Saturday, May 30, 2009
Friday, May 29, 2009
Beklemek...
Nefret ederim... Arayacağından emin olmadığım insanları beklememek için yeni telefonumu bile kimseye vermedim. Ama bu tatil habire bir şeyleri bekleyerek geçti. Gelmedi, gelmiyor, ama gelicek... Tatil heba oldu.
Dilimide bir şarkı var, nakaratını mırıldanıp duruyorum...
Dilimide bir şarkı var, nakaratını mırıldanıp duruyorum...
Monday, May 25, 2009
Rakısız Dünya...
Hafta sonu İzmir'deydik. Nerden esti bilmem ama daha 40 yıl yüzünü görmesem gocunmayacağım dedemi ziyarete gidelim diye tutturdu annem. Nerden kabul ettim ki... E her gidiş gelişimde iki üç akraba yer üstünden yer altına göçüyo. Haliyle dedim ki belki son kez görürüm...
Dedemle muhabbet iyi başlar. İlk 5 dakika iltifatlar uçar. Duyabileceğiniz tüm güzel kelimeler de o zaman zarfında tüketilir. Sonra vecizeler... Dedem rakı bile ikram eder o beş dakika içinde. 84 yaşındadır ama haftda 5 gün içer, 3 gün de 35 kilometre bisiklet biner. Ben içmem deyince üfürür 'Rakısız dünya davulsuz düğüne benzer!'...
Dedemin dilinde 'pezevenk' kelimesi bir zamir. Sayısız kişi nasiplenir ondan. İlk 30 dakika içinde çıkarsa çıkar bir hır gür. 30 dakika olaysız geçerse rakı şişesi açılır, zorla rakı içirilir. Şişenin dibi görünmeye dursun, ikinci bir hır gür çıkması muhtemel yarım saat yaşanır. İlkinde çıkmadıysa mutlaka bunda çıkar. Dayım varsa dedem silahına davranmak için masadan kalkar, Ayşe Kadın zorla oturtur. Apar topar gece biter.
Bu sefer biz ilk 30 dakikayı aşamadık. Anneannemin evinde aile meclisi toplandı. Dayım zum kafayla silahından güç aldı. Silah, rakı ve tanesi 3 liradan 14 kurşun...
Ailede din ve iman kelimelerini küfretmek dışında yan yana kullanan tek erkek kuzenin de mason olduğunu öğrendim. Ne ailedir: aşksız ama bol entrikalı, silahlı, mafyalı, ahlakın, kimi zaman da Tanrı'nın olmadığı, hafif ama kurnaz kadınların Ali Cengiz'e rahmet okuttuğu, kimsenin ahım şahım güzel olmadığı, devasa miraslar çevresinde her biri 18 yıl sürmesi garanti 2 koskoca dizi gibi... Sponsoru Tekirdağ rakısı! Ben rolün adamı değilim, ondan sıkıntım...
Dedemle muhabbet iyi başlar. İlk 5 dakika iltifatlar uçar. Duyabileceğiniz tüm güzel kelimeler de o zaman zarfında tüketilir. Sonra vecizeler... Dedem rakı bile ikram eder o beş dakika içinde. 84 yaşındadır ama haftda 5 gün içer, 3 gün de 35 kilometre bisiklet biner. Ben içmem deyince üfürür 'Rakısız dünya davulsuz düğüne benzer!'...
Dedemin dilinde 'pezevenk' kelimesi bir zamir. Sayısız kişi nasiplenir ondan. İlk 30 dakika içinde çıkarsa çıkar bir hır gür. 30 dakika olaysız geçerse rakı şişesi açılır, zorla rakı içirilir. Şişenin dibi görünmeye dursun, ikinci bir hır gür çıkması muhtemel yarım saat yaşanır. İlkinde çıkmadıysa mutlaka bunda çıkar. Dayım varsa dedem silahına davranmak için masadan kalkar, Ayşe Kadın zorla oturtur. Apar topar gece biter.
Bu sefer biz ilk 30 dakikayı aşamadık. Anneannemin evinde aile meclisi toplandı. Dayım zum kafayla silahından güç aldı. Silah, rakı ve tanesi 3 liradan 14 kurşun...
Ailede din ve iman kelimelerini küfretmek dışında yan yana kullanan tek erkek kuzenin de mason olduğunu öğrendim. Ne ailedir: aşksız ama bol entrikalı, silahlı, mafyalı, ahlakın, kimi zaman da Tanrı'nın olmadığı, hafif ama kurnaz kadınların Ali Cengiz'e rahmet okuttuğu, kimsenin ahım şahım güzel olmadığı, devasa miraslar çevresinde her biri 18 yıl sürmesi garanti 2 koskoca dizi gibi... Sponsoru Tekirdağ rakısı! Ben rolün adamı değilim, ondan sıkıntım...
Thursday, May 21, 2009
Geri Dönüş
Neredeyse bir aydır dua ediyordum şu security check bir an önce bitsin de evime, işime, paracıklarıma, bisikletime dönebileyim diye. Bugünün perşembe olduğunu sabah annemden öğrendim. Yeni listenin açıklanma günü. Ve nihayet security check'ten geçmişim. Fakat şimdi de başka bir sorun var... Ben ne zaman İzmir'e gidip anneannemin mezarını ve büyük anneanneyi görücem? Ne zaman Kuşadası'nda takılıcam?
Deniz görmeden, su yutmadan, plajda uzanmadan, beyaz peynir kıvamında geri dönücem memlekete... pufff...
Deniz görmeden, su yutmadan, plajda uzanmadan, beyaz peynir kıvamında geri dönücem memlekete... pufff...
Sunday, May 17, 2009
Tom Jones - I'll never fall in love
Bugun arabada Besiktas'tan Arnavutkoy taraflarina dogru sIkIsan trafikte ilerlemeye calisirken kulagimiz radyodaki parcaya takildi. Soyleyenin Tom Jones oldugunu duyunca ablamla iyiden iyiye sasirdik. Sex Bomb gibi bir parcayi soyleyen bu adamdan bu sarki nasil cikmis?
Aksam Istinye Park'tan Nisantasi'na donmeye calisirken epey daha radyo keyfi surduk.
Friday, May 15, 2009
Istanbul
Yorgunlugum zirvesinde, kafama Ceza'nin Candan Ercetin ile beraber seslendirdigi "Sehir" parcasi geliyor. Istanbul beni de hayli yoruyor...
Aliskin olmadigim (son 15 aydir soguk iklimli bir yerde yasiyordum) bir sicak ve rutubet... Surekli bayir yukari tirmanma, trafikte yitirilen zaman...
Mississippi daha sicak ve daha rutubetli idi, ama duz ayakti. Ayrica gun ortasinda hic kimse, mecbur kalmadikca disari cikmazdi. Disari cikacaksak ellerimize kova buyuklugunde (bir litrelik) kocaman plastik ya da kagit bardaklar alir, iclerini tepeleme buz, kalan bosluklari sekerli bir sivi (dr.pepper ya da ice tea) ile doldurur, mutlaka gunes gozlugumuzu takar oyle cikardik. Icecegimde eskiden buz sevmeyen ben, kitir kitir buz yemeyi orda ogrenmistim. Uzun pantalon hayatta giymezdik. GAP'ten aldigim bol, oldukca da ince kumastan pamuklu iki sortum vardi. Terden islandiginda cabuk kururdu. Yilin 9 ayi T-shirt giyerdik.
Aklima Ankara'da gecirdigim bir yaz geldi. 98 yazinda, yan dal yapabilmek icin yaz okulunda ustten ders almayi koymustum kafama. Yan dali da ekonomide yapmaya niyetim vardi. Sonra kuzenim uluslarda mastera baslayinca onunla ders almaya da niyetlendim ama olmadi. O yaz okul yerine 100.Yil'da bir arkadasin evinde kaldim. Prensip geregi otostop cekmezdim ve Jandarma yokusunu sirtimda canta ile her gun iki kere ciktim. Sonucta iki ayda 12 kilo vermisim. Aldigim dersten cuvalladim. Bir daha da hic bir yaz vaktini Ankara'da gecirmeyecegime soz verdim.
Nerden nereye... Bana yazlari deniz kenarinda bir is lazim... Her deniz de degil, Ege'de pufur pufur esen bir yerde olucak...
Aliskin olmadigim (son 15 aydir soguk iklimli bir yerde yasiyordum) bir sicak ve rutubet... Surekli bayir yukari tirmanma, trafikte yitirilen zaman...
Mississippi daha sicak ve daha rutubetli idi, ama duz ayakti. Ayrica gun ortasinda hic kimse, mecbur kalmadikca disari cikmazdi. Disari cikacaksak ellerimize kova buyuklugunde (bir litrelik) kocaman plastik ya da kagit bardaklar alir, iclerini tepeleme buz, kalan bosluklari sekerli bir sivi (dr.pepper ya da ice tea) ile doldurur, mutlaka gunes gozlugumuzu takar oyle cikardik. Icecegimde eskiden buz sevmeyen ben, kitir kitir buz yemeyi orda ogrenmistim. Uzun pantalon hayatta giymezdik. GAP'ten aldigim bol, oldukca da ince kumastan pamuklu iki sortum vardi. Terden islandiginda cabuk kururdu. Yilin 9 ayi T-shirt giyerdik.
Aklima Ankara'da gecirdigim bir yaz geldi. 98 yazinda, yan dal yapabilmek icin yaz okulunda ustten ders almayi koymustum kafama. Yan dali da ekonomide yapmaya niyetim vardi. Sonra kuzenim uluslarda mastera baslayinca onunla ders almaya da niyetlendim ama olmadi. O yaz okul yerine 100.Yil'da bir arkadasin evinde kaldim. Prensip geregi otostop cekmezdim ve Jandarma yokusunu sirtimda canta ile her gun iki kere ciktim. Sonucta iki ayda 12 kilo vermisim. Aldigim dersten cuvalladim. Bir daha da hic bir yaz vaktini Ankara'da gecirmeyecegime soz verdim.
Nerden nereye... Bana yazlari deniz kenarinda bir is lazim... Her deniz de degil, Ege'de pufur pufur esen bir yerde olucak...
Thursday, May 14, 2009
Çelişkiler
İki gün önce Elif Şafak'ın hangi gazeteye geçmiş olduğu merakı içinde, elim istemeyerek, ismi güzel şeyler çağrıştırmayan gazete habertürk'e tıkladım. N.Bengisu Karaca'nın o günki yazısı gözüme çarptı.
Açıkçası içerledim... Ve tabii ki Hüseyin Gülerce'nin cevabi yazısını bekledim. Nihayet bugün, çok çaktırmayan, polemiğe mahal bırakmayan, hafiften mevzuulara giren, izahtan ziyade hatırlatmaya yönelik, Karaca'nin direk şahsına yazılmamış bir yazı çıktı.
O günleri az çok hatırlayan biri olarak diyebilirim Gülerce az, Karaca çok yazmış... O günlerin üzerinden 11 yıl geçti. O günlerde söylenenler, başka yol kalmadığı için söylendi... Izdırabını sözün sahibi belki herkesten fazla çekti. Hepsi bir yana, o sözlerin etraflıca izahı o günlerde yapıldı ve Gülerce'nin yazıları bütünün oldukça kısa ve cimri bir özeti. Hal böyleyken aklıma gelen soru: Madem bir izah isteniyordu, neden aynı kurumdaki meslektaşlara sorulmak yerine 11 yıl beklendi, neden mevzuu toplumun gözü önüne taşındı?
Açıkçası içerledim... Ve tabii ki Hüseyin Gülerce'nin cevabi yazısını bekledim. Nihayet bugün, çok çaktırmayan, polemiğe mahal bırakmayan, hafiften mevzuulara giren, izahtan ziyade hatırlatmaya yönelik, Karaca'nin direk şahsına yazılmamış bir yazı çıktı.
O günleri az çok hatırlayan biri olarak diyebilirim Gülerce az, Karaca çok yazmış... O günlerin üzerinden 11 yıl geçti. O günlerde söylenenler, başka yol kalmadığı için söylendi... Izdırabını sözün sahibi belki herkesten fazla çekti. Hepsi bir yana, o sözlerin etraflıca izahı o günlerde yapıldı ve Gülerce'nin yazıları bütünün oldukça kısa ve cimri bir özeti. Hal böyleyken aklıma gelen soru: Madem bir izah isteniyordu, neden aynı kurumdaki meslektaşlara sorulmak yerine 11 yıl beklendi, neden mevzuu toplumun gözü önüne taşındı?
Wednesday, May 13, 2009
Dersaadet
Istanbul'da aradigim seyler cok degil. Serin bir golge, biraz huzur... Ha bir de cekemedigim bir poz var.
Bugun, ekmegini fotograftan kazanan birisi ile daha tanistim. Birazdan kartvizitini bulup fotograflarini ariycam. Bir hafta icinde iki kisi... Beraber Sultanahmet'ten Eminonu'ne kadar yuruyup sundan bundan konustuk. Beni fotografcilarin mabedine goturdu, tedarikcilerin mekanlarini gosterdi.
Amacim bir fotografciyla tanismak filan degildi. Elif Safak'in "Ask" kitabini aldim ve bunu okumak icin Sultanahmet dolaylarinda bir golgelik aramaya niyetlendim. Hedefim eski bir medreseyi bulmakti. Buldum da... Fotografciyla orada tanistim.
Medrese umdugumdan daha kucuk, daha ferah. Odalarin kapisindan zorlukla geciyorum; sirtimda canta da var. Duvarlar beyaz boyali. Medrese daha buyuk olmali... Icerideki masalar ve uzerindeki mesrubat, buranin da bir kafe oldugu imajini veriyor. Degilmis, rahatsiz eden, cay icer miyiz diye soran olmadi. Konustuk da konustuk... 50D mi almali 5D Mk2 mi? Sigma'nin yeni genis acisi alinmali alinacaksa...
Cikista kan ter icinde tirmandigim Cagaloglu yokusundan inmedim Eminonu'ne... Tramway yolunu tercih ettik. Inerken her adimda cikisin pismanligini hissettim. Sultanahmet'te daha cok soluklanmaliydim. En azindan ikindiyi orda kilsam biraz dinlenirdim. Bir pencere oyuguna girip kitabi orda okumak gecmisti kafamdan. Bunu Yeni Camii'de denedim. Pencere kuytularinin kendine has kotu bir kokusu varmis... Kitap okuyacak kadar uzun oturamadim.
Eve donerken bana bakan merakli pek cok goze takildi gozlerim. Sanirim ustu basi fena olmayan ama saci darmadagin, her halinden kendine ceki duzen gostermeyen bir adam, buyuk ihtimalle "kendine bakmaya tenezzul etmeyecek kadar muhim biri" ya da turist olmaliydi.
Hava sicak ve hava her isindiginda oldugu gibi boynumun iki yani yaniyor. Gomlekler uzak durun benden...
Bugun, ekmegini fotograftan kazanan birisi ile daha tanistim. Birazdan kartvizitini bulup fotograflarini ariycam. Bir hafta icinde iki kisi... Beraber Sultanahmet'ten Eminonu'ne kadar yuruyup sundan bundan konustuk. Beni fotografcilarin mabedine goturdu, tedarikcilerin mekanlarini gosterdi.
Amacim bir fotografciyla tanismak filan degildi. Elif Safak'in "Ask" kitabini aldim ve bunu okumak icin Sultanahmet dolaylarinda bir golgelik aramaya niyetlendim. Hedefim eski bir medreseyi bulmakti. Buldum da... Fotografciyla orada tanistim.
Medrese umdugumdan daha kucuk, daha ferah. Odalarin kapisindan zorlukla geciyorum; sirtimda canta da var. Duvarlar beyaz boyali. Medrese daha buyuk olmali... Icerideki masalar ve uzerindeki mesrubat, buranin da bir kafe oldugu imajini veriyor. Degilmis, rahatsiz eden, cay icer miyiz diye soran olmadi. Konustuk da konustuk... 50D mi almali 5D Mk2 mi? Sigma'nin yeni genis acisi alinmali alinacaksa...
Cikista kan ter icinde tirmandigim Cagaloglu yokusundan inmedim Eminonu'ne... Tramway yolunu tercih ettik. Inerken her adimda cikisin pismanligini hissettim. Sultanahmet'te daha cok soluklanmaliydim. En azindan ikindiyi orda kilsam biraz dinlenirdim. Bir pencere oyuguna girip kitabi orda okumak gecmisti kafamdan. Bunu Yeni Camii'de denedim. Pencere kuytularinin kendine has kotu bir kokusu varmis... Kitap okuyacak kadar uzun oturamadim.
Eve donerken bana bakan merakli pek cok goze takildi gozlerim. Sanirim ustu basi fena olmayan ama saci darmadagin, her halinden kendine ceki duzen gostermeyen bir adam, buyuk ihtimalle "kendine bakmaya tenezzul etmeyecek kadar muhim biri" ya da turist olmaliydi.
Hava sicak ve hava her isindiginda oldugu gibi boynumun iki yani yaniyor. Gomlekler uzak durun benden...
Monday, May 11, 2009
Caydanlik
Pazar gunu kahvaltidan sonra kahvelerimizi hopurdetirken, arkadasin annesi ile mevzuular gelin kaynana iliskilerine geldi. Kendisi Duzceli olan ev sahibemizin vaktiyle buyuklerinden dinledigi bir hikaye, parlak bir benzetme...
Gelinle kaynana caydanliga benzermis. Kaynana alt kisimdaki demlik, gelinse ust kisimdaki caydanlik. Kaynana ha bire alttan altan kaynatir dururmus.
Damat, cay bardagi. Bir kaynana doldururmus, bir gelin...
Gorumce, cay kasigi... Arada bir gelir karistirir gidermis.
Kayin peder de cay tabagi... Bardaktan tasanlari toplarmis...
Gelinle kaynana caydanliga benzermis. Kaynana alt kisimdaki demlik, gelinse ust kisimdaki caydanlik. Kaynana ha bire alttan altan kaynatir dururmus.
Damat, cay bardagi. Bir kaynana doldururmus, bir gelin...
Gorumce, cay kasigi... Arada bir gelir karistirir gidermis.
Kayin peder de cay tabagi... Bardaktan tasanlari toplarmis...
Sunday, May 10, 2009
N'apsak?
Universiteden 4 arkadas toplandik bir kahvede, 5 saat boyunca memleketi kurtardik.
Yetmedi, ikimiz ayrildik, gece boyu "ilerde naapsak" diye kafayi yorduk... Dedim kamyon alalim, dereden kum cekelim, 5 sene sonra beton isine de girersek 10 seneye koseyiz... Tutmadi. Arkadasin ayaklari daha saglam basiyo yere, danismanlik yapalim, birbirimizi tamamliyoruz dedi. Aklima daha bi yatti. "3 seneye memlekete gel, 5 sene sonra kurdeleyi kesiyoruz" diye anlastik. Ertesi gun sabah baktim ki arkadas da kahve meraklisi (italya gormus etmis, haliyle), dedim "kahve isine girelim, ufak bi yer, Cadde'de filan"... O da tutmadi.
Simdilik tek plan danismanlik... Yillar gectikce danismanlik muhabbetini acan arkadas sayisinda gozle gorulur bir azalma oluyo. Eskiden 3'tu, biri sakin bir hayat secti, oteki beni beklemeden acti, simdi geriye kaldi 1... Hadi hayirlisi...
Yetmedi, ikimiz ayrildik, gece boyu "ilerde naapsak" diye kafayi yorduk... Dedim kamyon alalim, dereden kum cekelim, 5 sene sonra beton isine de girersek 10 seneye koseyiz... Tutmadi. Arkadasin ayaklari daha saglam basiyo yere, danismanlik yapalim, birbirimizi tamamliyoruz dedi. Aklima daha bi yatti. "3 seneye memlekete gel, 5 sene sonra kurdeleyi kesiyoruz" diye anlastik. Ertesi gun sabah baktim ki arkadas da kahve meraklisi (italya gormus etmis, haliyle), dedim "kahve isine girelim, ufak bi yer, Cadde'de filan"... O da tutmadi.
Simdilik tek plan danismanlik... Yillar gectikce danismanlik muhabbetini acan arkadas sayisinda gozle gorulur bir azalma oluyo. Eskiden 3'tu, biri sakin bir hayat secti, oteki beni beklemeden acti, simdi geriye kaldi 1... Hadi hayirlisi...
Saturday, May 9, 2009
Sonunda Istanbul
Dun aksam dost meclislerindeydik. Bediuzzamandan Camus'a, oradan Pascal'a guzel iki sohbete misafir oldum. Istanbul'un vaz gecilmezligini daha bir anladim.
Bu arada, iki gun icindeki 16.kitabimi da aldim. Iki yildir okumak istedigim bir yazar: Idris Kucukomer...
Bu arada, iki gun icindeki 16.kitabimi da aldim. Iki yildir okumak istedigim bir yazar: Idris Kucukomer...
Friday, May 8, 2009
Kitaplar
Niyetim Kiz Kulesinin yakin fotograflarini cekmek, biraz da kitap almakti. Aklimda bir liste yoktu. Vapurla Kadikoy'e gecip biraz dolandiktan sonra ilk kitapcima girdim, bir yigin kitapla ciktim. Sonra ikincisine, yine bir yigin kitapla kapiyi buldum. 15 kitap almisim. Annemin "kendine bir iki gomlek ve pantalon alasin" diye elime tutusturdugu tum para ve fazlasi bitti.
Donuste gunlerdir giydigim gri sueter, kot ve t-shirte baktim, hepsinin de cani cikmis.
Mumtaz'er Turkone'nin 68 Kusagi ile basladim. Vaktim bol, ama kitaplar yan yana konulunca epey bir volume ediyor, gozum korktu.
Donuste gunlerdir giydigim gri sueter, kot ve t-shirte baktim, hepsinin de cani cikmis.
Mumtaz'er Turkone'nin 68 Kusagi ile basladim. Vaktim bol, ama kitaplar yan yana konulunca epey bir volume ediyor, gozum korktu.
Wednesday, May 6, 2009
Memleketim ya da "Az der Rebe Elimeylekh"
Hani her savasin bir de sarkisi vardir, onca karanligin icinde bir umuttur ayakta tutar bunalanlari, TV goruntulerinde her dem fonda calar da calar... Mesela Ikinci Dunya Savasi icin "Lili Marleen" ya da "Das Mädchen unter der Laterne", Vietnam deyince akla gelen The Doors'un "Break on to the other side", Kibris cikarmasi icin de Ayten Alpman'in seslendirdigi "Memleketim". Rivayete gore Lili Marleen caldiginda hem Alman hem de allied forces siperleri savasmayi keser, Belgrad radyosunun yayini hoperlorlere verilir ve bir kac dakika icin askerler evlerinde olmayi ve evlerinde biraktiklarini hayal ederlermis. Bu sebepten de Joseph Goebbels bu sarkinin radyoda yayinini once yasaklatmis, gelen istekler sonucu serbest birakmak zorunda kalmis. Bu sarkinin M.Dietrich tarafindan seslendirilen yari Ingilizce ve yari Almanca bir versiyonunu bilgisayarimda yillardir tutarim.
Neyse, gecende radyo dinlerken, bizim Kibris cikarmasi ile ozdeslesen "Milli Sarkimiz" "Memleketim"'in Fransizca versiyonunu duydum ve sok oldum. 70lerin aranjman asirma uyarlamalar ile dolu oldugunu bilirdim de bu sarkinin da uyarlama oldugunu bilmezdim... Bakin Vikipedi ne demis:
Memleketim:
Moyshe Nadir isimli sanatçının 1935 yılında Yidiş (Yiddish) dilinde yazdığı, Az der Rebe Elimeylekh isimli parçanın üzerine 1972 yılında Fikret Şeneş'in yazdığı sözlerle ülkemizde Memleketim adıyla bilinen Türkçe uyarlamasıdır.
1972 sözlerini Fikret Şeneş 'in yazdığı "Bir Başkadır Benim Memleketim" plağı pek ilgi görmez. 1974 yılında Kıbrıs çıkartması ile TRT 'de "Memleketim" çok sık çalınmaya başlayınca şarkı tekrar 45lik plak olarak piyasaya sürülür ve büyük satış rakamlarına ulaşır. Mireille Mathieu 'nun Fransızca seslendirdiği bu şarkı Fikret Şeneş'in Türkçe sözleriyle adeta Ayten Alpman'la özdeşleşir ve bir milli marş halini alır.
Memleketimde Youtube acik olsaydi bir iki de video atardik ama olmadi... Simdilik bu kadar...
Neyse, gecende radyo dinlerken, bizim Kibris cikarmasi ile ozdeslesen "Milli Sarkimiz" "Memleketim"'in Fransizca versiyonunu duydum ve sok oldum. 70lerin aranjman asirma uyarlamalar ile dolu oldugunu bilirdim de bu sarkinin da uyarlama oldugunu bilmezdim... Bakin Vikipedi ne demis:
Memleketim:
Moyshe Nadir isimli sanatçının 1935 yılında Yidiş (Yiddish) dilinde yazdığı, Az der Rebe Elimeylekh isimli parçanın üzerine 1972 yılında Fikret Şeneş'in yazdığı sözlerle ülkemizde Memleketim adıyla bilinen Türkçe uyarlamasıdır.
1972 sözlerini Fikret Şeneş 'in yazdığı "Bir Başkadır Benim Memleketim" plağı pek ilgi görmez. 1974 yılında Kıbrıs çıkartması ile TRT 'de "Memleketim" çok sık çalınmaya başlayınca şarkı tekrar 45lik plak olarak piyasaya sürülür ve büyük satış rakamlarına ulaşır. Mireille Mathieu 'nun Fransızca seslendirdiği bu şarkı Fikret Şeneş'in Türkçe sözleriyle adeta Ayten Alpman'la özdeşleşir ve bir milli marş halini alır.
Memleketimde Youtube acik olsaydi bir iki de video atardik ama olmadi... Simdilik bu kadar...
Tuesday, May 5, 2009
Quotes
From Benjamin Button:
Benjamin Button: [Voice over; letter to his daughter] For what it's worth: it's never too late or, in my case, too early to be whoever you want to be. There's no time limit, stop whenever you want. You can change or stay the same, there are no rules to this thing. We can make the best or the worst of it. I hope you make the best of it. And I hope you see things that startle you. I hope you feel things you never felt before. I hope you meet people with a different point of view. I hope you live a life you're proud of. If you find that you're not, I hope you have the strength to start all over again.
Another one:
Captain Mike: You can be as mad as a mad dog at the way things went. You could swear, curse the fates, but when it comes to the end, you have to let go.
Benjamin Button: [Voice over; letter to his daughter] For what it's worth: it's never too late or, in my case, too early to be whoever you want to be. There's no time limit, stop whenever you want. You can change or stay the same, there are no rules to this thing. We can make the best or the worst of it. I hope you make the best of it. And I hope you see things that startle you. I hope you feel things you never felt before. I hope you meet people with a different point of view. I hope you live a life you're proud of. If you find that you're not, I hope you have the strength to start all over again.
Another one:
Captain Mike: You can be as mad as a mad dog at the way things went. You could swear, curse the fates, but when it comes to the end, you have to let go.
Monday, May 4, 2009
Finike-Antalya
Akşam televizyonda takılırken Türkiye Bisiklet Turu'nun Finike-Antalya etabının özet görüntülerine denk geldim. Rota üzerinde Kumluca, Faselis, Kemer de var... Kaç sene olmuş: 4...
Yeşil her dem yeşil, arada deniz parlak mavi tonunu yakalamış, güneş tam ayarında, deniz her zamanki tuzunda... Cırcır böcekleri kulaklara şifa...
Akdeniz olanca güzelliği ile kışkırtıyo...
Yeşil her dem yeşil, arada deniz parlak mavi tonunu yakalamış, güneş tam ayarında, deniz her zamanki tuzunda... Cırcır böcekleri kulaklara şifa...
Akdeniz olanca güzelliği ile kışkırtıyo...
Sunday, May 3, 2009
Grip
Gelmeden bir kac gun once cigerlerimde bir daralma vardi. Acilen azitro yuvarladim 3 tane. Gecti gibi oldu.
Derken geldim optige... Yuru sehrin ucra koselerindeki banka subelerine! Gobek var ya, eritmek lazim... Kim begenir hem gobekli hem de kolasiz yakali gomlek giyen koca oglani?
Simdi yine hastalik. Cigerlerimde baliklar yuzuyo. Burnum sebil cesme...
Yarin sabah Istanbuldayiz... Domuz gribi degil benimki, korkmasin kimse, katir gribi... Hastalaninca aksileniyorum, inatcilasiyorum, nazlaniyorum... Yeni gelinler catlasin anacim.
Derken geldim optige... Yuru sehrin ucra koselerindeki banka subelerine! Gobek var ya, eritmek lazim... Kim begenir hem gobekli hem de kolasiz yakali gomlek giyen koca oglani?
Simdi yine hastalik. Cigerlerimde baliklar yuzuyo. Burnum sebil cesme...
Yarin sabah Istanbuldayiz... Domuz gribi degil benimki, korkmasin kimse, katir gribi... Hastalaninca aksileniyorum, inatcilasiyorum, nazlaniyorum... Yeni gelinler catlasin anacim.
BIKINTI
Biktim artik memleketten... Pittsburgh'a, kendi gezegenime donesim var.
Hikayeler duydum, buraya yazilmayasi... Sevemedim gorduklerimi... Kir cicekleri orda da guzel, memlekette de... Kitap okuyasim vardi, o da kacti... Yiyeceklerimin hepsini yedim. Enginar dolmasi evlenince... Bi tek Izmir kaldi gorulesi... Fotograflarimi cektim cekebildigimce. Belki bi ara da bogazi cekerim, valide sultan izin verirse...
Nerede o kafasi alem adamlar? Cinar altinda bir cay ustune sohbet edecekler? Harun'u bulmak lazim. Bir sehri guzel yapan, icindeki guzel insanlar... Ey guzel insan, zerren yok su koca sehirde... Belki onun gelisine denk duserim de, meclisine bagdas kurmak nasip olur. Zira kuru toprak dedigin sey orda da var, burda da...
Velhasil, eskilerden kalma bir tabirle "uzuntu ve muz kabugu!"
Hikayeler duydum, buraya yazilmayasi... Sevemedim gorduklerimi... Kir cicekleri orda da guzel, memlekette de... Kitap okuyasim vardi, o da kacti... Yiyeceklerimin hepsini yedim. Enginar dolmasi evlenince... Bi tek Izmir kaldi gorulesi... Fotograflarimi cektim cekebildigimce. Belki bi ara da bogazi cekerim, valide sultan izin verirse...
Nerede o kafasi alem adamlar? Cinar altinda bir cay ustune sohbet edecekler? Harun'u bulmak lazim. Bir sehri guzel yapan, icindeki guzel insanlar... Ey guzel insan, zerren yok su koca sehirde... Belki onun gelisine denk duserim de, meclisine bagdas kurmak nasip olur. Zira kuru toprak dedigin sey orda da var, burda da...
Velhasil, eskilerden kalma bir tabirle "uzuntu ve muz kabugu!"
Friday, May 1, 2009
Can Abinin Dort Dortluk Muhallebisi
Bolulu Veli Bey, lokantasinda her sene garsonlari degistirdigi yetmemis gibi, bu sefer benim icin cok onemli bir seyi, dort dortluk muhallebinin tarifini de degistirmis.
Yeni tarifte comlekte firinlanmis muhallebi uzerine bir kasik (tereyagi kivaminda koyu) ilik irmik helvasi, bir kasik kadar bal serbetiyle firinlanmis ilik kabak tatlisi, bunlarin uzerine biraz ceviz rendesi, onun uzerine biraz tahin ve en tepede bal var. Haliyle fazlasiyla agir, fazlasiyla tatli. Yiyeni seker hastasi etmeye kafi.
Eski tarif... Yine comlekte firinlanmis (cok eskiden metal kaplarda gelirdi) muhallebi uzerine iki kasik yine koyu ama soguk irmik helvasi, onun uzerine de tepeleme taze ceviz rendesi ile gelirdi.
Her sey degisiyor azizim... Eski tadlar da kayboluyor...
Bu arada esnaf lokantalarina da deginmek lazim. Neden esnaf lokantalarinin yemekleri guzeldir sorusuna cevap dusundum etli govec ve bol tereyagli pilavimi yerken. Belki de pek cok musterisinin esinin butun gun evde oturup da tum marifetini yemegine doktugunu bildiginden, Veli Usta rekabette geride kalmamak icin taddan odun vermiyor.
Veli Usta kendimi bildim bileli ayni dukkanda. Ama diger butun dukkanlarin sahipleri birer kere degismis. Karsimiz hala pideci, ama babam yillar var ki ordan yemiyor. Kucukken carsidan donerken oyuncak bahanesiyle zirladigimda beni korkutup susturan koca gobekli, beyaz onluklu, koca bicakli pideci Doyuran Usta'nin da mekanina gitmeye niyetim var. Pide yemeyeli de epey oldu. Gobegim mi? Simdilik yer var...
Yeni tarifte comlekte firinlanmis muhallebi uzerine bir kasik (tereyagi kivaminda koyu) ilik irmik helvasi, bir kasik kadar bal serbetiyle firinlanmis ilik kabak tatlisi, bunlarin uzerine biraz ceviz rendesi, onun uzerine biraz tahin ve en tepede bal var. Haliyle fazlasiyla agir, fazlasiyla tatli. Yiyeni seker hastasi etmeye kafi.
Eski tarif... Yine comlekte firinlanmis (cok eskiden metal kaplarda gelirdi) muhallebi uzerine iki kasik yine koyu ama soguk irmik helvasi, onun uzerine de tepeleme taze ceviz rendesi ile gelirdi.
Her sey degisiyor azizim... Eski tadlar da kayboluyor...
Bu arada esnaf lokantalarina da deginmek lazim. Neden esnaf lokantalarinin yemekleri guzeldir sorusuna cevap dusundum etli govec ve bol tereyagli pilavimi yerken. Belki de pek cok musterisinin esinin butun gun evde oturup da tum marifetini yemegine doktugunu bildiginden, Veli Usta rekabette geride kalmamak icin taddan odun vermiyor.
Veli Usta kendimi bildim bileli ayni dukkanda. Ama diger butun dukkanlarin sahipleri birer kere degismis. Karsimiz hala pideci, ama babam yillar var ki ordan yemiyor. Kucukken carsidan donerken oyuncak bahanesiyle zirladigimda beni korkutup susturan koca gobekli, beyaz onluklu, koca bicakli pideci Doyuran Usta'nin da mekanina gitmeye niyetim var. Pide yemeyeli de epey oldu. Gobegim mi? Simdilik yer var...
Subscribe to:
Posts (Atom)