Wednesday, January 20, 2010

Satilari okumak vs satir aralarini okumak

Ilk okulda bir arkadasimiz vardi. Turkce derslerinde onumuze konan tadimlik metinleri paragraf paragraf sesli okudugumuz gunlerde, sira bu arkadasa geldiginde, yazilanla kendi kafasindan geceni birlestirir, sonucta ortaya cikan hayali metni okurdu. Ogretmenimiz bu durumu bildiginden ayni satiri bazen birden cok kere okutur, her seferinde duydugu farkli kelimelerle cileden cikardi.

Biz Turkler'de satir yerine satir arasini okuma adeti nasil olmustur da bu kadar yer etmistir? Ulkenin yillarca en cok satmis "mainstream" medya networku bu adet ile turettigi haberlere insanlari alistirdiginden belki de... Birisi agzini acmaya dursun, hemen kafadaki uygun sablona uydurulmaya calisilir kelimeler. Sablonlar da oyle detayli seyler degildir zaten. "Kendini" tanimlamak icin gayret sarf etmeyen bireylerin "otekini" tanima ve tanimlama noktasinda detaylara mesai harcamasini beklemek cok iyimser kacar. "Oteki" once yaftalanir, sonra kafada bu yaftaya uygun ustunkoru bir sablon secilir, kelimeler bu sablondan gecebildigince ayiklanir, secilir, yeniden duzenlenir ve "oteki"nin iletmek istedigi mesajdan bagimsiz yepyeni mesajlar olusturulur.

Ha sonra "oteki"nin cumleleri kendilerine yuklenen yeni anlamlari ile saga sola cekilir, metin olmadigi yerlere gotururlur, cevabi yazilan yazilarda bu yepyeni anlam ustunkoru irdelenir, elestirilir, maksat karsidakine cevap vermekten ziyade kendi kafandakini "otekine" zorla belletme, mevcut toplulugun (clique) olusturdugu dusunce uzayi icindeki yerini pekistirme, aidiyetini percinleme gayretine donusur.

Kendimi munezzeh tutmiyayim. Yer yer benim de yaptigim hatalar oluyor, azami dikkat etmeye calissam da. Amma yukarida bahsettigim seyi bir profumdan duymak... Beni pes ettirdi... Hayir, kendimi gavur gibi hissediyorum...

No comments: