Thursday, December 15, 2011

PINK

Bugun spor merkezinde gorduklerimden sonra PINK'in sadece Large ve uzeri bedenler icin uretim yaptigina ciddi ciddi inandim.

Ey kadinlar, erkek milletinden size bir tavsiyedir: Eger Vickie's kataloglarindaki modellerle kendi aranizda gorsel bir baginti kuramiyorsaniz, PINK'ten filan da uzak durun; ya da elalemin icinde giymeyin. Cidden de gosterdigini zannettiginiz gibi gostermiyo o kiyafetler sizleri.

Midesi kaldiran var, kaldirmayan var...

Sunday, December 11, 2011

Kadinlar - Erkekler

Bir zaman once dusundugum bir soru vardi... Ne kadinsidir? Ya da (tercihen) kadinlar tarafindan kullanilan (ya da giyilen, takip takistirilan) bir cismin kadinsi oldugunu, ondan daha ziyade disi baglamda seksi oldugunu ne belirler? Ya da seksi olmanin bir de iletisim/eril degerlendirme yani oldugu goz onune alinirsa, cinsel cekimin objeler uzerindeki iz dusumu, belirleyici ortak yonleri, bir baska deyisle eril cinsiyetle iletisimi kuran ortak dili nedir? Bunun erkekler perspektifinde vice versa donusumunu de dusunelim.

Neyse, bu konuda yillar yillar evvel gozume carpan bir detaydan bahsedeyim. Zihinsel engelli insanlarda bazen, bir davranis turunun, mantik suzgecine/degerlendirmesine,toplumsak kaygilara, deger yargilarina takilmadigi icin olabildigince serpildigini ve guclendigini gorebilirsiniz. Denizli'de de oyle bir zihinsel engelli genc dolanirdi Doktorlar Caddesi'nde. Bisikletini bir araba, ya da motor gibi suslemisti. Son zamanlarinda elinde bir el radyosu tutar, bazen dinliyormus gibi, bazen de cep telefonu ile konusurmus gibi yapardi. Halindeki abarttigi noktalar: muktedir olmak, aranan biri olmak (sayginlik alameti olabilir), zenginlik idir. Aslinda bunlari tek potada eritmek mumkun. Bireysel anlamda muktedir olmak... Sayginligi bir sekilde toplum uzerinde sosyal iliskileri kullanarak muktedir olabilmek olarak da cevirebiliriz. Zenginligi de toplumda sosyal iliskileri kullanmadan baskalari uzerinde, somurmeden ve riza dahilinde muktedir olmak olarak da gorebiliriz. Riza haricinde muktedir olmanin oteki adi zorbalik olsa da, zorbaligi cekici bulan karsi cinsin olmadigini da iddia edemeyiz. Bilakis, Turk toplumunda salon erkegi tiplemeleri, ekseriyetle kulhanbeyi tiplemelerin oldugu ortamlarda kaybeden karakterleri canlandirirlar.

Sonuc olarak erkegin cinsel cekim baglaminda one cikarilan, vurgulanan sifatinin "muktedirlik" oldugunu savunalim. Bunun disinda zaten kasi, gozu, uzuvlari filan Allah vergisi. Bunlar uzerinde bireyin cok da bir degistirici, sekillendirici tasarrufu bulunmuyor. Kisinin kendine gosterdigi ozen, sosyal iliskilerde bir kazanim sagladigi surece tercih edilen, altina girilen bir kulfet. Belki de bu yuzden kendini insanlardan izale etmis, onlardan yana beklentisi olmayan bireylerde basit bakim eylemlerinde duzenlilik beklemeyiz (bakiniz akademik cevreler).

Ilginctir, gozlemledigim o ki kadinda da bunun tersi beklenir. Kadinin cinsel cekim icin muktedir gorunme kaygisi yoktur. Kendi akranlarim arasinda iyi universite dereceleri edinen ve kariyer basamaklarini hizli tirmanan bireylerin halen bekar oldugunu goz onune alirsak, muktedir ya da baskin bir kisilik edinen ve bunu cevresine kabul ettiren bireylerin cinsel baglamda itici kactiklarini iddia etmek bile olasi...

Biraz da kadin gorunumune dalalim. Elinize herhangi bir kadin moda dergisini alin. Sayfalari cevirin... Sayfalarda gordukleriniz, "ideal" olarak betimlenen kadin figurune ait siluetler, aksesuarlar olacaktir. Ideal taniminda kadin ve erkek cinsiyetlerinin uzerinde mutlak olmasa da "buyuk oranda" hemfikir olduklari kismi bir anlasma oldugunu gozden cikarmayalim (aksi halde kadini itici bir sekle sokan modanin talep bulamayacagini dusunerek solup yok olabilecegini de iddia edebiliriz). Aksesuar ve giyim malzemelerinin ortak ozelliklerini dusunun. Bu cisimler ile kadinin bir yolda kosmasi, merdivenleri hizla tirmanmasi, alcak da olsa bir duvarin ustunden atlamasini bekler misiniz? Tamam, erkekler de sabah aksam ordu talimine cikmiyor kiyafetleri ile. Lakin "metroseksuel" ve "gay" akimlari haric tutarsak, erkek modasinda erkegin "able" yonunun one cikarildigini, kadin modasinda ise cinsel yok agir bastikca bireylerin "slightly-disabled" hale getirildigini gorebiliriz.

Haliyle dusunuyorum... Erkek giyiminde amac, hareket kabiliyetinden ve dinamizden odun vermeden erkegi enine dogru genisletmek; kadin giyiminde ise onu daha narin, kirilgan ve zayif gostermeye yonelik dikeye dogru bir uzatma gayesi olabilir mi? Bu yonuyle erkegi kadinlarin gozunde daha "koruyucu-kollayici", kadini da erkegin gozunde "daha korumaya muhtac, narin, zayif" gosterme gayreti modanin dogasindaki cinsel cekimi tesvik eden akim olabilir mi? Zira begeninin bir yonu de fark edilmektir ki bunun icinde karsi cinsin fark etmesi de vardir.

Bu konu uzerinde biraz daha dusunmeli.

Monday, December 5, 2011

Bubble

Gecen aksam... Buradaki universitelerin birinde ekonomi ya da isletme bolumlerinde ders veren, zamaninda Turkiye ekonomisi uzerine bazi kurumlara danismanlik yapmis, 2001 krizini onceden gordugunu ve gerekli kisileri uyardigini ama pek kimsenin onu dikkate almadigini ifade eden bir akademisyen ile konusmaktayiz. Ilginc, daha once 2001 krizini zamaninda ongoren tek kisinin Vural Akisik oldugunu saniyordum.

Neyse, "Turkiye'de yeni bir bubble olusuyor, dikkatli olun" diyor. Sordum, acar misiniz diye. Emlak piyasasindan bahsetti. "Asiri miktarda emlak uretilmeye baslandi ve satis rakamlari mantik dairesinin disina tasmaya basladi" diyor. Yanimdaki arkadas, "bir bubble'in olusmaya basladigini nasil anlarsiniz" diyor. "Sehirde yukselen insaat vinclerine bakarim" diyor. "Dubai'de oyleydi!"

Isin uzerinde biraz konusuyoruz. Bubble nasil olusabilir?

Yeni yapilan sitelerde, temel oncesi katilimcalara %10'larin uzerinde indirim saglandigi soyleniyor. Insaat bitiminde ise nominal fiyat uzerinden %10-20'lere varan marjinler ile satis yapiliyor. Bir kac sene (insaat suresince) parayi gomebilecek bir insan, kisa surede %30 kar elde edebiliyor. Bu avantaji gorup de sektore atilanlar da, bubble'i besliyorlar.

Friday, December 2, 2011

Monday, November 21, 2011

Boyd

Pattie Boyd... Bir zamanlar cumle alemin pesinde kostugu, dunyalar guzeli, Ingiliz bir modelmis. 20 yasinda George Harrison ile tanisip evlenmis. Eric Clapton, yakin arkadasinin esi olmasina ragmen, gonlunu kaptirdigi Pattie icin "Layla" sarkisini yapmis. O zaman Clapton icine kapanik, halim selim bir muzisyenmis. Derken gun gelmis, Harrison'dan ayrilip Clapton ile evlenmis. Ama onunla da olmamis, ayrilik yakasini birakmamis. Ne Harrison kalmis, ne Pattie'nin dillere destan guzelligi. Clapton hala "Layla" ve kendisi adina yapilmis bir baska muhtesem sarki "Wonderful tonight"i soylermis dinleyen gonullere.




Monday, November 7, 2011

Moda

Bir beyinden gecmesi, veyahut gelgit aninda gecmeyesi mumkun bir monolog...

-Modayi takip ediyorum...
-Son moda giyiniyorum, ustelik stilim de var.
-Tuketiyorum, uretmeden tuketiyorum.
-Var oldukca tuketiyorum,
-Tukettikce de var oluyorum.
-Saldim aklimin melekelerini, ruhum desen hepten fora
-Varligimin tek kaynagi, tek sonucu, tek disavurumu, tek derinligi tuketim.
-Evet evet, tuketemezsem ben bir hicim.
-Hmmm belki de bu yuzden, tuketemeyen Afrikali benim icin bir "hic"ten ibaret...


Thursday, November 3, 2011

Tuesday, October 11, 2011

Tuesday, October 4, 2011

Up in the air

hayata bakisimi degistiren filmlerden biriydi... yine kulagima farkli seyler fisildiyor.

diyor ki, belki esine baglanabilirsin; ama isin nankordur, baglanmaya degmez. yillarini ver ama nereye kadar? en nihayetinde sen onu satmazsan bile o seni satacak. haliyle? madem ki kader mutlak... one cekip biraz zevkini surmek lazim... gibi gibi... mi?

Thursday, August 18, 2011

Ege kemigi...

Kadinlari anladigimi, ya da anlayabilecegimi sanirdim. Vaktiyle tanidigim bilge bir kisi kadinlarin dusunce mekanizmalarinin biz erkeklerinkinden cok daha farkli claistigindan bahsetmisti. Hakliymis... Kadinlarin kafasi biz erkeklerinkinden cok daha farkli calisiyo. Hani su ege kemigi mevzuu dogru olabilir mi diye dusunmedim degil bugun....


Monday, July 25, 2011

Amy

Amy Winehouse ardindan yazilan seylerin cogunu takip etmemisimdir. Yazilanlar pek de umrumda degil aslinda. Hayatini, onu degerlendirisini, problemlerini tartisacak degilim. Yaptigi secimlerin kendisini goturdugu yerde simdi. Onlari tartismak, Amy'nin kendisini kritize etmek olur; haddime degil. Amy'nin beni ilgilendiren yani muzigi... Severdim, hos, farkli, renkli bir tadi vardi.

Ardindan yazilan yazilardan biri ilgimi cekti. Internet aleminin acimasiz coplugunda ziyan olup gitsin istemedim. Aldim asagiya kopyaladim... Ilginize efenim.

People are complex creatures. We can actually feel sorrow for more than one tragedy. What happened in Norway is horrifying, unpredictable and profoundly heartbreaking. Amy Winehouse's death isn't so much about how she died, because anyone who followed her knew exactly how her trip was going to end. It is more about what could have been, what else she could have contributed to the music world. It's feeling some sort of compassion for her soul to be at peace.


Saturday, June 25, 2011

Restoran...

Eger bir mekanda shef sundugu yemegin kalitesini ve goruntusunu umursamiyorsa...

mekan hapi yutmus demektir...

Ramsay de aynisini soylerdi, ama benim kadar yalin sekilde soylemezdi...

Thursday, June 23, 2011

3 Maymun

Dun aksam 8 kusur senelik ABD hayatimda bir ilke daha sahit oldum: Bir Turk filmi, bir TV kanalinda oynadi: Sundance channel'da... Cok izlenilen bir kanal degil, aksine ABD harici sinemalardan ornekler verdigi, filmler de alt yazili oldugu icin izleyeni az.

Film, Nuri Bilge Ceylan'in 3 Maymun filmi...

Yer yer sIkIldim, film inanilmaz bayik. Sahneler kopuk... Goruntu uzerine kasan yonetmen diger ogeleri sallamis. Soyle:

Bir sanat eseri en nihayetinde bir fikrin yaninda bir duyguyu da isler, paketler ve sunar... Degil mi? Sinema, hikayeyi isleme ve izleyiciye bir seyler aktarma noktasinda cok genis imkanlar sunan bir alan. Is sadece goruntu ve senaryo degil; mekan, isik, makyaj, olaylarin islenisi ve iliskilendirilmesi ve bunlarin yaninda cok onemli bir oge: Muzik!

Muzik icin diyebilirim ki "ruhun kelimeleri..." Ruhun dile getiremedigimiz, bilincimizde farkindaliga kadar bile cikamayan dalgalanmalarinin ileti baglaminda aldigi form... Bir insani istediginiz bir ruh haline sokmak ya da icinde bulundugunuz ruh halini hissedebilmesini saglamanin belki de tek yolu... Haliyle...

Filmde, "Of Aman Nalan" oldugunu zannettigim bir solistin, bbas roldeki bayan oyuncunun cep telefonunda calan parcasindan baska bir muzik ya da melodi yoktu. Oysa olmasi gerekmez miydi? Filmde oyuncularin ruh halini anlatabilmek icin burnunun dibine kamerasini sokup saniyelerce ceken ve filme ekleyen yonetmen neden bir muzikle vermek istedigini desteklemez?

Inaniyorum ki film iyi bir muzik danismaninin calismasi ile cok daha harika bir seye donusebilirdi. Ben begenmedim, filmi de Nuri Bilge Ceylan'in yonetmenligini de...

Saturday, June 18, 2011

Filmler...

Aksam aksam bir kac filme takildim. Biri Mercy (2009)... Anlatmayayim, tavsiye edeyim. Ikincisi de "Lies & Alibis" (2006). Zevkli, akip giden, iyi kurgulanmis bir komedi-macera... Tavsiye edilir.

Wednesday, June 15, 2011

Gunun sorusu...

Gunun sorusu... U2 konserine gitmeye deger mi? Bilet fiyati $160 civari...

Sunday, June 5, 2011

fotograf

S.. ile fotograf cekmeye gittigimiz gun basima bunun gelecegini bilmiyordum. 3.5 saatlik cekimin ardindan onun olusturdugu fotografi gordum ve o gun bu gundur fotograf cekesim yok. Bugun "three rivers art festival" varmis ve cok sevdigim "pittsburgh senfoni orkestrasi" da 35 senedir ilk defa bir acik hava konseri veriyormus (radyodan yanlis anlamadiysam). Konser mekani yolumun ustunde olmasina ragmen gitmek istemedim. Bir kac fotograf da cekebilirim diye dusundum, makinem yanimdaydi. Elim varmadi...

Ne oldu ki bana? Ilham perilerimi mi kaybettim? Asker anilarimi da yazmadim...

Friday, May 20, 2011

Kusmek

'Bir dost beklememek, bir dost istememek, her şeyi inkâr etmek bana öyle tabii geliyor ki burada'....Daha ötesine gerek yok.

...küsmek yaşantı geçmişi taşımalıydı değil mi? Geleceğe doğru küsemiyordu insan. Küsmek bir tecrübe eylemiydi. Yaşamak insana başka bir yolu gösteriyordu. Birbirlerini hiç tanımayan iki adamın küsmesinden bahsedemiyorduk. Aralarında manevi bağ kurulmamış kişiler arasında da öyle. Hatta küsmeyi bir denklik eşitlik ilkesi diye algılamış olmalıyız ki; 'tavşan dağa küsmüş de dağın haberi olmamış' bile demişiz. 'Ya dağ tavşana küserse' diye sormamış ne yazık ki kimseler. Öyle ya, varmadığımız, çalmadığımız kapının küsüklü olmasından bize ne? İsterse bir ömür küsüklü kalsın o kapı, çürüsün. Biz o kapıyı çalmadıktan sonra küsmenin ne hükmü kalır? Değer verme anlamı taşımaz mı bu bakımdan küsmek? İnsan değer verdiğine küsmez mi? Değeri, yeniden gözden geçirme eylemi değil mi bu açıdan? Hem bazen ben kendime değer vermediğimden mi küsmüş buluyorum kendime? Kendime küssem kendimin haberi olmuyor mu bazen yoksa? Küsüklü kalsam da benden başka kapıyı çalacak var mı? Ya sizin, herkesin... Şu küsme. Karışık mesele.

Saglik...

21 gunluk askerligin ardindan gecen 4 haftanin sonunda hala cigerlerimden garip garip seyler geliyo...

Bu noktaya 2 rontgen filmi, bir kontrastli rontgen, 1 kan tahlili, 4 kutu augmentin, 2 kutu rovamycin, 10 adet penisilin ignesi, adini hatirlayamadigim 2 kutu surup, bir yigin antihistaminikten sonra gelebildim...

Basari sayilabilir mi? Bilmem... Gecende mudurlerimden biri zaturre olup olmadigimi sordu.

Sunday, May 8, 2011

Askerlik

Askere gittik, geldik... Solak oldugumu ogrenmem disinda bir ise yaradi mi? Biraz kilo vermisim, belki ona yaradi. Onun disinda goturusu getirisini kat be kat gecti... Gunlerdir oksurmekteyim. Bu temmuza kadar toparlarlamayi umuyorum cigerlerimi.

Yazilasi cok sey var, ayri bir yerde yazayim ki bizden sonrakiler nelere maruz kalacaklarini bilsinler istiyorum. Bir yandan da biliyorum ki nereye yazsam bir yerden adima ulasilacak. Askeriye bu, diklenmeye gelmez...

Bir yer bulmak lazim... Yazmak lazim. Belki bir seyler degisir umidi ile yazmak lazim.

Sunday, March 27, 2011

Askere giderikene

Bugun itibari ile askerde cok lazim olacak seylerden ikisini, 5 cift kulak tipasi ile 6 cift kara renkli pamuklu corabi aldim. Tekstil urunleri ne yazik ki pamuk cenneti guzel ulkemde daha pahali... Geriye neler kaldi? 2 adet siyah renk pilot kalem, 1 adet not defteri, tabanlar vurmasin diye tabanlik, yesil renk atlet, tirnak makasi, jilet, sabun (antibakteriyel olacak), sabunlanma kesesi, lastik terlik, eski bir cift ayakkabi, dikis seti, havlu... Bu listenin sonu yok mu?

Saturday, March 26, 2011

Murekkep Yalamak

Evvel zaman icinde kalbur saman icinde, pireler berber iken, develer tellal iken, henuz tukenmez kalem icad edilmezden yilar yillar evvel, Anadolu'nun pek cok kosesinde ve hatta Istanbul'da, hattatlar abanoz uclu kamis kalemlerini ozel islenmis kagitlarinin uzerinde gicirdatir, birbirinden guzel hat tablolari cikartirlarmis. Tabii hat sanatinda bir yerlere bir anda gelinmezmis. Bir harf uzerine hocalari ile gunlerce mesk eden talebeler yanlis yaptiklarinda, yazdiklarini silmek icin kagidi yalarlarmis. Evet, yalarlarmis. Baska turlu cikmazmis zira murekkep. Kagit, yumurta ve nisasta ile muamele edildigi, murekkep ise yagli kandillerden yukselen isin toplanmasi ile elde icin, bu is aslinda cok da garip sayilmazmis. Neyse, "murekkep yalamak" tabiri iste boyle boyle ortaya cikmis...


Monday, March 21, 2011

5lik

hafta basladi
hafta bitti
ohoy bir ay daha gecmis
yil desen, kim takar?
omurden gun eksiltiyoruz

Evlenmemek ve bekarlik hayati...

Bir sebepten, yatagimin altina destek yaptigim (gece vakti tahtalar yerinden oynayip da yatagim cokmesin diye) Hasan Caliskan'in "Evlilik ve Aile Hayati" kitabini tekrar elime aldim.

Bu kitabi okuyan bir insanin evlenebilmesi olasi degil. Hani belki gozunu karartir evlenir, ondan sonra ne kadar evli kalir orasi mechul...

Ya da bana ters... Eh, benim de cok duz oldugum soylenemez...

Thursday, March 17, 2011

Degisim

Efenim, su aralar askere gitmeye hazirlaniyorum. Isi fiiliyata dokmus degilim henuz. Sadece askere gidenlerin yazdiklari bloglari okuyorum. Eh, kafayi hazirlamak kendini hazirlamanin yarisi...

Bizi omuzlar uzerinde askere ugurlayan olmayacak. Bunu tahmin etmistim yillar evvelinden zaten. Kilomdan dolayi degil, tahmin etmistim iste. Her 3-4 senede bir mekan degistiren bir insanin cevresini elbette yosun tutmuyor.

Bakalim, hayat degisimlere gebe. Biz de 21 gun askerde yeterince dusunecek, tasinacak ve kasinacak zaman bulabilecegimi saniyorum...


Sunday, March 13, 2011

Saklaban

Dilimizde bir kelime var: Saklaban... TDK sozlugunde bu kelimenin aciklamasi soyle verilmis: "Basit şakalar yaparak herkesi güldüren, şakacı kimse."

Kucuklukten beri ciddi bir insan olmadigim, beni bilenlerin bildigi bir gercek. Kucukken sahne deneyimi yasamisligim da var... Amerikanyalar'da bir kac kere sunuculuk deneyimim de oldu ve "kazik kadar adam" sifatina nail olup da soze espri karistirabilen nadir Turkler'den biri oldugum icin bir kac kere iltifat da edindim. Amma, gecenlerde bana yoneltilen "Turkler arasi bir program yapiyoruz, gelip de konuklari biraz eglendirebilir misiniz?" teklifi bana ciddi bir sok yasatti. Kendimi bir anda "saklaban" gibi hissettim.

Yok anacim yok, Turk insanini anlamiyorum. Onlar da zaten beni anlamiyo...



Wednesday, March 9, 2011

Dilenci

Gece vakti olmaya az kalmis, hafif yagmur ciliyor; yerler islak... Hava cok soguk degil, disarida biraz yurumek istiyorum. Oakland her zamankinden bos, ogrenciler bahar tatilini firsat bilip bir yerlere kacmis. Sagda solda bir kac Cinli yuksek lisans ogrencisi, zenciler bile kaldirimlardan cekilmis.

Derken bir dilenci gorunuyor kose basinda. Elinde bir kahve ya da mesrubat bardagi, beyazlamis kivircik saclari kabarik ve dagilmis, yuzu kirisik ve kir icinde. Yanimdan gecmeden az evvel pantalonunu duzeltiyor. Aramizdaki mesafe azalip da goz goze geldigimizde elindeki bardagi uzatip para isteyecegini saniyorum, ama yapmiyor. Beni gormezden geliyor... Ilk defa bir dilenci beni gormezden geliyor! Olamaz!

Hayir dilenci... Aramizdaki ismi koyulmamis, yaziya dokulmemis, meclislerde oylanmamis kurallar geregi senin beni gormen, benimse seni gormezden gelmem gerekirdi. Benim varligim, seninse sifatin bu iliskiye bagliydi. Ama sen beni gormezden geldin, bense saskin bakislarimla senin dilenen bakislarini aradim.

Dilenci, beni hem sasirttin, hem de gecemi berbat ettin.


Wednesday, March 2, 2011

Monday, February 21, 2011

Stalker


Filmler hayatin "what if" sorgulari, bazen simulasyonlari... Film yapimcilari da kafamizin icine soru tohumlari serpen ciftciler... Umarim topragimiz verimlidir...

Seyrettikten sonra kafamda yiginla soru isareti kalan, pek cok seyi yerine oturtamadigim, goruntulerin ve seslerin muhtesem oldugu, etkileyici bir film...

"Turgut Beyamca"

Turgut Beyamca'yi severdim. Isminin sonuna "Beyamca" lafini ekleyen de bendim zaten. Zimba gibi, adam gibi adamdi. Hayatini bir kac kitaba aktarmis, son kitabini da gecenlerde bitirmisti. Bu kitabinin hayatinin bir ozeti, son bir meyvesi oldugunu, bu kitabi bitirmeyi her seyden cok istedigini nedense biliyordum.

Bitirdi, bir kac hafta sonra da hayata veda etti. Kimseye ses seda etmeden... Facebook'ta gulumseyen bir resmi kalmis...

Hey gidi hey... Turgut Beyamca... Hayati dert etmeyen, her zorlugu ezip gecen, yuzunden gulumsemesi eksik olmayan bir adamdin... Mekanin cennet olsun.

Thursday, February 10, 2011

Someone is hijacking Egypt's Revolution

Evet, birileri Misir'in devrimini rehine aliyor gibi. Bati kaynakli medya, gosterileri "Bir diktatorden kurtulma gayreti"ne indirgemis durumda. En demokrati da boyle... (oteki uctan bahsedemiycem, zira FOX News filan seyretmiyorum. Yalniz duyduguma gore Fox'un savas cigirtkani Glenn Beck, Muslumanlar kalkindi, bize hucum etmeye geliyorlar diye milleti galeyana getirme gayretindeymis) Hal boyle olunca "Mubarek koltugundan inince" halkin gayreti amacina ulasmis, isler rayina oturmus gibi bir lansman yapilacak. Haliyle Misir halki ve Ortadogu'da devrimini bekleyen pek cok insan icin degisen tek sey bir surat, bir isim olacak. Yine secimler tek adayin %90 ve uzerinde oy aldigi maskaraliklar olarak duzenlenecek. Bati basininin bunca gayretin gercek amacini anlatmaya ve aktarmaya niyeti yok. Insanlarin, ornegini Turkiye'de gordukleri ve imrendikleri bir demokrasiye ulasmak, insanca yasam kosullarina ulasmak icin sokaklara dokulduklerini umursadiklari yok.

Umarim Misir halki amacina ulasir. Ardindan da Ortadogu'nun diger halklari birer birer hurriyetlerine ulasirlar. Umarim Ortadogu, kendisi icin kesilip bicilen dar bir abanin icine sigmak icin eziyet cekmekten kurtulur ve kendi kaderini kendisi tayin eder.

Wednesday, February 9, 2011

Tuesday, February 8, 2011

Yerimi bilirsem...

Gunun birinde evlenir, evin reisi, pijamali, terlikli, robdosambirli bir baba figurunu canlandirabilirsem; hatta o kadar beklemeye de gerek yok, hemen imzayi atar atmaz diyelim, internetle olan tum bagimi koparicam. Evde oturmak, kagittan gazete okumak, eline bulasan kara murekkep lekesinin sabunla akip gitmesini izlemek ne guzel...

Friday, January 28, 2011

Tuesday, January 25, 2011

Syracuse

Bu aksam Syracuse'da sabahliyorum. Upstate New York'a ilk gelisim. Hep kar haberlerini alirdik, geldim kar gordum.

In the middle of nowhere tanimina uyan bir yer. Umarim geri donusum sorunsuz olur diyorum ama yarin buralara bir buz ve kar firtinasinin gelecegini, aktarmam olan Philadelphia havaalaninda saatler suren rotarlarla bogusacagimizi biliyorum. Haliyle kendi kendime soruyorum: Ne isin var lan burda?

Elimde Ihsan Oktay Anar'in Puslu Kitalar Atlasi var. Belki firsat bu firsat onu bitiririm.

Ask... Evvel zaman icinde kalbur saman icinde, antidepresanlar yuvarlarken kendisini taniyip da "iste asik olunacak kadin budur" dedigim bir yazar gizli detaylarda. Onun da bir basyapiti ayni donemlerde yazilmis....

Oyle iste...

Monday, January 24, 2011

Antidepresanlar...

Antidepresanlar uzerine onemli bir haber... Yillarca neden sacmaliklar pesinde kostugumun aciklamasi olabilir mi? Belki... Yuzume sacma bir gulumseme kondurdu mu? Evet... Haber metnine uygun haller yasadigimi da biliyorum. Demek ki haber dogru olabilir...

Cicek cocuklarinin halisunoejenler cektikleri malum... Milenyum nesli de sanirim antidepresanlari ile anilacak. Bir tane atalim, mutlu olalim, sevelim, sevilelim... Belki antidepresanlarin uzerine bir "baris" amblemi filan koyarlar. Ya da sigara paketlerindeki gibi uyarilar filan yazarlar. Kim bilir?

Sunday, January 23, 2011

Soguk

Hayatimin en soguk gunu, Ankara'ya son gittigim gundu ve siginacak bir mekan bulamamistim. Kontagini ceviren ilk dolmus ile ODTU'ye gidip, acilan ilk Gudas kantininden henuz kaynayamamis suyla yapilan kahvemi elime aldigimda parmaklarim sizlamisti.

Bugun hayatimin bir baska soguk gununde yine disaridaydim. -13 -15 derece civarlari yine hava. Icinde yurudugum karlar pantolonumu islatmiyor bile. Kum gibi silkeliyorum. Niyetim fotograf cekmek. Yine uygun isik icin cok gec kalmisim. Donus yolunda soguk icime islemeye basliyor. Yuzumde atki yok. Yuz derimin donmamasi icin surekli yuz kaslarimi oynatiyorum. Burnumdan akan damlalar eldivenimin uzerinde buz olmus.

Aklima Sarikamis geliyor. Allahuekber daglarinda sehid olan binler... Enver Pasa'nin aklindan acaba ne geciyordu? Kafkas cephesine gonderilen askerlerin secme askerler oldugunu soylerlerdi. Orduya kislik gerecleri getiren gemi rivayete gore Karadeniz'de bir denizaltiya av olunca Enver Pasa elde avucta olanlarla bu harekata kalkismis. Sarikamis cephesi icin mi anlatilir yoksa Almanlar'in Stalingrad bozgunu icin mi bilmem... Yuk arabalarini ceken atlarin acikta kalan yerlerini askerler bicaklarla azicik azicik keserler, at yavastan dondugu icin bunu etmez, kan zaten akiciligini yitirdigi icin de akmazmis. Sonra da bu et parcaciklari isitilir yenirmis.

Evet, acaba Enver Pasa'nin aklindan ne geciyordu. Uzerimdeki paltoyla sogukta yurumeye 2 saat dayanamamis ben ve Ortadogu'dan yeni gelmis, uzerlerindeki yazlik uniformalariyla daglara cikan askerler...

Saturday, January 22, 2011

Ah...

Gece gece insan eline "Puslu Kitalar Atlasi"ni alir mi?

Sozun tesirini anlamak icin sozle bas basa kalmak, biraz hakkinda okumak lazimmis...

Thursday, January 20, 2011

I'd love to change to world



Ne varsa eskilerde var erenler...

Yenilerin tepesinde oklava kirmak lazim...

Monday, January 17, 2011

To be or not to be European...

Aksam namazi icin gittigim camide islak ayaklarima nemli coraplarimi gecirmeye calisirken yuzumun donuk oldugu tarafta, cali supurgesi misali sakali ve kafasinin tepesini orten beyaz takkesi, yerlere uzanan entarisi ile Pakistanli oldugunu sandigim bir yuz bana bakiyor... Israrli bakislarini surdurunce, bir arkadasimin evinin esiginde karsilastigim, yine cali supurgesi misali sakallari olan ve kafasinin tepesine beyaz takke giyen bir baska Pakistanli oldugunu saniyorum ve selam veriyorum. Selamimi aliyor... Yanima geliyor, bir muhabbettir basliyor. Yanilmisim, insanlar birbirine benzermis. Yanilmisim, Pakistanli degil Bangladesli'ymis... Nereli oldugumu soruyor: "Turkish" diyorum. "Oooo, Avrupalisin yani!"

"Hayir" diyorum, "degilim. Biz girmeye calisiyoruz, onlar da bizi disarida tutmaya!"

"Ama," diyor: "Siz onlara yakinsiniz."

"Cografi olarak yakin olsak da kulturel farkliliklar var"

Tasdik edercesine "Evet," diyor "Bizden farklisiniz"

"Hayir, kast ettigim bizimle onlar arasindaki farklilik..." Sonra aklima geliyor, aslinda eleman kismen hakli. Onlar gibi de degiliz... "Iki arada bir derede, bir gecis medeniyetiyiz" diyorum. "Ama bizi aralarindan saymiyolar..."

Hos, saysinlar hevesinde degilim. Bizlerle bati farkliyiz. Bizlerle dogu da farkli. Aslinda biz de bizden farkliyiz. Neyse, farkliliklara dair elemanla ayak uzerinde deruni bir muhabbete dalacak degildim. O da ben de actik. O, gelen yemeginin basina kurulmak uzere caminin alt katindaki yemek salonuna gecerken, ben her seferinde kapali oldugunu gorup gerisin geri dondugum "Ferhat" abinin restoranin kapisinin yine kapali oldugunu gormek ve teyid etmek uzere karanliklarin icinde yurumeye koyuldum.

Wednesday, January 12, 2011

The Good Life

The movie may seem to be flowing rather slow if not depressing. However the pearl is hidden in the lines. Very brilliant ones, like the pearls of wisdom. The movie starts with a piercing line, a line that makes you dodge the next 1 hour of slow moving story, a drama. The line is:

"After you die nothing you ever owned matters, and everything you ever did does. You can't sell what you did to your family at a garage sale. "

The movie finishes very unexpectedly. So I wont tell what happens in the end. However, a couple lines need to be quoted here:

"Jason, the brain has enough oxygen to support full awareness for 10 to 15 seconds after the heart is destroyed. Go for the head. A lifetime full of pain, who needs 10 to 15 seconds more " (This is an advice from a father to his son).

"They call the hole left by the passage of a bullet through the body a permanent cavity. A permanent cavity is what cops strive for when shooting someone dangerous. They say the best bullet for the job when trying to incapacitate someone dangerous is the one that's bigger, the one with the most velocity, the one that creates the largest permanent cavity, the one that kills faster. What I think would be worse is being hit by a smaller caliber bullet over... and over... and over. A lifetime full of pain. Who needs 10 to 15 seconds more. "

Now the turn...

"But it's not pain. It's laughing with your friend at a time when you shouldn't. It's the sweat in your palms wanting to know someone you see and the pit in your stomach when they actually see you. It's being touched by hands that aren't your own. It's the thrill of an escape that almost wasn't. It's the embarrassment you feel, naked for the first time. It's helping a friend find something they lost. It's a smile, a joke, a song. It's what someone does that they like doing. It's what someone does that they like remembering. It's the thinking of things you may never do and the doing of things you may never have thought. It's the road ahead and the road behind. It's the first step and the last and every one in between, because they all make up the good life. "

The Great Dictator

Probably the most important line from the movie... The Jewish Barber says:

I'm sorry, but I don't want to be an emperor. That's not my business. I don't want to rule or conquer anyone. I should like to help everyone if possible; Jew, Gentile, black man, white. We all want to help one another. Human beings are like that. We want to live by each other's happiness, not by each other's misery. We don't want to hate and despise one another. In this world there is room for everyone, and the good earth is rich and can provide for everyone. The way of life can be free and beautiful, but we have lost the way. Greed has poisoned men's souls, has barricaded the world with hate, has goose-stepped us into misery and bloodshed. We have developed speed, but we have shut ourselves in. Machinery that gives abundance has left us in want. Our knowledge has made us cynical; our cleverness, hard and unkind. We think too much and feel too little. More than machinery, we need humanity. More than cleverness, we need kindness and gentleness. Without these qualities, life will be violent and all will be lost. The airplane and the radio have brought us closer together. The very nature of these inventions cries out for the goodness in men; cries out for universal brotherhood; for the unity of us all. Even now my voice is reaching millions throughout the world, millions of despairing men, women, and little children, victims of a system that makes men torture and imprison innocent people. To those who can hear me, I say, do not despair. The misery that is now upon us is but the passing of greed, the bitterness of men who fear the way of human progress. The hate of men will pass, and dictators die, and the power they took from the people will return to the people. And so long as men die, liberty will never perish. Soldiers! Don't give yourselves to brutes, men who despise you, enslave you; who regiment your lives, tell you what to do, what to think and what to feel! Who drill you, diet you, treat you like cattle, use you as cannon fodder. Don't give yourselves to these unnatural men - machine men with machine minds and machine hearts! You are not machines, you are not cattle, you are men! You have the love of humanity in your hearts! You don't hate! Only the unloved hate; the unloved and the unnatural. Soldiers! Don't fight for slavery! Fight for liberty! In the seventeenth chapter of St. Luke, it is written that the kingdom of God is within man, not one man nor a group of men, but in all men! In you! You, the people, have the power, the power to create machines, the power to create happiness! You, the people, have the power to make this life free and beautiful, to make this life a wonderful adventure. Then in the name of democracy, let us use that power. Let us all unite. Let us fight for a new world, a decent world that will give men a chance to work, that will give youth a future and old age a security. By the promise of these things, brutes have risen to power. But they lie! They do not fulfill that promise. They never will! Dictators free themselves but they enslave the people. Now let us fight to fulfill that promise. Let us fight to free the world! To do away with national barriers! To do away with greed, with hate and intolerance! Let us fight for a world of reason, a world where science and progress will lead to all men's happiness. Soldiers, in the name of democracy, let us all unite! Hannah, can you hear me? Wherever you are, look up Hannah! The clouds are lifting! The sun is breaking through! We are coming out of the darkness into the light! We are coming into a new world; a kindlier world, where men will rise above their hate, their greed, and brutality. Look up, Hannah! The soul of man has been given wings and at last he is beginning to fly. He is flying into the rainbow! Into the light of hope, into the future! The glorious future, that belongs to you, to me and to all of us. Look up, Hannah. Look up!

Sunday, January 9, 2011

Cantaloop

Bu parcanin riff'i eskiden bir TV programinin cingiliydi diye hatirliyorum...

Sunday, January 2, 2011

Bugun ne ogrendim: Ceasar Salad

Evde kendi basima ceasar salad yapmaya niyetlenince ogrendim ki...

Ceasar salad'in isminin Julius Ceasar ile alakasi yokmus. 1924 yilinda Meksika'nin Tijuana eyaletinde bir restoran isleten Italyan asilli sef Ceasar Cardini'nin, elde avucta bisiler kalmadigi bir gun, uydurdugu bir tarifmis...