Saturday, May 29, 2010
Brother's Grim Trail
As of today (May 29th, 2010) those trails are in a terrible state. Completely covered with bushes and grass, it is quite likely that you will get bitten by a deer tick if not by a snake.
So, just give up on the idea... There is nothing much left around Robinson Town Centre... Down the Montor Trail, at the very beginning, there are some exits, particularly known by dirt bike riders. Even you find those, after a couple hundred yards, it is quite a possibilty that the path will be blocked with some fallen trunk or branches.
Try Settler's Cabin park instead.
Pasaport Icat Oldu?
Monday, May 24, 2010
Modern Medeniyetin Catlaklari
Bir baskasinin Nassau'su degil benim Nassau'm... Sadece beyaz kum, turquaz deniz, rengarenk baliklardan ibaret degil...
Bugun haberleri takip ederken gozume takiliyor: "Bir pelikanin hayati ne kadar eder?" diye soruyor. Konu Meksika korfezindeki kirlenme. Para su gibi akitiliyor, onlemler aliniyor, setler cekiliyor dogal sulak alanlarin ve kuslarin korunmasi icin. Ilk Korfez Savasi'ndan tanidik kareler var: Petrola bulanmis kuslar ve onlari yikayan plastikler icinde "Hayvanseverler".
Ordan aklim bir anda Arizona'nin istedigi Dronelara kayiyor, Dronelardan da Afganistan'da yine bir baska Drone'un vurdugu koylere, olen sivillere geliyor. Hani bir miktar pelikan kusu icin elindeki kaynaklari seferber eden su "Bati" medeniyeti diyorum, Afganistan'da "akilli" roketlerden sivil insanlari korumak icin hic mi gayret gostermez? Hele ki ikinci Korfez Savasi? Kim bilir ne kadar sivilin kanina girildi... Israil'in Gazze kusatmasi? Sivillerin uzerlerine ahtapot kollari misali cokerken olum, fosforun adini anmaya kimsenin gucu yetmedi, ya da insafi titremedi.
Batinin insan sevgisi de, doga sevgisi de, her tur sevgisi de sentetik. Sevginin merkezinde bir dolaylama, bir degerler butunu olmali... Her seyin merkezine kendini, empoze edilen sekuler degerleri, ya da daha kotusu pop kulturu koyarak bakmamali insan evrene. Sefkat! Sefkatin de en saf hali, en ulvi yonelimi... Yaradandan oturu sevmek su Dunya'yi...
Peki ben bunlari niye kimse ile konusamiyorum?
Sunday, May 23, 2010
Istanbul
Olmak istedigim yer Istanbul. Yurumek istedigim yol Istiklal. Seyretmek istedigim manzara ise Bogaz.
Istanbul insani hoyrat, Istanbul gurultulu, Istanbul kirli: kara, kapkara...
Bogaz, beklemis cayin yaninda faturaya dahil, Sariyer'de banklar bedava.
Gecende Ahiskali birisi sevdigim bir buyugume: "Siz hic milletsiz olmayi bilir misiniz? Sizin elinizde en azindan bir pasaport var, yeriniz, yurdunuz belli... Biz kendimizi bildik bileli ne topragimiz oldu, ne de pasaportumuz" demis Ahiskali bir bayanin cenazesinde. Bu cumle kadar beni etkileyen sey de Ahiskalilar'in ilk cenazelerini Amerikan topraklarina vermesi.
Bir devletim, bir milletim, 5 sene daha uzatilmis bir pasaportum var. Milletim bana kulp takar, devletim beni sallamaz, pasaportum bana uzak diyarlarin kapilarini acmaz. Benimse tek istedigim farkli cografyalardaki gulmeyen insanlarin, yasamdaki kontrastlarin, modern medeniyetin catlaklarinin, ama oncelikle renklerin fotografini cekmek. Senede 2 hafta tatille bu mumkun mu?
Aaaaah ki, ahhh... Yarin yine bir pazartesi!
Tuesday, May 18, 2010
Kendi...
Oyle de, insan kendini bulabilmek icin oncelikle kendini kendi eden herseyden, kendini taniyan ve kim oldugunu kendine hatirlatabilecek herkesten, cevresini orup kusatan duvarlarindan, sicak yatagindan, bazen kafasinin uzerine cektigi yorganindan, yorganinin kokusundan, yastiginin yumusakligindan, kendisini icinde ya da cevresinde emniyette hissettigi herseyden ama herseyden bir siyrilip uzaklasmayi denemelidir.
Iste insan boyle cascavlak kaldigi bir ortamda caresizligini, caresini, kimligini, kimsizligini, kim olmadigini, kim olamadigini, kim olmak istedigini, kim olmak istemedigini yerini, yonunu, istikametini ya da istikametsizligini gorebilir... Ya da tam gormenin esigine gelir ki kafasi baska bir seye kayar, ya da binecegi ucagin kalkis saati gelir, karni acikir restoran arar, ya da bulamaz ac bilac oteline dogru yollanir... Ya da hayaller gelir, onu kavrar, alir kendi alemine ceker, zaten ortam da hayallere musaittir... Derken ucagin kapisinda kendine gelir, eline bir kitap alir, bu sefer kitabin kendi aleminde, yorgunlugunun zirvesinde, ucak gokyuzune dogru havalanirken, kan beyninden cekilirken gelen o tatli uyku halinde, bir baska hayale, bir baska uykuya dalar; gider.... ve otoparka acilan kapida, Pittsburgh'un soguk havasi yuzune carparken uyanir, kendine gelir... Gitmelerden vaz gecer, dinlenmelere niyetlenir.
Wednesday, May 12, 2010
Mekan...
"2.5 senedir bu diyarda yasiyorsunuz, mekana hic mi baglilik hissetmiyorsunuz?" diye sordum. Onlar daha bir sasirip "Peki sen bir baglilik hissediyor musun?" diye soruyla karsilik verdiler... Sasirma sirasi yine bana gecti. 35 bin kisilik bir kasabaya nasil baglandigimi ben de hic bir zaman anlamayadim.
Tuesday, May 11, 2010
Monday, May 10, 2010
Sunday, May 9, 2010
Kalbin Dinamikleri vs Sistem DInamikleri
Kalbin dinamikleri... Evet evet... Dilimin ucunda olup da soyleyemedigim, ismini koyamadigim sey...
2 gun, 3 ucus, 6 saat direksiyon sallama, 3000 mil... Ilanihayet: Degdi!
Just be Me
Eve donus yolunda, bir ucagin icinde, asagidaki beyaz bulut kumelerine bakarken ve dusunurken daha anlamlanan sozler...
Monday, May 3, 2010
Normal?
"XXX abiye bak, adam top oynarken bile sanki baska alemlerde, birbirinden farkli problemler dusunuyo... Kendisi cok farkli; dahi dedigin iste boyle adamlar... Sen ve ben gibi degil, biz normaliz!"
Bir anda afalladim... Tevazu diye kanatlari indirdiysek yerlere, Karamursel sepeti de degiliz hani...
Adamin enaniyetini boyle boyle tahrik ediyolar iste...
Sunday, May 2, 2010
Bukowski + Tom Waits... = NIRVANA
Is yerinde duydugum anda birakip her seyi kulak kesildim... Ilginc bir metin...
Tam anlami ile unnoticeable bir insanin hayatindaki unnoticeable bir detay, belki detaysizlik, eylemi terk edip eylemsizlige bir meyil, amacsiz arayislar, boslugun kendisini tanittirdigi bir hayal, hayali korukleyen bir ortam, cesaretsizlik, teslimiyet, akabinde suruye dehalet... Biz "sisteme dahil olmayi" secmis insanlarin hayatinda surekli gecip giden anlardan biri daha... Kelimelere dokmeyi beceren dunyaya eywallahi olmayan biri ve bunu seslendirebilecek en dogru ruh...
Harbiden, biz efkar ve depresyon kokan bu parcalari neden dinleriz? Meraktan... Eger bu hale yakin hissettigimiz icinse, neden yarayi desmek? Neden mesela September'in Satellites'i gibi bir parca dinlemeyiz ki? Kendimizi anlayacak bir dost mu arariz? Bu dostu internette bulan insanin hali acikli midir?