Tuesday, September 29, 2009

Moby - Whispering Wind


Cafe del Mar v.7'nin icinde yakaladim...

Shostakovich - Jazz Suite No. 2: VI. Waltz 2

Andre Rieu'nun kelebeklestirmedigi dogal versiyonu...

Sunday, September 27, 2009

"Ya Seyahat"

Irem Abla ile konusurken kendisi blog sayfamda bir seyin beni ifade etmedigini soyledi. Ne oldugunu sordum, "About kismina bak" dedi. Dusundum, "Ya seyahat" yazisi disinda bir sey olmayinca, bu durumu biraz acayim istedim.

Bizim kucuklugumuzde, Uykudan Once serisinin coook sonrasinda, aksamlari bir program yayinlanirdi: "Az Gittik, Uz Gittik"... TRT, "Bu Gunku Pakistan" bandini sarmaktan bikmis olsa gerek ki, sehirlerin bir bir tanitildigi, cocuklara yonelik bir program yapmaya karar vermisti. Bu programda cizgi film kahramani Evliya Celebi ve ati Kuheylan, gercek hayattan cocuklarla iletisim kurar, eskiye dair efsaneleri de anlatirlardi.

Evliya Celebi mizahi seven, yeri geldi mi de abartida sinir tanimayan bir kisilikmis. Yani bana benziyor. Kendi durumunu ve gezginligini soranlara basindan gecen soyle bir hikayeyi anlatmis: "Bir gece ruyamda Efendimiz'i gordum. Kendisinden shefaat istemek icin agzimi actim ki dilim dolandi, Ya Seyahat! dedim. Kendisi de duamin kabul oldugunu ifade etti, o gun bu gundur gezginim... "

Ben boyle guzel bir ruya gormedim. Amma velakin 14 yasimda yatili okul icin kendimi yollara dusmus buldum. O gun bu gun yollardayim.

Yillar evvel, ODTU'deyken, bir proje icin otobus soforlerine bir anket yapmamiz gerekti. Cok baba, kalender adamlar. Anlattilar hayatlarini, kaygilarini, sikintilarini... Kimisi bu ise girdi gireli bin pisman, "ama" diyor "Donemiyorum eve, bu gezginlik girdi mi kanina, evde duramiyosun. Atiyorum kendimi kira bayira, o da kesmiyo. Yollara dusmeden rahat edemiyorum!" Bir baskasi "cok istedim oglan da okusun, girmesin bu ise. Dinletemedim, ona da bir otobuste muavinlik ayarladik..." Derken bir gun Denizli'en Istanbul'a giderken yanima uluslararasi nakliye yapan bir gemide tayfa olarak calisan bir adam oturdu. Disleri ekseriyetle dokulmus, kalanlari sigaradan sararmis, cokuk gozleri, kirli sakali ve siska bedeni ile tayfadan cok korsani andiriyordu. Konustuk saatlerce. O da dertli, o da duramiyor yerinde. "Cok yer gordum, cok kadin tanidim" diyor (efsaneler gercek yani). Kara beni tutamiyor diyor. Denizi ozluyor, "tek kadinim" diyor. Onun da "sahiplendigi" bir oglu var. O da babasinin izinden gidip tayfa olmus, onu da babasi okutmak istemis, olmamis. "En azindan okuyup kaptan olsaydi tayfa yerine" diyor. Ogluna akil vermis, ugrasmis, "Gemiden atlama, sebat et calis" demis. Oglu babasini dinlememis, Avrupa'da bir yerde gemiden atlamis. Yakalanmis, bu kez ABD'de atlamis, izini kaybettirmis.

Bir seneden fazlaydi, bir arkadasim soruyordu: "Kus musun agac mi?" diye. Kuslar bir yere baglanmaz, surekli ucar da ucarmis. Agaclar malum, kok saldigi yerin otesine gidemez, kuslarin anlattiklarini dinler de dinler. O agacti, ben kus :) Ikimiz de halimizden sikayetciydik. En nihayetinde o agac kalmayi tercih etti, ben de kus.

Yillar yillar evvel kendi benden deli bir psikiyatristim vardi iki kere gordugum. Fitratini bastirma, zorlama, birak oldugu gibi akip gitsin; sen iradenle dizgini elden birakma yeter demisti. Madem bir yere kok salmanin vakti henuz gelmedi, ucmaya devam...

Saturday, September 26, 2009

Duplicity

Sikmayan, guzel ilerleyen, surekli bir sasirma ve sasirtma faktorunu kullanan, hikayenin yer yer kendini sundugu, yer yer de dugumlendigi, cogunlukla Ocean's serisinden en sevdigim 12'yi hatirlatan bir film. Muziklere ozellikle dikkat edilesi... Clive Owen her zamanki gibi gayri insani, Julia Roberts ise yaslaniyor. Igne deliginden deve gecirmeyi andiran, super beyinlerin super planlari urettigi ve tereyagindan kil ceker gibi uyguladigi, herkesin ama herkesin sanki kendileri icin yazilmis bir kaderi oynadigi ve disina cikamadigi, kliselesen filmlere gore biraz daha "sasirtici" diyeyim...

Friday, September 25, 2009

Real Beauty

Fountain'in Sept-Oct sayisini paketinden acinca, gozum kapaktaki yaziya takildi:

"Real beauty belongs to God. He necessitates perfection, which is unique to Him alone. All of existence is a different mirror of God, reflecting His beauty as much as its potential allows."

Benim degistirebilecegim tek sey, "Real" yerine "Ultimate" kelimesini koymak olurdu.

Guzellige dair tum tanimlarin kendinden dogdugu ve kendini taklit etmeye calistigi En Guzel'e gonlunu adayanlara, o guzelligin heyecani ile de atan kalplere, O'ndan baskasini gormeyen gozlere selam olsun...

G20 @ Pittsburgh

G20 zirvesi basladi ve bitti... Basbakanimizi, hadi o olmadi bir bakanimizi misafir edelim dedik amma guvenlik gerekceleri ile bunun mumkun olmadigini ogrendik. Zaten gelenler de uzun kalmadan, tabiri caizse bir kahve icimlik oturup kalktilar.

Evim ve is yerim havaalani dolaylarinda oldugu icin sehirdeki aktiviteyi goremedim. Zaten sehirde olaganustu hal ilan edildigi soyleniyor. Bir kac "medeni" gosterici icin 3900 polis ve bir "battalion" asker seferber edilmis (askere gitmedigimden bu terimleri bilmiyorum).

Bir kac gun icin Pittsburgh havaalani 747'lerle doldu. Sanirim bunca agir klasmali ucak bu metruk havaalnina gelecek 20 yil icin bir daha ugramaz.

Umarim yapilan masraflar ve dokulen emekler bir sekilde meyve verir.

Wednesday, September 23, 2009

Gokyuzunu ne renk boyardin?

Kimileri sehir havasindan bunalir da, arada temiz hava almak icin kirlara cikar. Ben de tersine, arada kirli havayi ozler, sehre inerim. Severim kaldirimlarda yurumeyi. Pazar aksami Irish Cultural Center'daki bayram kutlamasindan sonra, yedigim tatlilari eritebilmek ve sugar rush'in etkisinden kurtulabilmek icin yine biraz yurumek istedim. Yolum Carnegie Arts Center'in onunden gecti, gozum yeni serginin ilanina takildi. Mavi tonlarinin hakim oldugu bir tabloda, panama sapkali bir baba ve cocugu, agaclarin arasinda kalmis bir acikligin orta yerindeki bir bankta, sirtlari izleyiciye donuk olarak oturuyorlar. Firca darbeleri seyrek, ayrik, ilk okulda elisi kagitlari ile kalemlerimizin ucundan faydalanarak kucuk kucuk kirpiklar halinde yaptigimiz o ugrastirici (kolaj???) resimleri andiriyor.

Benim sanat tarihi konusunda bilgim her averaj muhendislik ogrencisininki kadardir: yani sifir... Haliyle boyle bir resim hangi akimin sonucudur, kimin urunudur bilemem. Ama "ogrenmeyi ogrenmis" bir merakli olarak wikipedia'yi iyi kullanirim. Resim post-impressionist akima dahilmis. Evet, evet, hatirliyorum sanki... Van Gogh'un hayati ile ilgili bir diziyi seyretmistim kucukken (annem seyrettirmisti zorla). O zamanlar eflatun agaclari yadirgadigimi hatirliyorum. Simdi ise bilinenin, alisilanin disina cikmak, yaraticiligi bu yonde zorlamak hosuma gidiyo.

Aksam aksam dusundum, acaba o resmi ben tekrar yapacak olsam; agaclari ve cimleri mavi yerine ne renge boyardim? Turuncu? Pembe?

Pembe demisken, dun aksam aklima Rengim Mutevellioglu'nun fotograflari geldi ve yeni neler var goz gezdirdim... Tavsiye edilir...

Monday, September 14, 2009

Dead Eyes

Sebastião Salgado
Refugee from Gondan
Mali, 1985
© Sebastiao Salgado

Ethiopian Woman


Sebastião Salgado
Children's ward in the Korem refugee camp
Ethiopia, 1984
© Sebastiao Salgado

Sunday, September 13, 2009

Sahel: The End of the Road



Cumartesi gecesi elime gecti: Sahel: The End of the Road. Yukaridaki fotograf ayni zamanda kitabin kapak resmi. Kitapta oldukca etkileyici pek cok fotograf var. Fotografci: Sebastiao Salgado.


Wednesday, September 9, 2009

Zümer

"De ki: Ey nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları mağrifet buyurur, şüphesiz ki o öyle gafûr, öyle rahîm o." (Zümer Sûresi 53. ayet, Elmalılı Hamdi Yazır meali)

Bu gun oraya buraya bakinirken gozume carpan bir yazidan... Tavsiye ederim...

Thursday, September 3, 2009