Friday, July 30, 2010

Bond, James Bond...

Bugun Military Counter Intelligence Departmaninda yillarca calismis ama pek de intelligent imaji vermeyen yasli bir bira-keshle tanistim. Ajan filmlerinde olan seylerin %90'i gercegi yansitmaz diyor. En cok Bond serisinin Sean Connery ile cekilen bolumlerini severmis. Gercege yakinlar, ama o iki saate sigdirilan aksiyonu sen meslekte ancak 20 seneden yasarsin diyor. Vaktin %95'i rapor yazmakla gecermis. Bu isin icine gireceksen rapor yazmayi seveceksin diyor.

Isim olmaz be dayi...

Thursday, July 29, 2010

Tillo

"Amerika'yi gezdigimiz kadar gezmemisizdir Turkiye'yi" dedi Hasan Abi. Ilhami abi de ekledi: "Gidip gormelisiniz Tillo'yu, Bitlis'i, Siirt'i... Oyle guzel yerler!" Abdurrahim Abi, askerligini Kars'ta yapmis: "Kars, Artvin, oyle degisik yerler ki... Gidip goreceksin, burda anlatmakla olmaz. O ne dogadir arkadas, sen ne diyosun!" O sirada bencileyin tepeleme erimis peynirin uzerine mantar ve kozlenmis kirmizi biberle donanmis Sicilya pizzasini soluk almaksizin mideye indirmekle mesguldum.

Turkiye'de gordugum en dogu nokta neresi? Ankara'da universitenin dorduncu senesine baslarken, arkadaslarla bir J9'a dolusup Ilgaz Dagi'na piknige gitmistik . Yol uzerinde sanirim Cankiri'yi gorduk. Denizli'nin bir kasabasindan daha buyuk, daha satafatli gorunmemisti. Hatta bizim evin arka taraflarindaki, cocuklari ile ayni ilk okula gitmedigim gariban mahalleleri hatirlatiyodu.

Gun olur da memlekete kesin donus yaparsam bir gun, kafami ve kamerami alip gitmek lazim doguya. Biraz gezmek, biraz yemek, biraz konusmak, insanlari dinlemek... Sonra daha doguya, daha guneye inmek... Tarihten de eski topraklari ve insanlarini tanimak.

Sanirim hayatini bir koltugun uzerinde kic ustu oturup gazetenin pazar ilavesini okuyarak, gunluk mac sonuclarina bakarken bir yandan da oglunun basini oksayarak gecirecek "domestik" mizacli bir insan degilim.

Tuesday, July 27, 2010

Hakim

Hakim bana sordu: " Bakaya kaldigin donemlerden dolayi Silahli Kuvvetlerin ugramis olabilecegi zararlari odemeyi kabul ediyor musun?"

Beklemedigim bir soru. Avukatima dondum, basi yerde. Bir kac saniye gecti. Basini iki yana salladi. Hakime dondum ve "Hayir" dedim. Hakim basini "zaten senden baska ne beklenirdi" der gibi onune egerek beni azarlamaya kaldigi yerden devam etti, ben de parmaklarimi sinirli sinirli onumdeki trabzana vurmaya...

O saga sola sayip sovedursun, ben dusundum. Hangi ordu, hangi zarar, hangi savas?

Bir kac gun once otobuste "Nefes, Vatan Sagolsun!" izlemis, bir ara gaza gelmistim. Sonra aklima filler ve cimen geldi.

Hayir, kimseye guvenesim yok. Askerlerin halini merak ediyorum. Nasil bir tedirginlik icindeler?

Wednesday, July 21, 2010

Tuesday, July 20, 2010

Ben yok siz Turkler'i anlamak...

Evet, siz Turkler'i anlamiyorum ben. Siz de beni anlamiyosunuz zaten. Oyle anlasamadan yasayip gitmek istiyorum. Ama kendi ulkenizde bana rahat vermiyosunuz. Sizden gibiyim ya, kendinizden bilmek, kendiniz gibi yapmak, kendi yolunuza dahil etmek istiyosunuz. Hayir, ben siz degilim. Sizin gibi olmak niyetinde de degilim. Ben benim, siz de sizsiniz. Oyle kalalim... Birbirimizin kimliklerine saygi duyalim.

The High Road - Broken Bells

Olum olum nedir ki gulum, ben seni istatistik olarak bilmisim...

Ihsan Dagi'nin asagida linki verilen yazisi okumaya deger... Hatta okuyun derim.

Yazarlar - İHSAN DAĞI - Böyle bir ordu PKK'yı yenebilir mi?

Gun gecmiyor ki yeni bir baskin, yeni bir kac sehit haberi gelmesin. Guneydogu'daki karakollar baskin uzerine baskin yemekle mesgul. Bu karakollarin sorumlusu generaller gece basinca yataklarina rahatlikla mi giderler bilmem, ama sabah kalkip da ise rahatca gelebildiklerini saniyorum.

Wednesday, July 14, 2010

Yazilasi

Yazilasi cok sey var... Sucun kokusu, gecenin kasveti, parmakliklarin cilesi, "Burasi Hilton mu lan?", hayatimda yedigim en uzun durum, baslik parasi denklestirmek icin kodese dusen 16 yasindaki Afgan cocuk, Nijeryali sahtekar, kader kurbani Suha, oteli yanan yatirimci, 500 kacak canta ile yakalanan baba-ogul, "sutyeni eksik" sivil polis, sigara kokusu, tuvalet kokusu, kasvetin kokusu, sigarasi bitmeyen Litvanyali, yattigi yerden kalkmayan Iranli, sicak, kasvet, daha cok sigara kokusu, daha cok sicak, daralti, cikmak, icimde biriken her seyi iki gun boyunca cikarmak...

Sonra saskinlik, sanssizlik, Izmir, yordamsizlik, kent soylu kentliler vs kir soylu kentliler ve sehirler, sicak, daha cok sicak, toz, gez, kaybet, bul, yeniden gez de gez...

Yine kir soylu kentliler, beni sasirtan haller, mahkeme salonu, sanik locasi, heyecan, panik, daha cok heyecan, saskinlik...

Izmir, hindi gibi dusunmek, bir adim atmak, yine dusunmek, yine dusunmek...

Evim evim, var mi senin gibi... Hele ki bisikletlerim...

Her biri uzerine neler yazilir.

Tuesday, July 13, 2010

Memleket

Insan memleketine geldiginde kendini bir emin, rahat hisseder; toprakla, tasla, havayla kendi arasinda bir bag oldugunu tahayyul eder; ilginctir cevresini kendinden, kendini cevresinden bilir. Bir nevi bir butunun ayri gayri dusmus iki yarisi, yeniden bir araya gelmis gibidir.

Lakin bencileyin bunu artik kutugume memleket islenmis Denizli'de degil de memleket belledigim Pittsburgh'da hissediyorum. Daha Boston'a inip de gumruk polisi ile karsi karsiya geldigimde iliklerime kadar bir sicaklik kapladi. Isimizi cabukcana bitirip adamcagizla sohbet ettik uzun zamandir tanisan iki insan misali.

Ben ki geldigim ilk 2 sene kol saatlerini ABD'ye gore ayarlama geregi bile duymamis bir insan iken, ABD vatandasi olmayi hic bu kadar istememistim...