Sunday, February 28, 2010
Ask- Gayret
Uzaklarda bir kizi cok severmis. Ask ile severmis ki zaten bildigimiz populer anlami disinda bir ask insani, gonul ehli idi. Ona olan muhabbeti oyle yogun, saygisi oyle buyukmus ki kizcagizin isminin ardina "Sultan" kelimesini eklemis. Kalbin en parca parca oldugu zamanlarda bile "Sultan" kelimesi girtlaktan kendine bir yol bulur, kimi zaman gozde bir pirilti, kimi zaman da nem esliginde disari cikar, kendine sesler aleminde bir hayat bulurdu.
Buncagizimin derdi gonlu kadar, sevdasi da gunlunu doldurup tasacak kadar buyuktu. Hem calisacak para kazanacak, hem o parayla gecinecek, hem Ingilizce ogrenecek, hem de bir sonraki sene icin bir MBA programindan kabul almaya calisacak; hem de hepsinden onemlisi, kendine "Sultan"inin kalbini kazanacakti. Onurlu, mert bir gencti. Asla egilmez, bukulmez, durdugu yerden bir adim geri atmazdi. Cok kizdim, saygisina siginip normal insana edilmeyecek kelimelerle bezedigim nasihatlerimden verdim kendilerine. Abilik damarim gaza geldi, "keske benim yanlislarima dusmeyeydi" derken sefkat aldi yurudu, tatli sert tokatlarla yogruldu... Hem zaten ben sevdigim hangi dostuma nezaket sinirlarini asmadan nasihat vermistim ki?
"Uc cephede savarsin, ucunden de darbe ustune darbe, tokmak ustune tokmak yersin! Sikletin bunu kaldirmaz, cephelerden simdi elzem olmayani kapat, diger ikisine odaklan, muzaffer olacaksan boylesi daha kolay" demistim.
Arkadas, aklini derleyip toparlamaya calisan her erkegin yapmasi gerekenden fazlasini yapmis. Toyluguna gelmis, direk "Sultan"inin numarasini telefonundan, kayitlarini hayatindan silmis. Aramaz, sormaz olmus. "Sultan"i da iki ay kendini arayip sormayan bu "kapi kulunu" sitemle bir guzel "dovmus" de "dovmus." Oysa bu gonul insani "yasamis, gormus, felegin cemberinden cokca gecmis" belledigi bu "abisine" gonlunu acar, nasihat isterken boyle seylerin olacagini tahmin etmezdi saniyorum. Bana da onu "toyluk etmekten" alikoymak duserdi eger gercekten "yasamis, gormus, felegin cemberinden cokca gecmis" biri olaydim. (Belli ki disariya verdigimiz imaj haylice yamuk...)
Dusunuyorum, tasiniyorum, arada sirada denk geldikce Nazan Bekiroglu'nun kosesini okuyorum, romantik Hollywood yapimlarindan uzak duruyorum. Ask'a dair bilmek istediklerime en yakini Nazan Bekiroglu yaziyor; her ne kadar butunuyle anlayamamaktan yakiniyor olsam da.
Hani ask sabir, sefer ve gayret isterdi? Al sana sabir, sefer ve gayretle orulebilecek bir hikaye... Ask icin seferi goze almis; kazancinin ucte birinden olmus. Sabirla her seyi icine dokmus; akli kalbine esir olunca isinden olmus. Gayret noktasina geldiginde de ilk nazinda "aslanim, cikar kizi kafandan, degmez, istese o da daglari deler sana gelirdi" diyerek ocaga dikilmelik incir fidesi hediye etmis, bir testi kibrit suyu bulusturmus, baruthaneye yolunda eline mesale tutusturmusum... O da toylugu ile yapilmamasi gerekeni yapmis, hem kendinden hem de "Sultanindan" olmus... Oysa isin asli boyle mi? Naz etmek Sirin'in, daglari delmek de Ferhat'in isi... Ayriliga sabretmek, kalbin icinde sabr atesi ile nefsini yakip tuketmek, yuregi daglayan kor alevlerde en ala hazlari bulmak, kullerinden yeniden dogmak, kendini kendi yapan tum safralarindan kurtulmak, bir nevi ruhundan saf bir "felsefe tasi" uretmek onun vazifesi...
Iste bunu yaparken de bunlardan bihaber, usengec, konformist, muallakliga meftun, depresif ve toylugun bir baska zirvesinde bana dusen de: ugursuz agzimi kapamak...
Wednesday, February 17, 2010
Children's Story
Gunun birinde bir baba olsam, evladim da baskalarindan gorup benim kendisine uyumadan once hikaye okumami istese, herhalde bu videonun cevirisini okurdum; ta ki beni bir daha rahatsiz etmesin...
Ispirto ve siagara kokulu, kirli kiyafetleri, daginik saclari ile bir babadan boyle hikayeler dinleyene bir bebe, herhalde 40'ini gormez diyorum...
Tuesday, February 16, 2010
kAR kAR kAR
Offfff... Bahar gelse de hafta sonlari 3'er 4'er saat bisikletlerimle hasret gidersem diyorum. Soz, her tarafimdan ter ya da camur damlayana kadar inmiycem tepelerinden... Oylece mahsun mahsun bakip duruyolar oturma odamda. Buna yurek mi dayanir?
Monday, February 15, 2010
hayaller, uyanmak, hayaller...
Uc dort gundur kafam darmadagin. Ne hayal, ne gercek...
Saturday, February 13, 2010
Bir Baska Acidan Istanbul
http://www.birbaskaacidanistanbul.com/
Bencileyin listedeki son fotografci oluyorum.
Tuesday, February 9, 2010
Tom Waits - The Part You Throw Away
Butun gun snow storm beklerken New Orleans Blues dinledim... Gelecek 4-5 gun boyunca dinleyecek kadar malzemem ve yapilasi isim var.
Friday, February 5, 2010
Kar
Bu aksam eve gelirken oturdugum siteye cikan rampada arabalar kalmis, kar yuzunden patinaj cekmekle mesguldu. Aradan kivrila kivrila arabami surmeyi becerdim. Yarin kapinin disina bile cikmanin imkani yok. Kar kuruyen araclar coktan ortadan cekilmis...
Memleketin gunesli gunlerine selamlar olsun...


Cevrede, arabasini cikaramayanlara yardim eden bir kac genc vardi. Birisi hele zebellah gibi bir zenci. Iki metreden fazla boyu, benim bile iki katim kadar kutlesi (96 kiloyum), kar kuregini sanki kumsalda cocuklarin oynadiklari ufak kurecikler gibi salliyo... Ben kendi arabamla oynasirken orada 4-5 elemanin arabasini kurtardilar (ozellikle "caresiz gorunumlu" bayanlarin). Bu dunyada harbiden kadin olmak varmis...

Update: Yarin yine 25 santim kar bekleniyomus. Marketlerde kurek kalmamis, kalanlar da kara borsaya dusmus... Yuh diyorum, ne cilem varmis diyorum....
Thursday, February 4, 2010
Efkarliyim Beybiler
Efkarliyim beybiler... Eskiler mahserin dort atlisi, yapisti pesime...
Pek cok dostun naasini kaldirmaktayiz aylardir... Yer yer kendimi de goruyorum aralarinda... Bir ruya... Benim de bahsetmedigim bir ruyam vardi sahi... Vakti gelmis midir anlatmanin? Yoksa gecmis midir?
Araf
Kalbimin koskoca bir yarisi su porsumus kitapcagizin icinde kaldi gitti... Benle beraber Kusadasi, Didim, Istanbul, Starkville, Pittsburgh, Boston, New York, Philadelphia, Jackson ve Puerto Rico'ya gitti... Sayfalarda yazilanlar kadar, yazilmayanlari ile de doya da okunasi bir kitap, sifresini kimsenin cozemeyecegi bir gunce.
Wednesday, February 3, 2010
Tom Waits Sea of Love
Televizyonu actigimda bu sarki ile ayni ismi paylasan film bitmis, bu parca caliyordu.
Akip giden yazilar arasinda bu parcanin ismini ve seslendireni secip youtube'da aramaya basladim. Sonuc almak cok da surmedi...
Bir yorumda belirtildigi uzere... Tom Waits basit bir sarkiyi bir masterpiece'e donusturmus.
Monday, February 1, 2010
14 Subat Diyaloglari
Dun radyoda bir reklam duydum. Sevgiliniz icin uzayda bir yildizi "register" ettirebiliyorsunuz. Evet! Uzayda bir yildiza sevdiceginizin ismi veriliyor. Buna dair resmi belgeleri ve sertifikayi da size gonderiyorlar, yildizin bir resmi ile... Tabii sizin bu yildizi teleskopsuz gorup goremeyeceginiz mechul...
Uzun vadeli dusunen asiklar icin biz daha kalici kagitlari, mesela hisse senetlerini oneriyoruz. Bunu dedik diye de gubre fakrikasi hissesi de almayin... Isminiz danaya cikmasin...
Biz erkekler boyleyiz. Yakinlarda evlenicek bir arkadasim esine neden tasli yuzuk almak zorunda oldugunu sorgulayip duruyor. "Bir laptop alsam daha cok isine yarar" dusuncesinde... Harbiden, ise yaramaz taslara neden bunca para dokmek?