Thursday, January 29, 2009

Er-dogan...


Davos'ta bugun olanlari, ogleden sonra bir takim raporlari yetistirmeye calisirken, verdigim bir internet molasinda ogrendim. Hayatimda bu kadar gurur duydugum nadir an vardir... Hani bir an gelir iciniz dolar tasar da butun soylemek istedikleriniz bogaziniza dugumlenir, cikamaz, sonra yeniden icinize doner, hypercharged bir pinball gibi ordan oraya butun vucudunuzu turlar, oraya buraya carptikca da tuylerinizi diken diken eder... Oyle bisi hissettim. Tarif edilmesi zor...
Sonra dunya medyasina nasil yansimiz diye merak ettim. CNN, tik yok... Aksam saatlerinde CNN web sayfasina tirpanlanmis bir metin dusulmus. Metnin yazarinin ismi "Simon" diye basliyor... "Haaaaa... " dedim, "anlasildi, hic biseyi riske atmak istememisler..." BBC UK daha hizliydi, ama tirpanlanmis bir metinle... Dedim kesin Aljazeera English'de daha cok detay vardir... Ingilizce web sayfasinda manset olmus, fakat soylenenler disarida yetim kalmis... Aljazeera English TV'ye baktim, cok cabuk gecistirdiler. Arada Filistin dramini gosteren bir klip yayinladi reklamlardan once... Takiyye yapmak bu mudur?
AP olayi detaylari ile yansitmis... Takdir ettim. Yarin olanlarin etkilerini gorecegiz bakalim. Sabah ola hayrola...
Tesekkurler Erdogan... Ezilenin sesi olmaya cesaret ettigin ve bize ecdadimizin yuksek ruhunun esintilerini tattirdigin icin...

Saturday, January 24, 2009

Hayat Ciddilesirken

Tam da halimi yadirgamamayi iyicene icsellestirmisken once persembe aksami Walmart'ta alisveris ederken, sonra da bu sabah yardim dagitirken beni dehsete dusuren bir hayal ile allak bullak oluyorum.

Persembe gunu gordugum, oldukca yasli, bakimsizliktan iyicene avurtalari cokmus, disleri dokulmus zayifcana bir ihtiyar adam, bir basina, sirtindaki eski montu toz toprak icinde (belli ki montun uzerinde de yatilmis) oldugu halde, evine yiyecek goturebilmek icin supermarket reyonlarini dolaniyordu.. Bir anda kendimi onun halinde gordum. Yaslilik ve kafamin icinde bogusup durdugum herseye yenik dusmus, eriyip tukenmisim. Bir basima, bana yabanci diyarlarda, hayatimi surdurmeye calisiyorum. Olum ile yasam arasinda ince bir cizgi kalmis; zira yasadigimin bile farkinda degil hic kimse... Tanidiklar ya gocmus, ya da olmus...

Bugun sabahin korunde Community Food Bank'te, gida/erzak dagitimina yardimci olmak icin bulunmam gerekiyordu. Buyukcene bir bina dediler... Su kisi basina 42 bin dolar gelir dusen ulkenin guzide bir sehrinde, cok fazla yoksul gormeyecegimden emindim ve isimizin ogleden once bitecegine inaniyordum. Gorecegim yoksullarin, aynen Mississippi'de oldugu gibi zenciler ve white trash aileler olacagina inaniyordum.

Yaslilar vardi... Cok sayida... Dagittigimiz erzak cok da bisi sayilmaz: 8-10 pound kadar beyaz patates, 5-6 pound tatli patates, 4-5 pound (hayatimda gordugum en buyuk ve kaba) havuc, biraz portakal, iki pound cottage cheese, bir pound kiyma, 4-5 pound sogan, iki ufak kasecik de asure... Bir ay icin bu kadar... Sabahin korunden itibaren insanlar siraya girmisler... yaslisi genci, ama cogunun yasi haylice gecgin. Yaslilarin cogu, tek baslarina gelmisler. Zorlukla tasidiklari cantalarina, posetlerine, tasiyamayacaklari agirlikta erzak yigdik. Bir bayan, yurumesini saglayan bir alet kullanmasina ragmen yiyecek alabilmek icin gelmis. Bir baskasi, elinde oksijen tupuyle dolasiyor... Bir baskasi, yiyecek beklerken fenalasti ve ambulansa kaldirildi. Otesinde ne oldu bilmiyorum... Alti tekerlekli eski valizlerine yiyecek dolduran zenciler... Yaslilarin hali kadar vahim olan da ufacik cocuklari orada gormekti... Ekseriya zenci cocuklar...

En son iki bayan geldi... Hallerinden anladigim kadari ile gun gormus insanlar... Belki ortalikta gorunmek istemediler. Daha bir ic parcalayaci... Zira hayatin ne kadar acimasiz olabilecegi, kaderin cikislar kadar inislere de (beklenmedik zamanlarda) acik oldugunu orada anliyorsunuz...

4 yasli, birinin gozleri goruyor, ucu ama... Beraber gidiyorlar her yere... Food Bank'a da gozleri goren getirmis digerlerini. O "goren" biri oldugunde, hepsini ayni aci kader bekliyor...

Kafamdan cikaramiyorum... Anneannem, bir basina, tedavi olmak icin gittigi saglik ocaginin onunde, karsiya gecmeye calisirken, yillardir yasadigi muhitte, bir arabanin carpmasi ile, oracikta can verdi... Kendisine saglik karnesi cikaran kizi belki ertesi gun, torunu iki ay sonra internette rast gele arama yaparken ogrendi... Shizofrendi, bunamasi epey ilerlemisti... Cigli'de ve ay basinda kaza olduguna gore hem kiralari toplamaya, hem pazar alisverisi yapmaya, hem de muayene olmaya gitmisti... Agir yururdu... Yillardir bir basina yasardi... Bir basina oldu. Dedemin, cenazesine gidip gitmedigini bilmiyorum. Aslinda dedemin yasayip yasamadigini da bilmiyorum.

Yeni hayat duzeni, yaslilarin kendi baslarina, bir sekilde, cok da uzun uzadiya kalmadan olmesini gerektiriyor... Trafikte, kuyruk beklerken, aclikla, acliktan kurtulmak icin gittikleri yardim merkezlerinde tasiyamayacaklari agirliklar yukleyerek, hava kirliligi ile, ilaclarimizla, bilimle, bombalarla, bakarak, ya da unutarak olduruyoruz onlari...

Yalniz yasamak, kendi basina buyruk olma noktasindan bakildiginda guzel... Planlarim var, kimseye baglanmak, kimseyi de kendime baglamak istemiyorum. Ama bir yandan da korkum artiyor: 50 yasimi gectigimde bir basima olmak... Kendimi bir arabanin onunde yerde yatarken goruyorum, kemiklerim ezilmis, vucudum kirilmis, son kez cevreme bakiyorum... Tanidigim, hatirladigim kimse yok...

Sunday, January 4, 2009

Trenci Anneanne

Kucukken Annneanneme 'Trenci Anneanne' derdim. Cigli Tren Istasyonu'na bakan bir ufak evcigi vardi.

Bir omur zorluklar icinde yasamis bir kadin. Sartlari duzeldiginde de aklinin yarisini birakmisti sagda solda...

3 senem onun evinde gecti... Izmir'de yatili okurken hafta sonlari cikardim. Fakat bende hic bir fotografi yok. Dugun resmindeki hali bana en cok Candan Ercetin'i hatirlatmisti.

Onun evinde ve onun elinden yedigim enginar dolmalarini sanirim epey ozliycem. Bana kereviz bile yedirebilmis, hatta sevdirmisti.

Anneannem vefat etmis. Daha dogrusu araba carpmis. Cigli'de hastaneden dayilarin evine dogru giderken... 4 kasim gunu vefat defnedilmis...

Anneannem doktor olmami isterdi. Ben istemezdim... Doktorami aldiktan sonra onu goremedim. Onu en son ne zaman gordum pek hatirlamiyorum. Ne yaptigimi da bilmezmis. Komsulara benim hava trafigini kontrol ettigimi anlatirmis. Ilginc...

Hayatimdakiler bir bir gocuyo... Iste bu noktada da su soru aklima geliyor "Uc bes gun sonra, annem babam hayata gozlerini yumarsa, burda kazandigim para onlari geri getirebilecek mi?"

Hayir... Soru bir anda baskalasiyor... Ben baskalasamiyorum.