Hayatimda duydugum en guzel parcalardan biri...
Wednesday, June 23, 2010
Monday, June 21, 2010
Gezi-Tozu
Selamlar bu sayfayi okuyan ve baska yapacak seyi olmayan insan...
25 haziran-11 temmuz arasi herhangi bir sey post edilmeyecektir. Zira sayfanin yazari memlekete gidip internet-telefon detoksu yapacaktir. Simdilik kesinlesen Izmir ve Kusadasi planlari vardir. Kesinlesmeyen bir de Antalya ve Bursa plani vardir. Kisacasi gezebildigi kadar gezecektir. Denizde bir arasitma planlamakta, ikna edebilirse bir deniz kizini mustakbel kayinbaba Poseidon Efendi'den istemeyi dusunmektedir.
Rast geledir efenim, rast geledir...
25 haziran-11 temmuz arasi herhangi bir sey post edilmeyecektir. Zira sayfanin yazari memlekete gidip internet-telefon detoksu yapacaktir. Simdilik kesinlesen Izmir ve Kusadasi planlari vardir. Kesinlesmeyen bir de Antalya ve Bursa plani vardir. Kisacasi gezebildigi kadar gezecektir. Denizde bir arasitma planlamakta, ikna edebilirse bir deniz kizini mustakbel kayinbaba Poseidon Efendi'den istemeyi dusunmektedir.
Rast geledir efenim, rast geledir...
Saturday, June 19, 2010
Friday, June 18, 2010
"Can we undo this?"
Bir toplantidayiz... Bolca konusma, oturdugum yerin altindaki havalandirmadan esen serin hava, karnim ve parmaklarim donarken en cok istedigim sicak bir fincan dolusu ucuz sirket kahvesi... Ama bugun aksam olana kadar kahve beklemek zorunda, hatta belki yarina kadar...
Sunumdan demoya geciyoruz. Denedigimiz sistem pek cok kisinin isini kolaylastiracak. Ya da islerinden edicek. Takimimizin fiyakali bir de ismi varmis: "The Crystal Ball Team"... Gorevimiz gaibi bilmek; olmayani daha olmadan on gormek, olduktan sonra da bir an once duzeltmek...
Sistemin gorevi "duzen bozuldugunda", ortaligi "derleyip toparlamak"... Sistem once toptan bir duzenleniyor, sonra tek tek ufak detaylar duzenleniyor, her asamada cozum "senaryo" olarak kayd ediliyor. Son senaryo herhangi bir itiraz olmazsa yukleniyor. Yukleme tamamlaninca da artik... Iste tam burada su soru soruluyor: "Can we undo the solution?" Sorunun cevabi basit: "No, we already canceled flights, we cannot reinstate them"
Benim aklima kahve, donan parmaklarim ve kafamdan aylardir atamadigim bir dolu dusunce arasinda baska bisi dusuyor: 'Hayatta bazen bazi seyleri "undo" yapabilmek.' Biliyorum, mumkun degil. Ama hani senede 3 hakkimiz olsa "undo" yapabilmek icin, bunlari neler icin kullanirdik? Hadi 3 cok diyelim, bir olsun. Ne icin kullanirdik?
Sunumdan demoya geciyoruz. Denedigimiz sistem pek cok kisinin isini kolaylastiracak. Ya da islerinden edicek. Takimimizin fiyakali bir de ismi varmis: "The Crystal Ball Team"... Gorevimiz gaibi bilmek; olmayani daha olmadan on gormek, olduktan sonra da bir an once duzeltmek...
Sistemin gorevi "duzen bozuldugunda", ortaligi "derleyip toparlamak"... Sistem once toptan bir duzenleniyor, sonra tek tek ufak detaylar duzenleniyor, her asamada cozum "senaryo" olarak kayd ediliyor. Son senaryo herhangi bir itiraz olmazsa yukleniyor. Yukleme tamamlaninca da artik... Iste tam burada su soru soruluyor: "Can we undo the solution?" Sorunun cevabi basit: "No, we already canceled flights, we cannot reinstate them"
Benim aklima kahve, donan parmaklarim ve kafamdan aylardir atamadigim bir dolu dusunce arasinda baska bisi dusuyor: 'Hayatta bazen bazi seyleri "undo" yapabilmek.' Biliyorum, mumkun degil. Ama hani senede 3 hakkimiz olsa "undo" yapabilmek icin, bunlari neler icin kullanirdik? Hadi 3 cok diyelim, bir olsun. Ne icin kullanirdik?
Wednesday, June 16, 2010
Tom Petty and The Heartbreakers - "I Should Have Known It"
Evet, evet, sesin ve muzigin Led Zeppelin tadi verdigini ben de fark ettim...
Saturday, June 12, 2010
Commitment
Bu kelimenin Turkcesi ne? Sadakat? Yok degil, kendini adamak? O da degil... Soz vermek? Belki de... Kesin eski dilde buna uygun, hatirlayamadigim bir kelime vardir.
Cep telefonumun iki senelik kontratina imza atarken bile bir sene dusundum... Simdi beni gelecek 4 sene baglama potansiyeli olan bir mukaveleye imza attim. Hani, imzayi atarken cayma sartlarimi da bastan soylemistim. Haliyle cayarsam kaybim sadece para pul neviinde kalir umuyorum... Ama 4 seneyi dusununce... Insanin ici karariyo. Hele ki Pittsburgh'da...
Persembe gunu stress atalim diye bisikletle ormana dalip da bir kac akil mantik disi bayir asagi inis yaptiktan sonra kayboldugumu fark edip eve gerisin geriye donmeye karar verdim. Dondum de... O noktada problem olmadi. Amma evde uzerimde geyik kenesi oldugunu fark etmem butun keyfimi alip goturmeye yetti.
Efendim geyik kenesinden Lyme Disease diye bir hastalik bulasiyormus ve benim gittigim parkta geyik kenesi isirigi vakalarina cokca rastlaniyormus. Zaten kayboldugum mekanlarda uzaklardaki geyiklerle karsilikli bol bol bakistik. Anlamsiz bakismalardi, geyiklerin ruhi derinligi oldugunu sanmiyorum...
Lyme Disease'in semptomlari arasinda yorgunluk/halsizlik ve depresyon da varmis... Acaba yillardir beni bi kene mi isirip duruyo?
Cep telefonumun iki senelik kontratina imza atarken bile bir sene dusundum... Simdi beni gelecek 4 sene baglama potansiyeli olan bir mukaveleye imza attim. Hani, imzayi atarken cayma sartlarimi da bastan soylemistim. Haliyle cayarsam kaybim sadece para pul neviinde kalir umuyorum... Ama 4 seneyi dusununce... Insanin ici karariyo. Hele ki Pittsburgh'da...
Persembe gunu stress atalim diye bisikletle ormana dalip da bir kac akil mantik disi bayir asagi inis yaptiktan sonra kayboldugumu fark edip eve gerisin geriye donmeye karar verdim. Dondum de... O noktada problem olmadi. Amma evde uzerimde geyik kenesi oldugunu fark etmem butun keyfimi alip goturmeye yetti.
Efendim geyik kenesinden Lyme Disease diye bir hastalik bulasiyormus ve benim gittigim parkta geyik kenesi isirigi vakalarina cokca rastlaniyormus. Zaten kayboldugum mekanlarda uzaklardaki geyiklerle karsilikli bol bol bakistik. Anlamsiz bakismalardi, geyiklerin ruhi derinligi oldugunu sanmiyorum...
Lyme Disease'in semptomlari arasinda yorgunluk/halsizlik ve depresyon da varmis... Acaba yillardir beni bi kene mi isirip duruyo?
Sunday, June 6, 2010
Ikinci Bahar
Birinci bahari kacirmanin hemen esiginde, ikinci bahar asklarini yasayanlar takildi bugun gozume.
Oncelikle ayni sirkette calistigim, yillar once ilk esinden ayrildigini bildigim bir elemani gordum "girlfriend"i ile birlikte. Anlam veremedim. Aliskin oldugum bir durum da degil. Yanindaki bayana nasil davranmam gerektigi konusunda hic bir fikrim yok. Klasik reflexim: nasil davranacagimi bilmedigim insanlara karsi kayitsiz kalmak, bir sekilde onlari gormezden gelmek, tepkisiz kalmak. Daha once benzeri bir durumda, kendisinden daha genc bir cocukla cikan bir kiza "aaa kardes misiniz?" diye sorarak kocaman bir gaf islemistim, ustelik kizin dogum gunuydu. Neyse, kadincagiz beni icinde bulundugum kaostan sempatisi ile kurtarmayi becerdi.
Sonra oturdugum cafe'de bir yandan kahvemi yudumlar, bir yandan da sabahtan kalmis cevizli ekmegimi ufak ufak kemirirken, okumaya calistigim kitaptan kafami kaldirdim ve 45'lerinde, yine ikinci baharinda bir cifti gordum karsi masamda. Kadin yasina gore genc gosterse de erkek doktugu saclarindan kendini ele veriyor. Kadin surekli konusuyor, mimik ve jestlerinden icindeki genc kizi disa vurdugu belli oluyor. Erkekse daha utangac, omuzlari hafif one cokmus, dik durmaktansa sirtina bir kavis vermis, ayaklarini kirmis... Belli ki cok rahat degil.
Kendimi bu asklari analize vermisken, birden dukkanin kapisindan, sirtinda bir kocaman naylon poset dolusu bayatlamis "bagel" oldugu halde, topallayan, yasli bir adam cikiyor. Uzerinde her tarafinda ABD bayragindaki mavi zemin uzerine beyaz yildiz ve kirmizi cizgilerin oldugu, bir de kel kartal resmi yerlestirilmis bir t-shirt, altinda kot pantalon var. Topallamasi cok bariz, saclari ak, yuzu kirismis.
Elimdeki kitap bir Hak asiginin omru boyunca verdigi mucadelenin meyvasi olan kitaplarini daha iyi analiz etme ve anlama uzerine. Bir cogunu anlamadigim sosyoloji terimleri ile bezenmis. Bir yandan okurken bir yandan da i-phone ile kelimelerin anlamlarini google ediyorum.
Ask diyorum, farkli farkli sekilleri ile cikiyor karsima. Kimisinde, ikinci bahar da olsa bir cosku, bir mutluluk; kimisinde milletine kuvvetli bir aidiyet hissi; kimisinde de butun alemi anlama, anlamlandirma, "ontolojisine" bir "tecessus", alemdeki her seyin kendisinde birlestigi ve anlam kazandigi Tanri'ya olan saf ve derin bir baglilik...
Cevizli ekmegim bitiyor, sogumus kahvem de ardi sira... Gozluklerimi cikarip kendimi kitaba vermeye calisiyorum.
Oncelikle ayni sirkette calistigim, yillar once ilk esinden ayrildigini bildigim bir elemani gordum "girlfriend"i ile birlikte. Anlam veremedim. Aliskin oldugum bir durum da degil. Yanindaki bayana nasil davranmam gerektigi konusunda hic bir fikrim yok. Klasik reflexim: nasil davranacagimi bilmedigim insanlara karsi kayitsiz kalmak, bir sekilde onlari gormezden gelmek, tepkisiz kalmak. Daha once benzeri bir durumda, kendisinden daha genc bir cocukla cikan bir kiza "aaa kardes misiniz?" diye sorarak kocaman bir gaf islemistim, ustelik kizin dogum gunuydu. Neyse, kadincagiz beni icinde bulundugum kaostan sempatisi ile kurtarmayi becerdi.
Sonra oturdugum cafe'de bir yandan kahvemi yudumlar, bir yandan da sabahtan kalmis cevizli ekmegimi ufak ufak kemirirken, okumaya calistigim kitaptan kafami kaldirdim ve 45'lerinde, yine ikinci baharinda bir cifti gordum karsi masamda. Kadin yasina gore genc gosterse de erkek doktugu saclarindan kendini ele veriyor. Kadin surekli konusuyor, mimik ve jestlerinden icindeki genc kizi disa vurdugu belli oluyor. Erkekse daha utangac, omuzlari hafif one cokmus, dik durmaktansa sirtina bir kavis vermis, ayaklarini kirmis... Belli ki cok rahat degil.
Kendimi bu asklari analize vermisken, birden dukkanin kapisindan, sirtinda bir kocaman naylon poset dolusu bayatlamis "bagel" oldugu halde, topallayan, yasli bir adam cikiyor. Uzerinde her tarafinda ABD bayragindaki mavi zemin uzerine beyaz yildiz ve kirmizi cizgilerin oldugu, bir de kel kartal resmi yerlestirilmis bir t-shirt, altinda kot pantalon var. Topallamasi cok bariz, saclari ak, yuzu kirismis.
Elimdeki kitap bir Hak asiginin omru boyunca verdigi mucadelenin meyvasi olan kitaplarini daha iyi analiz etme ve anlama uzerine. Bir cogunu anlamadigim sosyoloji terimleri ile bezenmis. Bir yandan okurken bir yandan da i-phone ile kelimelerin anlamlarini google ediyorum.
Ask diyorum, farkli farkli sekilleri ile cikiyor karsima. Kimisinde, ikinci bahar da olsa bir cosku, bir mutluluk; kimisinde milletine kuvvetli bir aidiyet hissi; kimisinde de butun alemi anlama, anlamlandirma, "ontolojisine" bir "tecessus", alemdeki her seyin kendisinde birlestigi ve anlam kazandigi Tanri'ya olan saf ve derin bir baglilik...
Cevizli ekmegim bitiyor, sogumus kahvem de ardi sira... Gozluklerimi cikarip kendimi kitaba vermeye calisiyorum.
Saturday, June 5, 2010
Kalem vs Kilic
Kalem mi kilictan keskindir, yoksa kilic mi kalemden keskindir bilemem... Amma bir gercek vardir ki ikisi de can yakar kolaylikla.
Her zaman degil elbette; kendisini kavrayan eli yonlendiren niyet ve irade yakar canlari aslinda. Eh, o niyet ve iradeyi belirleyen de akil ve kalp...
Haliyle, hani bazen akli ya da kalbi bir anda ve derinden etkileyen bir durumla karsi karsiya kalindiginda, ya da oyle bir iklimde yol alirken karsimiza beklemedigimiz bir sey ciktinda, elimizdeki kilici sallamaya ya da kalemi oynatmaya baslamadan evvel, biraz dusunmek, hatta etraflica dusunmek, her seyi kili kirk yararcasina analiz etmek, sebepleri ve sonuclari gozden gecirmek, alternatif yollar acmaya calismak, yeniden dusunmek, hepsinden sonra fiili gerceklestirmek gerek...
Kalem de, kilic da cok keskin demistik... Bir baskasini, bir baskasindan dolayi da kendi kendimizi yaralamak cok kolay... Cok yaptim, artik iyi biliyorum. Bir kelam etmeden kafadan kirk kelam gecirmek, laf agzi terk etmeden evvel bir kez daha dusunup gerekliligini sorgulamak, degilse de susup sabredebilmeyi bilmek gerek.
Gunun birinde kalbin en derinlerinden bir "ah keske!" dememek icin... Zira "ah keske!" dendiginde, hemen ahirinde bir ozur icin cok gec kalinmis, ozrun muhatabi coktan alip basini gitmis olabilir...
Her zaman degil elbette; kendisini kavrayan eli yonlendiren niyet ve irade yakar canlari aslinda. Eh, o niyet ve iradeyi belirleyen de akil ve kalp...
Haliyle, hani bazen akli ya da kalbi bir anda ve derinden etkileyen bir durumla karsi karsiya kalindiginda, ya da oyle bir iklimde yol alirken karsimiza beklemedigimiz bir sey ciktinda, elimizdeki kilici sallamaya ya da kalemi oynatmaya baslamadan evvel, biraz dusunmek, hatta etraflica dusunmek, her seyi kili kirk yararcasina analiz etmek, sebepleri ve sonuclari gozden gecirmek, alternatif yollar acmaya calismak, yeniden dusunmek, hepsinden sonra fiili gerceklestirmek gerek...
Kalem de, kilic da cok keskin demistik... Bir baskasini, bir baskasindan dolayi da kendi kendimizi yaralamak cok kolay... Cok yaptim, artik iyi biliyorum. Bir kelam etmeden kafadan kirk kelam gecirmek, laf agzi terk etmeden evvel bir kez daha dusunup gerekliligini sorgulamak, degilse de susup sabredebilmeyi bilmek gerek.
Gunun birinde kalbin en derinlerinden bir "ah keske!" dememek icin... Zira "ah keske!" dendiginde, hemen ahirinde bir ozur icin cok gec kalinmis, ozrun muhatabi coktan alip basini gitmis olabilir...
Tuesday, June 1, 2010
Mavi Marmara
Bir kac gundur oldurulen ve geride kalan insanlarin drami bir yana, hani cok cok geride kalan insanlara hayret etmekle mesgulugm.
Fi tarihinde emperyalizme karsi, ezilen halklarla omuz omuza gorunen insanlarin bugun nasil da emperyalizmle omuz omuza, ezilen halklara karsi; agizlarindan kopukler saca saca, midelerinden konustuklarina sahit oluyorum.
Hic mi vicdan kalmamistir su insanlarda? Sadece dini kimliklerinden oturu baska insanlarin oldurulmelerine alkis tutan insanlar kendi aramizda da olabilir mi? Olabilir elbet!
Hani "kalbi muhurlenmisler" geldi aklima... Komur karasi kalbimde su gunlerde bir iki atma hissedebilmek tek tesellim... Ya hepten "otekiler" gibi olaydim?
Fi tarihinde emperyalizme karsi, ezilen halklarla omuz omuza gorunen insanlarin bugun nasil da emperyalizmle omuz omuza, ezilen halklara karsi; agizlarindan kopukler saca saca, midelerinden konustuklarina sahit oluyorum.
Hic mi vicdan kalmamistir su insanlarda? Sadece dini kimliklerinden oturu baska insanlarin oldurulmelerine alkis tutan insanlar kendi aramizda da olabilir mi? Olabilir elbet!
Hani "kalbi muhurlenmisler" geldi aklima... Komur karasi kalbimde su gunlerde bir iki atma hissedebilmek tek tesellim... Ya hepten "otekiler" gibi olaydim?
Subscribe to:
Posts (Atom)

