Tuesday, September 18, 2007

Akademisyen ya da Instructor olmak

Akademisyen ile instructor olmak arasinda ufak bir fark var... Zahiren ufak. O da su: Kafanda bir soru tasimak ve aktif olarak zamanini bu soru hakkinda dusunerek gecirmek...

Bir arkadasim, ki kendisi fizikci idi ve 20.yy erken donem fizikcilerine hayrandi, butun fizikcilerin hayatlarina yon veren ve kendilerini taninir kilan teorilerin temellerini yirmili yaslarin ortalarinda attiklarindan, en azindan problemlerini kafalarinda kurduklarindan bahsetmisti. 28 yasindayim ve kafam beyaz bir sayfadan daha bos. Sanirim akademi bana gore degil. Lisede bile kafam daha cok doluydu problemler ile.

Akademide zaman gectikce beyin esnekligini, ya da problem cozmedeki yaraticilik ve hizini kaybededursun, insanin ileriki yaslarinda kokten yeni biseyler bulup cikarmasini beklemek hayal. Bir kac gun once basit bir integral hesabi ile ugrasmam gerekti, dusundum, tasindim, eskiden hoplata ziplata cozdugum basit bir integrali cozemedim.

Breh breh breh... Akademik acidan hayat ve varolus, saglam bir problem olusturabilmekle baslar.

Uzun zaman once okudugum "Genc Bilimadamina Ogutler" (ablam Izmir Fen Lisesi'ne giderken bana hediye etmisti) kitabinda bilimadaminin neden biraz da agnostik olmasi gerektigi tezini ileri surdugunu simdi daha kolay anliyorum. Dusunsel alemde ilerleyebilmek icin cevaplanamamis, cevaplanamamasi da rahatsizlik olan sorularla bogusmak, didismek lazim. Ta en basinda herseye kainatin sirrini bilir ya da biliyomus gibi bir eda ile yaklasmak, ki en kotusu aslinda bilmemek ve bilmediginden de haberdar olmamak, butun kesif durtusunu ve hazzini yok ediyor. O yuzden dusunen ve dusunsel alemde kesiflere yelken acan insanin az biraz inancsiz olmasi, kitaplarin hakikatine (kafasini defalarca orse vurup aci cekme pahasina) kafa tutmasi elzem.

Eninde sonunda sorular demleyip ve kesifler pesinde kosmayan bir kafa = bos kafa...

No comments: