrar sisiriyorum. cekis yine iyi, yoruyor, cok camur sicratiyor ama hala camurlardan kolayca geciyorum.

Derken bisikleti yikiyorum, evin onunde bekletiyorum, iceri alip zincir ve viteslerindeki yagli camuru temizliyorum. Bir suru agac dali girmis vitese, hayret ediyorum. Cok saglam....

Derken ben internette bisiler yazarken bir anda o run-flat lastik patliyor. Bir anda iniyor. Behey kardes, hadi extra ceper bir yana da, biraz daha uzun surede inmen gerekiyo muydu? Ha bi de lastik cok pis kokan bir sivi ile dolu... Yarin bize yine walmart yollari gorundu...

Diyecegim o ki, 3 ayda bu bisiklette iki ic lastik eskittim. Yazlikta, senede en az 2 ay bindigim, hani epey de bindigim bisikletimin ilk ic lastigi 5, dis lastigi 10 sene sonra mi ne degismisti.

Breh breh breh... Simdi alip bu ic lastigi dukkana iade mi etsem, yoksa burusturup cope mi atsam... Iki kullanimda patlayan lastigi 3 misli fiyata satmanin ne anlami ola?

Evet kazik yedim...

22 Temmuz itibari ile: bisikletin oteki lastigi de 5 gun kadar once patladi...

Tuesday, July 15, 2008

Hangi Gemide Yolculuk Etmek...

Baslik biraz absurd. Uzun zamandir bu sayfalara pek biseyler yazmiyordum. Yazmak zorunda da degilim acikcasi, ya da yazmis olmak icin yazmak batakligina yer yer saplandigimin da farkinda olaraktan cok da yazmak icimden gelmiyor. Peki neden elimi klavyeye goturdum o zaman...

Sorun su ki, eger bulundugun gemi su aliyorsa, belki de yapacagin en son sey, bunu bas bas bagiran adama "hangi gemi ola aha bu dedigin" diye sormak olacaktir... Zira tellali bagirtacak tek motiv, kendi gemisinin alacagi sudur...

Bu sabah arkadastan gelen maille hafiften kendime gelir gibi oldum. Bizim sirketin hisseleri $1.43 gormus. Ben sirkete girdigimde hisseler $12 civarindaydi, bir sene evvel $36 civarlarindaymis. Ogleye dogru hisseler toparlanip da $2'yi gorunce rahatladim, sonra tekrar $1.83'de karar kildik.

Iki gundur ziyadesiyle ekonomi konusuyoruz arkadaslarla. Eski yayvan ve bol kahkahali muhabbetler devam etmiyor degil; desarj olmanin baska yolu yok ne yazik. Lakin soz ekonomiye, gelecegin ne getirecegine gelince, sazi elime alip en pesimist havadan bir turku cigiriyorum. Neler gecmiyor ki turkunun icinde: Fannie ile Freddie aski, IndyMac'in kaderi, Bernanke'nin aczi, coken ekonomi... Yeni yeni kelimeler de ekledim ezgilerime: sub-prime mortgage krizi, AMR, CDO, secondary markets, hedge funds vs... Neyi neden, ne kadar, ne dogrulukta konustugum konusunda cok emin degilim; iki gundur okuduklarimla hadisesinin %40'i civarinda bir anlamaya ulastim saniyorum... Lakin krizin derinligini uc asagi bes yukari bugun gordum...

Brezilyali ve sirketten baska bir yuvaya atlamak icin can atan bahtsiz kidemli Senior Analistle beraber cesitli sirketlerin 1 yillik hisse fiyadi trendlerine baktik. Biz gittik gumburtuye, hadi diger havayolu sirketlerinde de isler kesat, UPS ile Fedex beklemedigim derecede harap, GM zaten beklenen sonuc, peki ya Toyota North America'ya ne demeli? Ona ne oluyor? Satislari ilk defa GM'i sollamak uzere olan Toyota'nin kuzey America kolunda sorun varsa ekonomideki daralmanin az ya da cok spekulatif agirligi oldugunu iddia etmek pek de yanlis olmaz saniyorum.

Peki o zaman su soruyu sormakta fayda var: Kararliligi ve superman vursa sarsilmazligi ile taninan WallStreet, nasil oldu da spekulasyonlara bu kadar acik hale geldi?

Daha onceki dalgalanmalar 87 ve 98'de olmus. Acaba, Wall Street, her 10 senede bir, eskiden bizde yayginca oldugu uzere, "keriz silkelemesi" operasyonu mu yurutuyor? Peki bu sefer silkelenen kerizlerden kaci "reel sektor" oyunculari olucak... Ya da ben o silkelenen gemilerden birinde mi olacagim...

Sallanmaya ve su almaya baslayan gemi sizin de icinde oldugunuz gemi olunca, aslinda hangi ulkede yasadiginizi, nerede doydugunuzu ve yasadiginiz anda nereye ait oldugunuzu daha iyi anliyorsunuz.

Mecbursun bi kere, gemidesin, her tarafin deniz... Yuzmesine gayret edeceksin geminin, batmasini seyretmek marifet degil...