Bireyin çabalarının yöneldiği nihai amaç, mutlak bilgiye, servete ve iktidara sahip olmaktır. "Tanrı'ya ve efendi"ye başkaldırdı, ama kendi arzularını ve projelerini mutlaklaştırdı. Bu yüzden yukarıdan, harici ve sınırlayıcı denetim istemez. Din, onu sınırlandırdığı oranda can sıkıcıdır. Dine, bireyin hayatında ancak özel, izafi ve marjinal kalmayı kabullendiği sürece müsaade edilir. Bilginin hikmet amaçlı olmaktan çıkıp güç amaçlı hale gelmesiyle, birey Karun'un zihni tutumunu benimsemiş olur. Bilgisi teyit edildiği oranda serveti kendisine ait olur; çünkü servet üzerindeki temellükünü kendi bilgisine refere eder. Bu, bireyin bilgisinin servet bağlamında iktidarla ilişkisini belirler. Din siyasete müdahil olursa, modern siyasetin mutlaklaştırdığı "başarı"nın ahlaki değeri sorgulanır. Geleneksel siyaset "iyi yönetim sanatı"ydı, büyük ölçüde şahıslara ve hanedanlara endeksliydi; modern siyaset "iktidar ilişkisi"ni düzenler. Dinin sorusu şudur: Neyin bedeli olarak başarı, hangi kriterlere göre iktidar?
Ali Bulac'tan...
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment