2006 senesi idi sanirim benim bu filmi seyredisim. Hikayesini bilmiyorsaniz Wikipedia'nin Ingilizce kisminda guzelce aciklamis.
O zamanlar uyesi oldugum bir mail grubunda, halen mecliste milletvekili olan bir hocam arada sirada yazardi. Bu filmi gordukten sonra dayanamamis, yine yazmis. Ekserisi "Beyaz Turkler'den" olusan bu grubun, partisini desteklememesinden, bilakis surekli elestirmesinden ve kendilerine yol yordam gostermesinden, akil vermesinden sikayetci idi.
Hocamin isaret ettigi nokta, Ed Murrow'un Sen.J.McCarthy'e actigi mucadelede, New York Times'in destegini aldigi gun mucadelesini kazanilmis olarak ilan etmesi idi. Peki onu bu kadar kesin konusturan neydi? New York Times'in gucuydu. New York Times bu gucu nerden aliyordu? Okuyucularinin desteginden... Yani ayni sekilde biz "Beyaz Turkler" olarak "partimizi" (yani partisini) destekledigimiz surece parti guc devsirecek, boylece iktidardaki parti ile olan mucadelesinde muzaffer olacakti.
Evdeki hesap carsiya hic bir zaman uymadi. Hocamizin atladigi bir nokta vardi. New York Times'i guclu kilan, guclu bir kesimin destegini kazanmis olmasi idi; o gurubun New York Times'a biat etmis olmasi degil. Benzeri sekilde biz "Beyaz Turkler" kendisine derdimizi anlatamayacagimizi gordugumuzden, parti de bizim derdimizi anlamasa da ayni oyu aldigini fark ettiginden, aramizdaki iletisim kanallarini kapattik; haliyle parti gucunu baska kurumlardan devsirme yontemini benimsedi.
Filmin senaryosunu ve hadiselerin gelisimini kronolojik sirada ele aldigimizda, aslinda her seyi baslatan olay, yani Sirp asilli bir subayin sadece kokeni ve kiz kardesinin uye oldugu Sirpca bir gazete yuzunden ordudan uzaklastirilmasi, 28 Subat sonrasi Turkiye'sini fena sekilde cagristiriyordu. O donemde Senator Joseph McCarthy, asli astari olmayan suclamalarla insanlari komunizmle sucluyor, pek cok insani alacakaranlik kusaginda yasatacak bir "komunist avi"nin basini cekiyordu. J.McCathy icin karsisindaki insanin komunist olup olmamasinin, ya da komunizmi destekleyip desteklememesinin bir onemi yoktu. En ince ayrintisina kadar yurutulen "background search" lerde kisinin komunizmle alakasi olan ya da olmayan bir kurumla ufak bir baglantisinin saptanmasi, o kisinin komunizm destekcisi olarak yaftalanmasina yeterli idi.
Cok basarili bir senator olmayan Juseph McCarthy'den geriye adiyla ozdeslestirilen McCarthiysm tabiri kaldi. Wikipedia bu tabiri soyle aciklamis: "The term McCarthyism, coined in 1950 in reference to McCarthy's practices, was soon applied to similar anti-communist pursuits. Today the term is used more generally to describe demagogic, reckless, and unsubstantiated accusations, as well as public attacks on the character or patriotism of political opponents.[2]"
Benim, hocamiza hitaben gruba yazdigim mailde (ki grupta hos karsilanmamisti), yukaridaki kisma gonderme yaparak 28 subat surecinde ordudan uzaklastirilan subaylarin durumundan bahsetmistim. Onlar da haklarinda uretilen suclamalarla, yargilanmadan, temyiz hakki bile taninmadan, bir MGK toplantisi ardindan apar topar ordudan uzaklastirilivermislerdi. Haklarindaki suclamalarin cogu "irticai faaliyet" idi. Ne kadar dogru, ne kadar egri. O gunun madurlari ilk defa gecen hafta gazetelere konusmuslar, Sayin Gen.Kur.Bsk.'inin "ordunun aslinda ne kadar dindar oldugu" uzerine verdigi ornekten sonra.
O gunlerde Turkiye'de ne bir Ed Murrow, ne CBS, ne de bir New York Times vardi... 1000 yil surer denilen 28 Subat'in pasalari 10. yillarinda hastahanelerin mudavimi oldular. Nerden nereye...
Sunday, January 31, 2010
Printer
Bugun kendime printer aldim. Bu benim icin bir ilk. Umarim son da olmaz. Scanner'i filan da var. Guzel bisi. Isin ilginc gelen yani su: Icindeki 4 kartusun toplam fiyati, makinanin fiyatindan fazla. Makina $49, uc renkli kartus $39, siyah kartussa $17. Simdi artik o market senin bu market benim, kartuslarin indirim vakitlerini gozliycez demektir.
Thursday, January 28, 2010
Kaskade - Be Still
Spor salonunda bir bandin uzerinde kosarken radyoda denk geldi... Tabii kosu ritmi ile parcanin ritmi tutmayinca sagda sola biraz agrilar pitirdiyo...
Wednesday, January 27, 2010
Balyoz Sonrasi
Canimi fazlaca sIkan bazi seyler var...
Isin kokune giden medya disinda bir de siddetli dezenformasyon turetmeye calisan, meseleleri ve bilgileri saptirmaya gayretini sistematik hale getiren, boylece bilginin guvenilirligini tereddud edilir hale getirmeye ugrasan odaklar var.
Bir de bunlarin haricinde, cok bir ard niyeti olmasa da, kulaktan kulaga yaydigi "ogrenilmis ama yazilmamis" bilgiyi degisime ugratan baska gruplar var. Bilginin ortaya cikisindan itibaren hayat surecinde gecirdigi evrim, inanilmaz olceklerde. Kozadan kedi cikiyor, kedi pantere donusuyor, sonra da denizlerde ticaret gemilerine salidiriyor, bahtsiz tayfalari bir lokmada yutuyor, mideye indiriveriyor.
Bilginin zirvaya evrimlestigi bu kulaktan kulaga surecinde beni endiselendiren ise birilerinin yeni bir "otekilestirme"nin, kutuplasmanin temellerini atiyor olmasi. Balkan gocmenleri, ozellikle Selanikliler, ozunde Sebatayci olmakla suclaniyor (biz de anneanne tarafindan Selanikliyiz). Bunun yani sira sehirli ve "kendilerinden olmayan" mevcut burjuvaziye, "Beyaz Turklere" isimler uyduran, kulplar takan, ozunu "otekilere" dayandirma gayretinde olanlar var.
Ali Bulac, dunki yazisinda 28 subat sonrasi devam eden calkantili donemin milli gelirden pay alma mucadelesi ve sinifsal donusum acisindan bir ozetini gecmis. "Yeni burjuvazinin", baslatmadigi ve cok da dahilinde gorev almak icin gayret sarf etmedigi bu "acilim" projesinden ve 2000'lerden guclenerek cikacagi kesin. Beni dusunduren, kokeni ekseriyetle kirsal kesim olan yeni orta sinif ile halizhazirda orta sinifi olusturan ve sehirli kulturde yetismis zumre arasindaki surtusme... Mevcut orta sinifin kendinden evvelkileri elimine veyahut asimile ederken kullandigi yontemleri yeni orta sinifin onlara karsi, ayniyle ve hoyratlikla kullanmasi.
Kendini hic bir gruba ait hissedemeyen benim gibiler icin bu baska bir araf; iki kutuptan birden soyutlanma, "otekilenme" demek... Veyahut, gurbet elde bir omur...
Isin kokune giden medya disinda bir de siddetli dezenformasyon turetmeye calisan, meseleleri ve bilgileri saptirmaya gayretini sistematik hale getiren, boylece bilginin guvenilirligini tereddud edilir hale getirmeye ugrasan odaklar var.
Bir de bunlarin haricinde, cok bir ard niyeti olmasa da, kulaktan kulaga yaydigi "ogrenilmis ama yazilmamis" bilgiyi degisime ugratan baska gruplar var. Bilginin ortaya cikisindan itibaren hayat surecinde gecirdigi evrim, inanilmaz olceklerde. Kozadan kedi cikiyor, kedi pantere donusuyor, sonra da denizlerde ticaret gemilerine salidiriyor, bahtsiz tayfalari bir lokmada yutuyor, mideye indiriveriyor.
Bilginin zirvaya evrimlestigi bu kulaktan kulaga surecinde beni endiselendiren ise birilerinin yeni bir "otekilestirme"nin, kutuplasmanin temellerini atiyor olmasi. Balkan gocmenleri, ozellikle Selanikliler, ozunde Sebatayci olmakla suclaniyor (biz de anneanne tarafindan Selanikliyiz). Bunun yani sira sehirli ve "kendilerinden olmayan" mevcut burjuvaziye, "Beyaz Turklere" isimler uyduran, kulplar takan, ozunu "otekilere" dayandirma gayretinde olanlar var.
Ali Bulac, dunki yazisinda 28 subat sonrasi devam eden calkantili donemin milli gelirden pay alma mucadelesi ve sinifsal donusum acisindan bir ozetini gecmis. "Yeni burjuvazinin", baslatmadigi ve cok da dahilinde gorev almak icin gayret sarf etmedigi bu "acilim" projesinden ve 2000'lerden guclenerek cikacagi kesin. Beni dusunduren, kokeni ekseriyetle kirsal kesim olan yeni orta sinif ile halizhazirda orta sinifi olusturan ve sehirli kulturde yetismis zumre arasindaki surtusme... Mevcut orta sinifin kendinden evvelkileri elimine veyahut asimile ederken kullandigi yontemleri yeni orta sinifin onlara karsi, ayniyle ve hoyratlikla kullanmasi.
Kendini hic bir gruba ait hissedemeyen benim gibiler icin bu baska bir araf; iki kutuptan birden soyutlanma, "otekilenme" demek... Veyahut, gurbet elde bir omur...
Tuesday, January 26, 2010
Sergi
Digital ortamda duzenlenecek karma bir sergide benim de bir kac resmim olucak... Harika! Haberler netlesince buradan duyururum...
Sanirim kendime soyle yana dogru sarkitilanindan Fransiz usulu bir "bere" alsam fena olmaycak. Eh, simdi saclari da uzatip at kuyruk yapmak lazim ama kafa zaten gezegen kadar. Iyice oversize olmayalim.
Sanirim kendime soyle yana dogru sarkitilanindan Fransiz usulu bir "bere" alsam fena olmaycak. Eh, simdi saclari da uzatip at kuyruk yapmak lazim ama kafa zaten gezegen kadar. Iyice oversize olmayalim.
Sunday, January 24, 2010
The J/J Project
Hafta sonu seyrettigim filmlerden en keyiflisi Julie and Julia. Senaryo, olaylarin gelisimi, kadro itibariyle bir miktar "Devil Wears Prada"yi hatirlatsa da o da keyifli bir filmdi. Julia Child'in alto tondan kahkahalari yuzunuze film boyunca eksik olmayan bir gulumseme konduruyor. Filmin ilginc yani Julia Child gercekten yasamis, o bahsedilen kitap gercekten basilmis, hatta o blog sayfasi da gercekten yazilmis. Biraz goz attim, okunasi... Linki de burada
Balyoz
Buralarda hayatin ciddi konulari uzerine bisiler yazmak gibi bir adetim yoktu. Fakat dayanamadim...
Bugun nereden aklima estiyse, adetim olmadigi halde Hurriyet gazetesinin internet sayfasina baktim. Balyoz'u acaba onlar nasil ele almis. Hic bisi bulamadim. Bol bol sehir haberleri, kim kimle n'apmis, onun bunun fotograflari... Ha bir de Angelina Jolie ile Brad Pitt ayriliyorlarmis. Cok onemli!
Hurriyet'in genel yayin yonetmeni degisince bisiler degisir sanmistim. Degismis: Hurriyet, (hala basildigindan emin degilim, askere gitmedigim icin bilemiyorum) Super Tan ya da Bulvar gazetesi olma yolunda bir kac adim daha atmis. Kendilerini tebrik ediyoruz.
Bugun nereden aklima estiyse, adetim olmadigi halde Hurriyet gazetesinin internet sayfasina baktim. Balyoz'u acaba onlar nasil ele almis. Hic bisi bulamadim. Bol bol sehir haberleri, kim kimle n'apmis, onun bunun fotograflari... Ha bir de Angelina Jolie ile Brad Pitt ayriliyorlarmis. Cok onemli!
Hurriyet'in genel yayin yonetmeni degisince bisiler degisir sanmistim. Degismis: Hurriyet, (hala basildigindan emin degilim, askere gitmedigim icin bilemiyorum) Super Tan ya da Bulvar gazetesi olma yolunda bir kac adim daha atmis. Kendilerini tebrik ediyoruz.
Saturday, January 23, 2010
Marx and Internet Dating
Wednesday, January 20, 2010
Satilari okumak vs satir aralarini okumak
Ilk okulda bir arkadasimiz vardi. Turkce derslerinde onumuze konan tadimlik metinleri paragraf paragraf sesli okudugumuz gunlerde, sira bu arkadasa geldiginde, yazilanla kendi kafasindan geceni birlestirir, sonucta ortaya cikan hayali metni okurdu. Ogretmenimiz bu durumu bildiginden ayni satiri bazen birden cok kere okutur, her seferinde duydugu farkli kelimelerle cileden cikardi.
Biz Turkler'de satir yerine satir arasini okuma adeti nasil olmustur da bu kadar yer etmistir? Ulkenin yillarca en cok satmis "mainstream" medya networku bu adet ile turettigi haberlere insanlari alistirdiginden belki de... Birisi agzini acmaya dursun, hemen kafadaki uygun sablona uydurulmaya calisilir kelimeler. Sablonlar da oyle detayli seyler degildir zaten. "Kendini" tanimlamak icin gayret sarf etmeyen bireylerin "otekini" tanima ve tanimlama noktasinda detaylara mesai harcamasini beklemek cok iyimser kacar. "Oteki" once yaftalanir, sonra kafada bu yaftaya uygun ustunkoru bir sablon secilir, kelimeler bu sablondan gecebildigince ayiklanir, secilir, yeniden duzenlenir ve "oteki"nin iletmek istedigi mesajdan bagimsiz yepyeni mesajlar olusturulur.
Ha sonra "oteki"nin cumleleri kendilerine yuklenen yeni anlamlari ile saga sola cekilir, metin olmadigi yerlere gotururlur, cevabi yazilan yazilarda bu yepyeni anlam ustunkoru irdelenir, elestirilir, maksat karsidakine cevap vermekten ziyade kendi kafandakini "otekine" zorla belletme, mevcut toplulugun (clique) olusturdugu dusunce uzayi icindeki yerini pekistirme, aidiyetini percinleme gayretine donusur.
Kendimi munezzeh tutmiyayim. Yer yer benim de yaptigim hatalar oluyor, azami dikkat etmeye calissam da. Amma yukarida bahsettigim seyi bir profumdan duymak... Beni pes ettirdi... Hayir, kendimi gavur gibi hissediyorum...
Biz Turkler'de satir yerine satir arasini okuma adeti nasil olmustur da bu kadar yer etmistir? Ulkenin yillarca en cok satmis "mainstream" medya networku bu adet ile turettigi haberlere insanlari alistirdiginden belki de... Birisi agzini acmaya dursun, hemen kafadaki uygun sablona uydurulmaya calisilir kelimeler. Sablonlar da oyle detayli seyler degildir zaten. "Kendini" tanimlamak icin gayret sarf etmeyen bireylerin "otekini" tanima ve tanimlama noktasinda detaylara mesai harcamasini beklemek cok iyimser kacar. "Oteki" once yaftalanir, sonra kafada bu yaftaya uygun ustunkoru bir sablon secilir, kelimeler bu sablondan gecebildigince ayiklanir, secilir, yeniden duzenlenir ve "oteki"nin iletmek istedigi mesajdan bagimsiz yepyeni mesajlar olusturulur.
Ha sonra "oteki"nin cumleleri kendilerine yuklenen yeni anlamlari ile saga sola cekilir, metin olmadigi yerlere gotururlur, cevabi yazilan yazilarda bu yepyeni anlam ustunkoru irdelenir, elestirilir, maksat karsidakine cevap vermekten ziyade kendi kafandakini "otekine" zorla belletme, mevcut toplulugun (clique) olusturdugu dusunce uzayi icindeki yerini pekistirme, aidiyetini percinleme gayretine donusur.
Kendimi munezzeh tutmiyayim. Yer yer benim de yaptigim hatalar oluyor, azami dikkat etmeye calissam da. Amma yukarida bahsettigim seyi bir profumdan duymak... Beni pes ettirdi... Hayir, kendimi gavur gibi hissediyorum...
Sunday, January 17, 2010
Saturday, January 16, 2010
Friday, January 15, 2010
Thursday, January 14, 2010
Friday, January 8, 2010
Gazze vs Dubai
Dubai'de Dunya'nin en yuksek binasi yapilirken, Gazze'de insanlar yikintilari re-cycle ederek yapi malzemesine donusturmeye calisiyorlarmis. "Pride of the Middle East!"
Inglorious Bastards
Tek kelime ile berbat bir film... Son zamanlarda Trantino imzali iyi bir film gormedim. Ama filmleri icin sectigi muzikler hakkinda aynisini soyleyemem. Iki parca var ki dikkat cekici. Ilki "Green Leaves of Summer". Ikincisi de filmdeki Soshana'nin kirmizi elbisesi ile gorundugu sahnede caldigi kadar ile "Cat People. "
Neyse, Tarantino'nun hastalik derecesinde sorunlu biri oldugunu dusunuyordum, artik eminim. Bunun yanisira, insanin icini kiyan, bayan, sinir eden, bos konusmalarla uzatildikdikca uzatilan sofra sahnelerinden de bay geldi.
Diger bazi seyler de var ki bu aksam kosarken aklima takildi.
Mesela... Intihar bombacilari... Dogu ve bati, tum medeniyetlerin cok cektigi bir illet. Simdi, kafama takilan sey su... Nihayetinde kendini feda eden, ederken de pek cok kisiyi pesinde "goturen" bir insan, beyaz irktan, hatta sarisin ve guzel bir kadin olur ve maktulleri "meshur" Nazilerden secilirse buna sempati ile bakilabilir, hatta filmi filan yapilabilir mi? Elimizdeki film diyor ki "Evet!" Peki ama neden? Tumden intihar saldirilarini kinamak gerekmiyor mu? Zira suclunun yaninda sucsuzu da "goturen", yargilamayan, ayirmayan, "cezalandirirken" secmeyen bir eylem?
Ikincisi de sinemada yapilan saldiri... Kimse kusura bakmasin, bana 1986 yilinda Istanbul Neve Shalom sinagoguna yapilan saldiriyi ve o gunlerde gazetelerde cikan illustrasyonlari hatirlatti (7 yasindaydim). Kapali bir mekana sIkIstirilan insanlarin uzerine (ki kadilar da vardi grupta), rastgele ates acmak, bomba patlatmak...
Neyse, fazlaca vahsi bir filmdi. Tarantino, Kill Bill'in golgesinden kurtulamamis anlasilan.
Neyse, Tarantino'nun hastalik derecesinde sorunlu biri oldugunu dusunuyordum, artik eminim. Bunun yanisira, insanin icini kiyan, bayan, sinir eden, bos konusmalarla uzatildikdikca uzatilan sofra sahnelerinden de bay geldi.
Diger bazi seyler de var ki bu aksam kosarken aklima takildi.
Mesela... Intihar bombacilari... Dogu ve bati, tum medeniyetlerin cok cektigi bir illet. Simdi, kafama takilan sey su... Nihayetinde kendini feda eden, ederken de pek cok kisiyi pesinde "goturen" bir insan, beyaz irktan, hatta sarisin ve guzel bir kadin olur ve maktulleri "meshur" Nazilerden secilirse buna sempati ile bakilabilir, hatta filmi filan yapilabilir mi? Elimizdeki film diyor ki "Evet!" Peki ama neden? Tumden intihar saldirilarini kinamak gerekmiyor mu? Zira suclunun yaninda sucsuzu da "goturen", yargilamayan, ayirmayan, "cezalandirirken" secmeyen bir eylem?
Ikincisi de sinemada yapilan saldiri... Kimse kusura bakmasin, bana 1986 yilinda Istanbul Neve Shalom sinagoguna yapilan saldiriyi ve o gunlerde gazetelerde cikan illustrasyonlari hatirlatti (7 yasindaydim). Kapali bir mekana sIkIstirilan insanlarin uzerine (ki kadilar da vardi grupta), rastgele ates acmak, bomba patlatmak...
Neyse, fazlaca vahsi bir filmdi. Tarantino, Kill Bill'in golgesinden kurtulamamis anlasilan.
Wednesday, January 6, 2010
...rahvan gitsin
Uzun bir suredir islerim tersine gidedursun, bencileyin biraz da olaylara bakis acimi modifiye etmeyi gozden gecirdim. Cok sevdigim bir abi,ODTU'deki ilk donemimde ziyaretime geldiginde bakti ki tevekkule uzayan yolda bir arpa boyu yol alamamisim, "Salla Gitsin" mantigini onerdi. Elbette Turkcesi ile degil, daha fiyakali olsun ve ciddiye alayim diye Yunanca'sini soylemisti; lakin unuttum.
Gecenlerde tercumesini ararken bu isimde bir sarki yapildigini gordum. Haliyle baska bir fiyakali cumle aramak gerekti. Bir Izmirli, 'ko'gitunecilik'ten bahsedince, kutsal bilgi kaynagi Eksisozluk'te hummali bir arastirmaya daldim. Oradan wikipedia'ya ziplayinca karsimda asagidaki skalayi buldum. Fakat bu akimin skalada tam olarak nereye oturacagini bulamadim... Evet atheistic existentialism'den nihilism'e uzanan bir skala...
Gecenlerde tercumesini ararken bu isimde bir sarki yapildigini gordum. Haliyle baska bir fiyakali cumle aramak gerekti. Bir Izmirli, 'ko'gitunecilik'ten bahsedince, kutsal bilgi kaynagi Eksisozluk'te hummali bir arastirmaya daldim. Oradan wikipedia'ya ziplayinca karsimda asagidaki skalayi buldum. Fakat bu akimin skalada tam olarak nereye oturacagini bulamadim... Evet atheistic existentialism'den nihilism'e uzanan bir skala...
Monday, January 4, 2010
Dubai, A.D. = Babylon, B.C.
Dubai'de Dunyanin en yuksek binasi acilmis bu gun. Farkli kaynaklarda maliyetine dair farkli rakamlar gordugum icin kesin bir rakam veremiycem ama milyar dolarlar maliyetinde. 818 metre boyu 95 kilometre oteden gozukurmus... Haliyle, ust katlarinda oturan birinin gozunun erimi 95 kilometre kadar.
Hani diyorum ki, o oteli keske daha yuksek yapsalardi. Belki iki misli fazla... 95 kilometreden degil de hani 1000 kilometreden gorulebilseydi. Filistin'in kamplarinda sabah uyanan insanlar guneye doguda o kulenin isiltisini gorebilseler gun agarirken... Aynisi ile her sabah o kulenin en ust katlarini mesken edinenler, gerinirken kuzey batiya baksalar ve Filistin'deki dram gelse gozlerinin onune. Hani biraz kuzeye bakinca Irak gorunse, biraz batida Kabe... Ama hayir, Kabe'nin cevresini zaten Babil'in diger kuleleri kaplamis.
Bir arkadasim evlerine 24 saat Kabe'den naklen yayin yapan projektor sistemleri kurduran bazi modern zaman "din severlerden" bahsetmisti. Inanmamistim... Hayret ediyorum. Arazinin sinirsiz oldugu bir colde, 818 metrelik bina dikmek, ustelik icine 160 odali, Armani tarafinca dosenmis bir otel kurmak.
Yahudi Tarihci Josephus, bir onceki Babul kulesi icin ne demis:
Now it was Nimrod who excited them to such an affront and contempt of God. He was the grandson of Ham, the son of Noah, a bold man, and of great strength of hand. He persuaded them not to ascribe it to God, as if it were through his means they were happy, but to believe that it was their own courage which procured that happiness. He also gradually changed the government into tyranny, seeing no other way of turning men from the fear of God, but to bring them into a constant dependence on his power... Now the multitude were very ready to follow the determination of Nimrod and to esteem it a piece of cowardice to submit to God; and they built a tower, neither sparing any pains, nor being in any degree negligent about the work: and, by reason of the multitude of hands employed in it, it grew very high, sooner than any one could expect; but the thickness of it was so great, and it was so strongly built, that thereby its great height seemed, upon the view, to be less than it really was. It was built of burnt brick, cemented together with mortar, made of bitumen, that it might not be liable to admit water. When God saw that they acted so madly, he did not resolve to destroy them utterly, since they were not grown wiser by the destruction of the former sinners [in the Flood]; but he caused a tumult among them, by producing in them diverse languages, and causing that, through the multitude of those languages, they should not be able to understand one another. The place wherein they built the tower is now called Babylon, because of the confusion of that language which they readily understood before; for the Hebrews mean by the word Babel, confusion...
Hani diyorum ki, o oteli keske daha yuksek yapsalardi. Belki iki misli fazla... 95 kilometreden degil de hani 1000 kilometreden gorulebilseydi. Filistin'in kamplarinda sabah uyanan insanlar guneye doguda o kulenin isiltisini gorebilseler gun agarirken... Aynisi ile her sabah o kulenin en ust katlarini mesken edinenler, gerinirken kuzey batiya baksalar ve Filistin'deki dram gelse gozlerinin onune. Hani biraz kuzeye bakinca Irak gorunse, biraz batida Kabe... Ama hayir, Kabe'nin cevresini zaten Babil'in diger kuleleri kaplamis.
Bir arkadasim evlerine 24 saat Kabe'den naklen yayin yapan projektor sistemleri kurduran bazi modern zaman "din severlerden" bahsetmisti. Inanmamistim... Hayret ediyorum. Arazinin sinirsiz oldugu bir colde, 818 metrelik bina dikmek, ustelik icine 160 odali, Armani tarafinca dosenmis bir otel kurmak.
Yahudi Tarihci Josephus, bir onceki Babul kulesi icin ne demis:
Now it was Nimrod who excited them to such an affront and contempt of God. He was the grandson of Ham, the son of Noah, a bold man, and of great strength of hand. He persuaded them not to ascribe it to God, as if it were through his means they were happy, but to believe that it was their own courage which procured that happiness. He also gradually changed the government into tyranny, seeing no other way of turning men from the fear of God, but to bring them into a constant dependence on his power... Now the multitude were very ready to follow the determination of Nimrod and to esteem it a piece of cowardice to submit to God; and they built a tower, neither sparing any pains, nor being in any degree negligent about the work: and, by reason of the multitude of hands employed in it, it grew very high, sooner than any one could expect; but the thickness of it was so great, and it was so strongly built, that thereby its great height seemed, upon the view, to be less than it really was. It was built of burnt brick, cemented together with mortar, made of bitumen, that it might not be liable to admit water. When God saw that they acted so madly, he did not resolve to destroy them utterly, since they were not grown wiser by the destruction of the former sinners [in the Flood]; but he caused a tumult among them, by producing in them diverse languages, and causing that, through the multitude of those languages, they should not be able to understand one another. The place wherein they built the tower is now called Babylon, because of the confusion of that language which they readily understood before; for the Hebrews mean by the word Babel, confusion...
La Roux - In for the kill (Skream Remix)
Bayonetta reklamlarinda calan ve tadi damakta kalan muzik...
Friday, January 1, 2010
2010
Ceklerin uzerine 2009 yazmaya daha alisamadan geldi catti 2010.
Ocak ayindaki halimi hatirliyorum. Guzel, gunesli bir pazar gunu, tumden gaza gelmis bir halde, benim icimi kemiren bir kac meseleyi cozmek uzere kendimi sartlandirmis, kafa olarak hazirlanmistim. Elbette araya giren baska seylerden oturu hic biri cozulemedi. Nisan ayinda Turkiye'ye gidisim, orda gecen vakit, sonra donus...
Zaman cok ama cok cabuk gecti. Eskiden bir yil ne kadar da uzun surerdi. 2009'dan hic bisi anlamadim. Koca bir yil, bir nefes alimlik zaman...
Ocak ayindaki halimi hatirliyorum. Guzel, gunesli bir pazar gunu, tumden gaza gelmis bir halde, benim icimi kemiren bir kac meseleyi cozmek uzere kendimi sartlandirmis, kafa olarak hazirlanmistim. Elbette araya giren baska seylerden oturu hic biri cozulemedi. Nisan ayinda Turkiye'ye gidisim, orda gecen vakit, sonra donus...
Zaman cok ama cok cabuk gecti. Eskiden bir yil ne kadar da uzun surerdi. 2009'dan hic bisi anlamadim. Koca bir yil, bir nefes alimlik zaman...
Subscribe to:
Posts (Atom)
